Seyran edip bu Âlemi gezerken
Şair yolda bir topluluğa rastlıyor ve altı dörtlük boyunca onları tarif ediyor: neye uydukları, neyi yıktıkları, neyi içtikleri. Nakarat sabit kalmıyor, dörtlükten dörtlüğe değişerek yalnız kafiyeyi taşıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
edip bu Âlemi gezerken
Uğradım gördüm bir bölük canları
Cümlesinin erkânı bir yolu bir
Muhammed, Aliye çıkar yolları
1Seyrana çıkıp bu âlemi gezerken
2bir bölük cana uğradım, gördüm.
3Hepsinin erkânı bir, yolu bir;
4yolları Muhammed'e, Ali'ye çıkar.
- 2
Cümle bir mürşide demişler
Tesbihleri Allah, Muhammed, Ali
Meşrebi Hüseynî, ismi Alevî
Muhammed, Aliye çıkar yolları
1Hepsi bir mürşide "beli" demiş;
2tesbihleri Allah, Muhammed, Ali.
3Meşrepleri Hüseynî, adları Alevî;
4yolları Muhammed'e, Ali'ye çıkar.
"Beli" Farsçada evet demektir; mürşide verilen ikrarın sözüdür ve tek hecede bütün bağlılığı taşır. Ardından topluluk üç ölçütle tanımlanıyor: neyi zikrettiği, hangi meşrepten olduğu, hangi adla anıldığı. Tarif dışarıdan yapılmıyor, topluluğun kendi diliyle veriliyor.
- 3
Durakları irfan bağile bostan
Silinmiş kalpleri gümandan, pastan
Cümlenin muradı bir fidan dosttan
Arı gibi sadalaşır ünleri
1Durakları irfan bağıyla bostan;
2kalpleri şüpheden, pastan silinmiş.
3Hepsinin muradı dosttan bir fidan;
4sesleri arı gibi birbirine karışır.
Nakarat burada bozuluyor: dördüncü dize "yolları" yerine "ünleri" diyor, kafiye duruyor ama tekrar bitiyor. Dörtlük baştan sona bahçe — bağ, bostan, fidan, sonunda arı. Kalbin pastan silinmesi ise ayna mazmunu; cilalanmayan ayna göstermez olur, cilalanan gösterir.
- 4
Sıratımız, anı, bunda geçmişler
Varlık, benlik binasını yıkmışlar
Al giymişler has donundan çıkmışlar
Gece Kadir, gündüz bayram günleri
1Sıratımızı, onu, burada geçmişler;
2varlık ve benlik binasını yıkmışlar.
3Al giymişler, öz donlarından çıkmışlar;
4geceleri Kadir, gündüzleri bayram.
Sırat köprüsü ahiretten alınıp bu dünyaya taşınıyor: "bunda", yani burada geçilmiş. Sonraki dize yapmayı değil yıkmayı marifet sayıyor; varlık ile benlik bir bina gibi düşünülüp yerle bir ediliyor. Kapanış takvimi kaldırıyor — kutsal gün istisna olmaktan çıkıp günün kendisi oluyor.
- 5
Bir nefeste bir imâma uymuşlar
Birinin niyazın bine saymışlar
Kaynayıp ta kaptan kaba konmuşlar
Haber duymuş dost elinden canları
1Bir nefeste bir imama uymuşlar;
2birinin niyazını bin saymışlar.
3Kaynayıp kaptan kaba konmuşlar;
4canları dost elinden haber almış.
İki sayı çarpışıyor: bir niyaz bin sayılıyor. Cemaatin aritmetiği tek kişiyi topluluğun tamamı kadar ağır kılıyor. Üçüncü dize mutfaktan geliyor; kaynayan şey kaptan kaba aktarılır. Can göçünü bir mutfak işiyle anlatan bu dize devriye inancına da kapı aralıyor.
- 6
Kul Himmetim gerçeklerin bu meydan
Özün kurtarmışlar sıfat-ı şirkten
Hep içmişler Kırklar içtiği demden
Haber duymuş dost elinden canları
1Kul Himmet'im, gerçeklerin meydanı budur;
2özlerini şirk sıfatından kurtarmışlar.
3Hepsi Kırklar'ın içtiği demden içmiş;
4canları dost elinden haber almış.
Kaynakta mahlas kesmesiz yazılmış, öyle bırakıldı. Kafiye bu dörtlükte aksıyor: "şirkten" ile "demden" tutuyor ama ilk dizedeki "meydan" dışarıda kalıyor. "Dem" üç yana çekilebilen bir kelime — içilen şey, çekilen nefes ve zamanın kendisi; üçü de Kırklar'ın kadehinde toplanıyor.
Metnin kaynağı
Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinden; Türkçe Vikikaynak'taki 144021 numaralı sürüm esas alındı, imlâsına dokunulmadı. Kaynaktaki kesmesiz "Kul Himmetim" ile dizelerdeki virgüller olduğu gibi bırakıldı. İlk iki dörtlük kaynakta araya boş satır konmadan dizilmiş; dörtlükler burada ayrıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Nefes bir tanıklık gibi açılıyor: şair gezerken rastlıyor, anlatan değil gören oluyor. "Bir bölük" askerî bir sayma birimidir; canlar için kullanılınca topluluğa saf düzeni fikri veriyor. Üçüncü dize "bir"i iki kez söyleyip birliği iddia etmeden gösteriyor.