DDizegâhDijital şiir arşivi
kaside/kıt’a · 19. yüzyıl

Sitâyiş

“Sitâyiş”, Ramazan hilâlini bağışlanma sofrasını gösteren bir işaret parmağı gibi yorumlar; geceyi aydınlatan gök görüntüsü dinî bir sembole dönüşür.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Hilâl-i mâh-ı âsmân üzre hüveydâdır

    Ser-â-ser rûy-ı arza her gece envâr-bahşâdır

    Hilâl ammâ ki hân-ı ni'met-i gufrân-ı Yezdân'a

    Hakîkatte Müselmânân içün engüşt-i îmâdır

    Hoşâ mâh-ı safâ-bahş-ı-kulûb-ı ehl-i îmân kim

    Kudûmüyle gürûh-ı mü'minîn üşküfte sîmâdır

    Zihî eyyâm-ı ferruh-fâl ü hoş-hâl-i mübârek kim

    Cihân âzâde gamdan şimdi her sûlarda pûyâdır

    Olur mu gayrı rindân-ı Hudâ hâhişger-i işret

    Nevâl-i sufre-i iftârı gör hem keyf-i sahbâdır

    Cevâmi' bâgzar-ı nev-bahâr-ı fezy-i akdestir

    Menâr üzre mü'ezzin andelîb-i nagme-pîrâdır

    Olup kandîl-i reng-â-reng ile pür-sû-be-sû esvâk

    O tertîb-i dil-ârâ üzre gûyâ necm-i garrâdır

    Zemînde âsmân şeklinde pür-nakş u nigâr oldu

    Bilinmez hâk-i İstanbul mudur yâ çerh-i vâlâdır

    Degildir encüm-i seyyâre edip sıbyân

    Havâlanmış kanâdîl-i pür-envâr-ı şeb-ârâdır

    Aceb revnak-pezîr-i lutf-ı Mevlâ oldu âlem kim

    Gönül fart-ı mesârrından bu beyt-i pâki gûyâdır

    Mücessem şevk u şâdî-i tarab-zâ-yı keder-âşûb

    Mükemmel sûr-ı yagma-güster-i endûh-fersâdır

    İki âfet gibidir ma'nîde rûz u şeb-i

    K'olunsa nazra-i im'ân biribirinden a'lâdır

    Ne rûz âyine-i safvet-ver-i ruhsâre-i ümmîd

    Ne şeb gencîne-i nâ-yâb-ı feyz-i lutf-ı Mevlâ'dır

    Biri hemçün cemâl-i pâk-i pür-fer ü tâbiş

    Biri mânend-i hatt-ı tâze-i dil-ber mutarrâdır

    Aceb mi âşıkane bir gazel tarh eylesem şimdi

    Hâyâl-i yâr zîrâ dilde âteş-bâr-ı sevdâdır.

