DDizegâhDijital şiir arşivi
manzume · 19.–20. yüzyıl

Sensiz

Anne ve çocukla çıkılan karanlık gecede Dicle’nin yıldızlı yolu tek yumuşak ışık kaynağıdır. Ayın yokluğu hem kozmik hem kişisel bir eksiklik gibi duyulur; dallar, dullar ve rüzgâr korkuyu büyütürken annenin gözlerindeki yıldız yansımaları ortak hatırayı taşır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Annemle karanlık geceler bazı çıkardık;

    Boşlukta denizler gibi yokluk ve karanlık

    Sessiz uzatır tâ ebediyyetlere kollar...

    Guyâ o zaman, bildiğimiz yerdeki yollar

    Birden silinir, korkulu bir hisle adımlar

    Tenha gecenin vehm-i muhâlâtını dinler...

    Yüksekte sema haşr-ı kevâkiple dağılmış,

    Yoktur o sükûtunda ne rüya, ne nevâziş;

    Bir sâ'ir-i mechul-i leyâli gibi rüzgâr,

    Hep sisli temasiyle yanan hislere çarpar.

    Göklerde ararken o kadın çehreni, ey mâh!

    Bilsen o çocuk, bilsen o mahluk-u ziyahâh,

    Zulmette neler hissederek korku duyardı.

    Guyâ ki hafî bir nefesin -i serdi,

    Ruhunda bu ferdâ-yı siyah rengi fısıldar.

    Sakin geceler şefkat olan encüm-ü bîdâr,

    Titrer o karanlıkların evc-i kederinde,

    Hüsran ü tahassür gibi matem nazarında;

    Guyâ ki o dargın geceler ruhu boğardı

    Her şey bizi bir korkulu rüyayla sarardı.

    Zulmet ki müebbet, mütehâcim, mütemâdi,

    Eşkâle verir ayrı birer şekl-i münâdi.

    Dallar kuru eller gibi mebhut ü duâkâr,

    Zânuzede dullar gibi hep tûde-i eşçâr...

    Çılgın dolaşan bâd-ı leyâli ki serâir,

    Piş ü pey-i seyrinde koşar muzlim ü dâir;

    En sonda nigah-ı ebediyyet gibi titrer,

    Tâ ufka asılmış sarı bir lem'a-i muğber...

    Bir kafile-i ruh-ı kevâkip gibi mahmur,

    Zulmette çizer Dicle uzun bir reh-i pürnur...

    Ondan yalnız ruha gelir bir gam-ı mûnis,

    Yalnız o, karanlıklara rağmen yine pürhis,

    Yalnız... Bu kamersiz gecenin zîr-i perinde,

    Bir feyz-i ziya haşrederek âb-ı zerinde,

    Bir kafile-i ruh-ı kevâkip gibi mahmur,

    Zulmette çizer Dicle uzun bir reh-i pürnur...

    Dinlerdik onun şi'rini ben lâl, o hayali.

    Lâkin ne kadar hüzn ile tev'emdi meâli,

    Lâkin ne kadar târ idi sensiz o nazarlar!

    Guyâ, o zaman nurunu, ey mâh-ı mükedder,

    Eylerdi sema lu'lu-i hüznüyle telafi.

    Yıldızları göklerden alıp bir yed-i mahfi,

    Bir bir o donuk gözlerin a'mâkına isâr

    Eylerdi ve zulmette koşarken yine rüzgâr,

    Ruhumda benim korku, ölüm, ,

    Çeşminde onun aks-i kevâkiple dönerdik...

    1Annemle bazı karanlık geceler dışarı çıkardık;

    2Boşlukta, denizler gibi, yokluk ve karanlık

    3Kollarını sessizce sonsuzluklara kadar uzatırdı...

    4Sanki o zaman, bildiğimiz yerlerdeki yollar

    5Birden silinir; adımlarımız korkulu bir duyguyla

    6Issız gecenin imkânsızlıklarla dolu kuruntusunu dinlerdi...

