Seyrân ettim erenlerin demini
Altı bendin beşi “gördüm” ile kapanan bir görü zinciri. Burak, kudret kandili, Veysel Karanî'nin katarı, Musa, Hızır, İsmail'in kurbanı ve Düldül aynı bakışın içinden geçer; sonda görüntü topluluğa ve müşkilin mürşide açılmasına bağlanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
ettim erenlerin demini
Kudret kandilini yanarken gördüm
olub içtim âb-ı hayattan
Hazret- Peygâmber’i kanarken gördüm
1Erenlerin demini seyrettim
2Kudret kandilinin yandığını gördüm
3Burak olup âb-ı hayattan içtim
4Hazret-i Peygamber'in kandığını gördüm
- 2
Günde bin kez Hak’ka şükür ederken
Veysel erenler katarın yederken
Mûsâ Hak’kın dîdârına giderken
Hızır müşkilini anarken gördüm
1Günde bin kez Hakk'a şükrederken
2Veysel erenler katarı yederken
3Musa Hakk'ın didarına giderken
4Hızır'ı müşkülünü anarken gördüm
Üç ayrı zaman aynı bakışın içine giriyor: Veysel Karanî'nin katarı, Musa'nın Tûr yolculuğu, Hızır'ın müşkil anışı. “Yedmek” bir hayvanı yularından çekmektir; katar yedmek de mürşidin canları kendi ardınca dizip götürmesinin resmidir.
- 3
Halil Kâ’be yaptı insan gelmeğe
Şüphesiz günahlar kabûl olmağa
İsmail uğruna kurban kılmağa
Bir melek bir koyun yederken görüdüm
1Halil, insanlar gelsin diye Kâbe'yi yaptı
2Günahlar şüphesiz bağışlansın diye
3İsmail'in yerine kurban edilsin diye
4Bir meleğin bir koyun çektiğini gördüm
Üç dize üst üste “-meğe / -mağa” ile bitip amaç sıralıyor, dördüncüsü sahneyi gösteriyor: melek koyunu yedip getiriyor. İbrahim'in adı geçmiyor, “Halil” lakabı yetiyor. Kaynakta son dize “görüdüm” diye dizilmiş; öbür beş bendin redifi “gördüm”, dizgi olduğu gibi bırakıldı.
- 4
Nerden düşman gelir ise duyardı
Dost uğruna cân ü başı koyardı
Her gün Hamza âşikâre gezerdi
Ali’yi Düldüle binerken gördüm
1Düşman nereden gelirse gelsin sezerdi
2Dost uğruna canını başını verirdi
3Hamza her gün açıkça, gizlenmeden dolaşırdı
4Ali'yi Düldül'e binerken gördüm
Üç dize geçmiş zaman kipiyle Hamza'yı anlatıyor, dördüncüsü şimdiye dönüp “gördüm” diyor. Hamza'nın âşikâre gezmesi ile Ali'nin Düldül'e binmesi yan yana konunca cesaret bir huy olmaktan çıkıp görülebilen, seyredilebilen bir hâle dönüşüyor.
- 5
Vefâsı yok imiş şunda fenânın
Hisâbı yok imiş mülke konanın
Yavrusun aldırmış garib ananın
Parlayı parlayı yanarken gördüm
1Bu fâni dünyanın vefası yokmuş
2Mülke konanın hesabı tutulmazmış
3Garip ananın yavrusunu almışlar
4Onu parlaya parlaya yanarken gördüm
Şiirin tek dünyevî bendi burası: peygamberlerden ve velilerden sonra sahneye bir garip ana geliyor. “Parlayı parlayı yanmak” hem ateşin görüntüsü hem yasın sesidir; “gördüm” redifi ilk kez bir kerâmete değil bir acıya tanıklık ediyor.
- 6
Pir Sultan’ım eder şunda gelmişler
Dizilmişler duâsını almışlar.
Bir birinin eteğini tutmuşlar
Müşkilin mürşide tınarken gördüm
1Pir Sultan'ım der ki, işte buraya gelmişler
2Sıraya dizilip duasını almışlar
3Birbirinin eteğinden tutmuşlar
4Müşkülünü mürşide açarken gördüm
Son bent tek tek görülenleri bir topluluğa bağlıyor: dizilmek, etek tutmak ve müşkili mürşide tınmak aynı erkânın üç hâli. “Tınmak” ses etmek, ağzını açmak demektir; şiir görmekle başlayıp söylemeye varıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144585 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un “Bektaşî Şairleri ve Nefesleri” antolojisinin Pir Sultan Abdal bölümünden geliyor. Kaynakta beşinci ile altıncı bendin arasındaki boş satır düşmüş; yirmi dört dize redif düzenine göre dörder dizelik altı bende ayrıldı. İki dizgi kusuru korundu: birinci bentteki “Hazret- Peygâmber’i”nde izafet eki eksik dizilmiş (dize on bir heceyi ancak yazıldığı hâliyle tutuyor), üçüncü bendin son dizesindeki “görüdüm” ise öbür beş bentte “gördüm” olan redifin bozuk basımıdır ve o dizeyi on iki heceye çıkarır. Altıncı bendin ikinci dizesi kaynakta nokta ile biter; şiirin öbür yirmi üç dizesinde noktalama yoktur, bu tek nokta atılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şiir bir “gördüm” zinciri olarak kurulmuş; her bendin son dizesi aynı fiille kapanıp görüleni bir deftere kaydediyor. İlk bentte şair seyreden değil, bineğe dönüşen kişidir: Burak olup suyu kendi içiyor, kanan ise Peygamber oluyor. Tanıklık ile taşıyıcılık aynı dizede birleşiyor.