    Nigâhı fitnede Hârût'a bir üstad-ı yektâdır

    Ki âlem ser-te-ser sihriyle ser-gerdân u şeydâdır

    Te'âlâ'llâh zihî mihr-i cemâl-i feyz-i yâri kim

    Meh ü -i gerdûn rûz u şeb vakf-ı temâşâdır

    Göñül bî-çâre yâr âvâre rûy-ı baht ise kare

    Aceb da'vâ aceb sevdâ aceb olmaz tevellâdır

    Hayâl-i kameti eksik degil bir lâhza hâtırdan

    Hemîşe mülk-i dil mahşer gibi pür-şûru gavgadır

    Nice baksun beyâz-ı gerden-i billûruna zîrâ

    Görünce aksini âyînede ser-mest-i sevdâdır

    Nice dâd eylesün uşşâkına ol hod-perest-i nâz

    Ki cân-sûzî-i aşkından o da mu'tâd-ı şekvâdır

    Penâh-âver olub dergâh-ı lutf u adline dâ'im

    Anıñçün dâd-hâh-ı pâdişâh-ı kişver-ârâdır

    O şâhenşeh ki ednâ bende-i dergâh-ı vâlâsı

    Yedi iklîme İskender gibi fermân-fermâdır

    O şâhenşeh ki rîzesiniñ gerdânı sim rahşı

    Murassa-yı tâc-ı şâhane cihân üzre hevâdadır

    O şâhenşeh ki vasf-ı zât-ı pür-cûd u atâyâsı

    Şeker-rîz-i zebân-ı kudsiyân-ı arş-ı a'lâdır

    Süleymân-pâye Han Abdülazîz-i dâd-fermâ kim

    Vücûd-ı pâki dehre ni'met-i Mevlâ-te'âlâdır

    Yegâne şehsüvâr-ı arsa-i rezm ü celâdet kim

    Şerâr-ı na'l-i rahşı tâb-sûz-ı hayl-i a'dâdır

    Hıdîv-i rûzgâr-ı ma'delet kim sıyt-ı iclâli

    Sanem-bahş-ı şehinşâhân-ı heft iklîm-i dünyâdır

    Aceb bir nüsha-i pâk-i füyûzât-ı Hudâ'dır kim

    Ne gûne fazl u himmet dersin anda cümle peydâdır

    Fehîm-i nüktedândır mû-şikâf-ı ehl-i hibrettir

    Dilâverdir sahîdir dâver-i dindâr u dânâdır

    Hıdîv-i bende-perverdir müket-senc ü sühanverdir

    Penâh-ı saltanattır mültecâ-yı dîn ü danyâdır

    Murassa' tahtgâh-ı devlet üzre şâh-ı zî-şândır

    Muâllâ âsmân-ı şevket üzre mâh-ı garrâdır

    Fürug-ı re'y-i âlem-gîri mihr ü meh gibi rûşen

    Zamîr-i enveri âyineler vârî mücellâdır

    Miyân-ı bezmde nâzende bir şûh-ı kamer-tal'at

    Gehî meydâna çıksa şîr-i kûh-endâz-ı gavgadır

    N'ola ger pâyına sükkân-ı ulvî çehre-say olsa

    Hazîz-i âsitânı arş-ı a'lâdan mu'allâdır

    N'ola İskender'i ger kılsa mî-âhûr-ı ıstablı

    İnân-gîr-i küheylân-ı sebük-cevlânı Dârâ'dır

    Ne güçtür böyle bir şâhenşehi memdûh edinmek kim

    Kemâl-i cûd u fazl u şevketi bîrûn-ı ıtrâdır

    Dü-desti âleme bahş-ı dür ü gevher kılar gûyâ

    Biri kan-ı mürüvvettir biri bahr-ı atâyâdır

    Gözünde dürr ü sîm ü gevher ü zer zerreden kemdir

    Yanında şeb-çerag-ı âlem-ârâ seng-i hârâdır

    eder her mürde-i sad-sâle-i derd ü gamı ihyâ

    Nesîm-i hulku gûyâ kim dem-i can-bahş-ı İsâ'dır

    Ser-â-ser âlemi teshîre kılsa himmeti niyyet

    Nüfûz-ı emr ü fermânı hemân mevkûf-ı îmâdır

    Ne güçlük var cihânı mülküne zannetmege zîrâ

    Cünûd-ı fevz ü nusret hem-idâd-ı mevc-i deryâdır

    Cünûd olmasa da yek başına tevfîka mazhardır

    Ki dâ'im maksadı icrâ-yı emr ü hükm-i Mevlâ'dır

    Zamân-ı adl ü dâdında bi-kavl-i Nef'-i sâhir

    «Gazâle saydgâh-ı şîr-i ner cây-ı temâşâdır»

    eger maksûd edinse rûzgârı durdurur fi'l-hâl

    Süleyman gibi ahkâmı rehîn-i hüsn-i icrâdır

    Vücûd-ı pâki bir sun'-ı bihîn-i dest-i kudrettir

    Ne gelmiştir nazîri ne gelir bî-misl ü hem-tâdır

    Onuñ medhinde gûyâ söylemiştir Sâmi-i merhûm

    Bu beyt-i dil-nişîni kim metîn ü pâk ü ra'nâdır

    «Nihâd-ı pâki ıtr-ı kabiliyyetle muhammerdir

    Zamîr-i fıtratı iksîr-i hikmetle murabbâ'dır»

    Nice tavsîf olunsun böyle bir feyz-i mücessem kim

    Ne ta'bîr eylesem eltâfına nisbetle ednâdır

    Kader kudret hudâvendâ cihân-perver şehenşâhâ!