    7Yukarıda gökyüzü, yıldızların mahşeriyle dağılmıştı;

    8O sessizliğin içinde ne düş vardı ne okşayış.

    9Rüzgâr, gecelerin bilinmeyen bir şairi gibi,

    10Sisli dokunuşuyla durmadan yanan duygulara çarpardı.

    11O kadın göklerde yüzünü ararken, ey ay,

    12Bir bilsen o çocuk, bir bilsen o ışığa susamış varlık,

    13Karanlıkta neler hissedip nasıl korkardı.

    14Sanki gizli bir nefesin soğuk esintisi

    15Ruhuna bu kara yarının rengini fısıldardı.

    16Durgun gecelere şefkat olan uyanık yıldızlar

    17O karanlıkların keder doruğunda titrer,

    18Matemli bakışında yenilgi ve özlem gibi görünürdü.

    19Sanki o dargın geceler ruhu boğardı;

    20Her şey bizi korkulu bir düşle sarardı.

    21Karanlık sonsuz, saldırgan ve kesintisizdi;

    22Her varlığa ayrı, seslenen bir biçim verirdi.

    23Dallar, kuru eller gibi şaşkın ve duaya açılmış;

    24Ağaç yığınlarıysa diz çökmüş dullar gibiydi...

    25Çılgınca dolaşan gece rüzgârı; sırlar

    26Onun karanlık, dönüp duran yürüyüşünün önü sıra, ardı sıra koşardı.

    27En uzakta, sonsuzluğun bakışı gibi titrerdi

    28Ufka asılmış sarı, bulanık bir parıltı...

    29Yıldız ruhlarından oluşan bir kervan gibi mahmur,

    30Dicle karanlıkta uzun, ışıklı bir yol çizerdi...

    31Yalnız ondan ruha yakın bir keder gelirdi;

    32Yalnız o, karanlıklara rağmen yine duyguyla doluydu;

    33Yalnız o... Bu aysız gecenin kanatları altında,

    34Altın suyunda ışığın bereketini bir araya getirerek,

    35Yıldız ruhlarından oluşan bir kervan gibi mahmur,

    36Dicle karanlıkta uzun, ışıklı bir yol çizerdi...

    37Onun şiirini dinlerdik: ben suskun, o düşünceli.

    38Ama anlamı ne kadar da hüzünle iç içeydi;

    39Ama o bakışlar sensiz ne kadar karanlıktı!

    40Sanki, ey kederli ay, o zaman senin ışığının eksikliğini

    41Gökyüzü hüznün incileriyle giderirdi.

    42Gizli bir el yıldızları göklerden alır,

    43Birer birer o donuk gözlerin derinliklerine saçardı;

    44Rüzgâr yine karanlıkta koşarken,

    45Benim ruhumda korku, ölüm ve karanlık geceyle,

    46Onun gözlerinde yıldızların yansımalarıyla dönerdik...

    Anne ve çocukla çıkılan karanlık gecede Dicle’nin yıldızlı yolu tek yumuşak ışık kaynağıdır. Ayın yokluğu hem kozmik hem kişisel bir eksiklik gibi duyulur; dallar, dullar ve rüzgâr korkuyu büyütürken annenin gözlerindeki yıldız yansımaları ortak hatırayı taşır.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Şiir, bağlı kaynakta Ahmet Haşim adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.

Atıf kanıtını aç ↗

Metin, Türkçe Vikikaynak'ın 173203 numaralı sabit revizyonuna bağlıdır. Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirZulmet
Ey sen
Ahmet Hâşim · manzume

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

hafi

gizli

eşcar

ağaçlar

kamer

ay

nefha

esinti

haşr-ı kevâkip

Gökte toplanmış büyük yıldız kalabalığı.

leyle-i târik

Işıksız ve yoğun karanlık gece.