DDizegâhDijital şiir arşivi
Serbest düzenli anlatı şiiri · 19. yüzyıl

Sinema Şairi

Üsküdar iskelesindeki rüzgârlı bir anda parasız kalan yaşlı ve itibarlı kişinin çocuklarla çevrili görüntüsü, toplumsal rütbe ile gündelik düşkünlük arasındaki ironiyi açar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Rüzgâr, rüzgâr, bir havaî zelzele

    Üsküdar.

    İskele,

    herkeste , acele...

    Yeri var...

    İşte vapur haykırıyor hiddetle...

    Son düdük

    .

    lâkin karayelmiş bu ne berbat rüzgâr!

    Bu, evet, zelzele!

    Bir sıska toprak hergele

    çekmekte çürük,

    bir araba!

    Geliyor. Durdu, bu kimdir acaba?

    Canlı bir -i kıymetdâr

    çıktı bir manzara-i -res...

    Bir takım kirli çocuklarla mhât.

    Bir hazin-ü mütefekkir

    yâdigar!

    Almalı ancak bunu herkes

    yâda.

    Vaz'ı hâmuşu müheyya gibi bir feryada!

    İhtiyar

    Hayli de pejmürde ıyafet... Ancak

    küberâ-yı fukaradan olacak:

    Revişinden kılınan istinbat.

    Hem kibar

    hem de veli çehreli bir hatıra âl-i aba!

    Galiba

    Çamlıca'da sâkin,

    o bir ehl-i tarik

    Bakıyor her yana bir hayret-i pür-haclet ile.

    Hele, çok geçmedi lâkin

    arası:

    Âşikâr

    oldu hep esrârı, ne lâzım ta'mik?

    Arabayla vapura vermek için

    yok parası!

    Bu demek ehl-i maaş!...

    Toprağın altına da girmek için

    para lazım! Karayelmiş ne denir böyle yele?

    Çok şükür, rastgele.

    Bir ehl-i ata

    ediyor bir lira itâ

    rüzgâr,

    mesele,

    altın... ve çocuklarda telâş!

    Karayel oldu sarı!

    Altını bo<du. Ufaklık yapıyor...

    Ve çocuklar kapıyor.

    Hoşuna gitti bu yağma

    gayet.

    Şen ü şâd oldu keder manzarası.

    İşte son merhale,

    son mevîd ü mikat:

    Vapura girdi nihayet,

    heyhat!

    O çocuk belki çıkarken dışarı!

    Acaba kim bu mübarek simâ?

    Dediler: İşte bu bir yüz karası!

    Ne demektir bu muammâ?

    Hedemâta sademât!

    O gün a'yân-ı kirâmdan bir zât

    feleğin olmuş idi maskarası!

    Bense nazmen ediyorum tekrar:

    Rüzgâr, rüzgâr,

    Bir hayaî zelzele!

    1Rüzgâr, rüzgâr; sanki havada bir deprem.

    2Üsküdar.

    3İskele.

    4Herkes üşüşüyor; büyük bir telaş var…

    5Bunun da bir nedeni var…

    6Vapur öfkeyle haykırıyor…

    7Son düdük,

    8Büyük bir gürültü.

    9Meğer karayelmiş; ne berbat rüzgâr!

    10Evet, bu gerçekten bir deprem!

    11Sıska bir kır atı,

    12Çürük bir arabayı

    13Çekiyor!

    14Araba geldi ve durdu; içindeki kim?

    15Değerli ve canlı bir anıt gibi biri,

    16İnsanda acıma uyandıran bir görüntü içinde belirdi.

    17Çevresini kirli çocuklar sardı.

    18Düşünceli, kederli ve kimsesiz bir

    19Hatıra!

    20Herkes onu mutlaka

    21Hatırlamalı.

    22Sessiz duruşu sanki bir feryada hazır.

    23İhtiyar,

    24Oldukça eski püskü giyimli; ama

    25Yoksul ileri gelenlerden biri olmalı.

    26Yürüyüşünden çıkarılan sonuç bu.

    27Hem seçkin,

    28Hem ermiş yüzlü, eski bir büyükler hatırası!

    29Galiba

    30Çamlıca’da oturuyor.

    31Bir tarikat ehli olmalı.

    32Utançla karışık bir hayret içinde çevresine bakıyor.

    33Çok geçmeden

    34İşin aslı

    35Açıkça

    36Ortaya çıktı; daha fazla araştırmaya ne gerek var?

    37Arabadan vapura geçebilmek için

    38Parası yok!

    39Demek maaşlı seçkinlerin hâli bu!

    40Toprağın altına girmek için bile

    41Para gerek! Karayele başka ne denir?

    42Neyse ki karşısına

    43Cömert biri çıktı.

    44Ona bir lira veriyor.

    45Rüzgâr,

    46Mesele,

    47Altın para… Çocuklar hemen telaşlandı!

    48Karayel bir anda sarı renge büründü.

    49Altını bo[z]du; ufak paraya çeviriyor…

    50Çocuklar hepsini kapıyor.

    51Bu yağma ihtiyarın

    52Çok hoşuna gitti.

    53Kederli görüntü birden neşelendi.

    54İşte son aşama,

    55Son buluşma yeri ve zamanı:

    56Sonunda vapura bindi.

    57Ne yazık!

    58O çocuk belki dışarı çıkarken!

    59Bu mübarek yüzlü kişi kimdi?

    60Dediler ki: İşte bir yüz karası!

    61Bu bilmece ne anlama geliyor?

    62Hizmetçilere çarpıp duran sarsıntılar!

    63O gün devletin ileri gelenlerinden biri,

    64Kaderin maskarasına dönmüştü.

    65Ben de bunu şiirle yeniden söylüyorum:

    66Rüzgâr, rüzgâr,

    67Havada kopan bir deprem!

    Kesik dizeler, vapur düdüğünü ve iskele telaşını sinema kurgusu gibi art arda bindirir. Başta “canlı âbide” diye görülen ihtiyarın parasızlığı açığa çıktıkça saygınlık görüntüsü çözülür; son “yüz karası” sözü, kişiden çok onu bu hâle düşüren düzene yönelen bir hicivdir.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Yazar başlığı sabit 153038 revizyonunda ve bağlı kurumsal kimlik kaynağında doğrulandı.

Atıf kanıtını aç ↗

Yazar başlığı sabit 153038 revizyonunda ve bağlı kurumsal kimlik kaynağında doğrulandı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Önceki şiirBelde
I
Abdülhak Hâmid Tarhan · Üç altılık bölüm

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

tehâcüm

Bir yere topluca üşüşme.

velvele

Büyük gürültü.

âbide

Anıt.

rikkat

İncelik, acıma duygusu.

bîkes

Kimsesiz.

a‘yân

Osmanlı döneminde ileri gelenler meclisi üyesi.