Sevdim ammâ bîvefâ bilmezdim evvel ben seni
Konuşan sevgiliyi sevdiğini, fakat önceden onun vefasız, zalim ve cefa dolu olduğunu bilmediğini tekrarlar. Cünun zinciri gönül İskender’ini bağlar; ayrılık, tanışıklık ve rakibin yakın iftirası araya girer. Sevgili canların feda edildiği ay yüzlü, dert ehlinin dermanı olarak övülür. Son kıtada Ömer’in dile düşmesi ve sevgilinin gizlice şarapla güzeller arasında eğlenmesi yüzünden onun zevk ve safaya düşkünlüğünü geç öğrendiği söylenir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Sevdim ammâ bilmezdim evvel ben seni
Şûh u zâlim pür cefâ bilmezdim evvel ben seni
1Seni sevdim ama vefasız olduğunu önceden bilmezdim;
2Şuh, zalim ve cefa dolu olduğunu önceden bilmezdim.
- 2
kıldı cunun gönül İskender’ini
Böyle tarz-ı şûh edâ bilmezdim evvel ben seni
1Delilik zinciri gönlün İskender’ini bağladı;
2Seni böyle şuh tavırlı bilmezdim önceden.
Cünun bir “bend-i zencîr” kurup gönlün İskender’ini bağlar; dünyaya hükmeden hükümdar imgesi iç dünyada tutsak olur. Sevgilinin “tarz-ı şûh edâ”sı bu zincirin görünür davranış karşılığıdır ve geç tanımanın şaşkınlığını büyütür.
- 3
Hayli demlerdir aramızda var
Bî edebliktir şehâ sizde gedâlık semti var
1Uzun zamandır aramızda ayrılık yönü var;
2Ey şah, sizde yoksulluk yönü bulunması edepsizliktir.
Ayrılık “semt” diye arada yerleşmiş yön veya mahal olur; uzun süresi “hayli demler”le belirtilir. Şahta “gedâlık semti” bulunmasını edepsizlik saymak, yüce sevgilinin davranışını yoksul ve değersiz bir tutum gibi eleştirir.
- 4
Tâ ezelden gözlerinle var
Görmeseydim sâbıka bilmezdim evvel ben seni
1Gözlerinle ezelden beri tanışıklık yönü var;
2Daha önce görmeseydim seni önceden bilmezdim.
Gözlerle aşinalık “tâ ezel”e kadar götürülür; tanışıklık biyografik karşılaşmadan önce kader alanına yerleşir. “Sâbıka” görme koşulu, buna rağmen tanımanın bakış deneyimiyle gerçekleştiğini ve geçmişin şimdi yeniden yorumlandığını gösterir.
- 5
Bilmiş ol âgâhın olsun kıl hazer ey dil firîb
Uğradılar âkıbet bir iftirâya
1Bilmiş ol, haberin olsun; sakın ey gönül aldatan;
2Çok yakında sonunda bir iftiraya uğradılar [kişi bağı açık].
“Âgâhın olsun” sevgiliye açık uyarı, “kıl hazer” korunma emridir; gönül aldatan kişi bu kez tehlikenin hedefidir. Yakın zamanda iftiraya uğrayan çoğul öznenin kimliği kapanmaz, bu yüzden olay rakibe veya sevgiliye tahminle bağlanmaz.
- 6
Bûsesin aldım sarıldım diyu lâf itmiş rakîb
Derde em bilmezdim evvel ben seni
1Rakip ‘öptüm, sarıldım’ diye laf etmiş;
2Seni derdime merhem, yarama şifa bilmezdim önceden.
Rakibin öpüp sarıldığına dair lafı yakınlığın kendisinden çok söz yoluyla kurulan saldırıdır. Konuşan sevgiliyi derdine merhem ve yarasına şifa sanmıştır; iftira bu iyileştirici imgeyi yarayı derinleştiren habere çevirir.
- 7
Yoluna canlar fedâ cânân imişsin şüphesiz
Mihr-i âlem imişsin şüphesiz
1Şüphesiz yoluna canların feda edildiği sevgiliymişsin;
2Şüphesiz âlem güneşi ve devrin afetiymişsin.
Canların yola feda edilmesi sevgilinin değerini toplu adanmayla ölçer. “Mihr-i âlem” aydınlatıcı güneşken “âfet-i devrân” aynı kişiyi çağın felaketi yapar; övgü ile yıkım şüphesiz hükmü içinde birlikte tutulur.
- 8
Ehl-i derdin derdine dermân imişsin şüphesiz
Şüphesiz ey mehlika bilmezdim evvel ben seni
1Şüphesiz dert ehlinin derdine dermanmışsın;
2Ey ay yüzlü, şüphesiz seni önceden bilmezdim.
Sevgili “ehl-i derd”in dermanı sayılır, yani yalnız konuşanın değil bütün acı topluluğunun şifasıdır. Ay yüz hitabı bu tıbbi rolü güzellik ışığıyla tamamlar; nakarat, böylesi bir niteliğin de ancak sonradan öğrenildiğini söyler.
- 9
Der ki bu Âşık Ömer bir hele şây oldum ile
Ey perî sen bâri düşürme sakın kendin dile
1Bu Âşık Ömer der: ‘bir hele şây oldum ile’ [yüzey kapalı];
2Ey peri, bari kendini sakın dillere düşürme.
Mahlaslı “bir hele şây oldum ile” yüzeyi sözdizimce kapanmadığı için ün veya yayılma hikâyesi kesinleştirilmez. İkinci dize daha açıktır: peri sevgili kendisini dillere düşürmemeli, mahrem itibarını kamusal söylentiden korumalıdır.
- 10
Uğrun uğrun âlem eylersin mey ü mahbûb ile
bilmezdim evvel ben seni
1Gizli gizli şarap ve sevgiliyle eğlenirsin;
2Seni zevk ve safaya eğilimli bilmezdim önceden.
“Uğrun uğrun” eylemin gizliliğini iki kez pekiştirir; mey ve mahbup birlikte eğlence çevresi kurar. Son öğrenilen özellik “mâil-i zevk u safâ”dır; şiir vefasızlıktan başlayıp gizli haz düşkünlüğüne ulaşan tanıma bilançosuyla kapanır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.340 gövdesinde “Der ki bu Âşık Ömer bir hele şây oldum ile” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n340-5087F3637004. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.340, PDF 274–275; 10 iki dizelik birim/20 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Açılış sevmenin tanımadan önce gerçekleştiğini söyler; sonradan öğrenilen ilk nitelik “bîvefâ”lıktır. Şuhluk, zulüm ve cefa ikinci dizede yığılır, nakarat ise geçmiş bilgisizliği her yeni hükmün değişmez ölçüsü yapar.