    Vücûd-ı es'adın pîrâye-i taht-ı mu'âllâdır

    Sen ol şâhenşehe evreng-i dâd u ma'deletsin kim

    Zamân-ı lutf u cûdun subh-ı ıyd-âsâ tarab-zâdır

    Keremde sen gibi bir dâhi görmüş mü aceb devrân

    Kemîne bahşişin dil-sîr-sâz-ı pîr ü bernâdır

    Ne kadir şükrünü bu lutfunun îfâya âdem kim

    Cihân mihnetten âzâde te'ellümden müberrâdır

    Saña arz-ı ubûdiyyettir ancak maksadım yoksa

    Kef-i cûdun hemâre lutf u ihsâna müheyyâdır

    Baña hem bundan a'lâ ni'met olmaz kim meserretle

    Sühanda ta'b-ı şûhum şimdi cüst ü bî-muhâbâdır

    Aceb pâkize-gû bir şâ'ir-i vahy-âzmâyım kim

    Yazılsa levha-i hurşîde şi'r-i pâkim ahrâdır

    Dem-â-dem âlem-i endîşede mi'râc eder tab'ım

    Ney-i hâmem tasavvurda bürâk-ı bâd-peymâdır

    Olur kim görse hevl-i fitnesinden haşre dek medhûş

    Devât-ı çeh-nişânım tâs-ı sihr-i ibn-i sînâ'dır

    Dilim bir sûmnât-ı büt-perestân-ı tahayyüldür

    Ki tab'ım Meryem âguşunda endîşem mesîhâ'dır

    Bunuñçün birinin kârı me'âbidden tenezzühtür

    Anıñçün dîgerinin âdeti ma'nâyı ihyâdır

    Aceb işretgeh-i hüsn-i beyândır meşreb-i sâfım

    Ki her lafz-ı terim bir sâgar-ı serşâr-ı ma'nâdır

    Olur mu neş'e-ver hussâd şi'r-i âb-dârımdan

    Ki her bir noktası aynında bir dâg-ı süveydâdır

    Edâ-yı şûh-ı rengînimde yoktur şîve-i taklîd

    Bu mahzâ bana mahsûs özge bir vâdi-i zibâdır

    Olursa böyle olsun nazm-ı dürr ü gevher-i güftâr

    Temâşâsı perîşânı da ıkd-i süreyyâ'dır

    Bu hâsiyyetle nazm u nesrde ger tab'-ı pür-feyzim

    Teferrüd iddi'âsı eylese makbûl da'vâdır

    Yeter *Ekrem* temeddüh şimdi farz-ı ayn olan ancak

    Du'â-yı devlet ü ikbâl-i şâh-ı âlem-ârâdır

    Gelip tâ her sene şehr-i sıyâm-ı magrifet encâm

    Kudûmüyle meserret-bahş-ı kalb-i pîr ü bernâdır

    1Oruç ayının hilali gökyüzünde görünmüştür;

    2Her gece yeryüzünün tamamına ışık saçar.

    3Bu hilal, Tanrı’nın bağış sofrasını gösterir;

    4Gerçekte Müslümanlara uzatılmış bir işaret parmağıdır.

    5Ne güzel, iman ehlinin gönlüne huzur veren o ay ki

    6Gelişiyle müminler topluluğunun yüzü açılır.

    7Ne kutlu, uğurlu ve hoş günlerdir bunlar;

    8Dünya şimdi dertten kurtulmuş, her yerde hareketlidir.

    9Tanrı yolunun rindleri artık eğlenceyi ister mi?

    10İftar sofrasının nimetini gör; şarabın verdiği keyif de odur.

    11Camiler, en kutsal feyzin ilkbahar bahçeleridir;

    12Minaredeki müezzin, ezgiyi süsleyen bir bülbüldür.

    13Çarşılar renk renk kandillerle baştan başa dolmuş;

    14Bu gönül alıcı düzen içinde sanki parlak yıldızlardır.

    15Yeryüzü gökyüzü gibi nakış ve resimlerle doldu;

    16Burası İstanbul toprağı mı, yüce gök mü bilinmez.

    17Bunlar gezegenler değil; çocukların şenlik için

    18Havaya saldığı, geceyi süsleyen ışıklı kandillerdir.

    19Dünya Tanrı’nın lütfuyla öyle güzelleşti ki

    20Gönül, sevincinin taşkınlığıyla şu temiz beyti söyler:

    21Kederi bozguna uğratan, sevinç doğuran neşe cisimleşmiş;

    22Kaygıyı gideren eksiksiz bir yağma şölenine dönüşmüştür.

    23Orucun gündüzüyle gecesi anlam bakımından iki afet gibidir;

    24Dikkatle bakılırsa her biri ötekinden üstündür.

    25Gündüz, umudun yüzüne duruluk veren bir ayna;

    26Gece ise Tanrı lütfunun eşsiz feyiz hazinesidir.

    27Biri sevgilinin temiz yüzü gibi ışıklı ve parlak;

    28Öteki, güzelin yeni ayva tüyü gibi taze ve süslüdür.

    29Şimdi âşıkça bir gazel kursam şaşılır mı?

    30Çünkü sevgilinin hayali gönle sevda ateşi yağdırıyor.

    31Bakışı, fitne çıkarmakta Hârût’a eşsiz bir ustadır;

    32Bütün dünya onun büyüsüyle şaşkın ve tutkundur.

    33Tanrı yücedir; sevgilinin feyizli yüzü öyle bir güneştir ki

    34Göğün ayı ve güneşi gece gündüz onu seyretmeye adanmıştır.

    35Gönül çaresiz, sevgili avare, talihin yüzü karadır;

    36Bu ne dava, ne sevda, ne şaşırtıcı bir bağlılıktır.

    37Boyunun hayali bir an bile hatırdan çıkmaz;

    38Gönül ülkesi her zaman mahşer gibi gürültü ve kavga doludur.

    39Billur boynunun beyazlığına nasıl bakabilsin?

    40Kendi yansımasını aynada görünce sevdayla sarhoş olur.

    41O nazına düşkün güzel, âşıklarının hakkını nasıl versin?

    42Aşkının can yakıcılığından kendisi de yakınmaya alışmıştır.

    43Her zaman lütuf ve adalet dergâhına sığınır;

    44Bu yüzden ülkeyi süsleyen padişahtan adalet ister.

    45O padişah ki yüce kapısının en sıradan kulu bile

    46İskender gibi yedi iklime hükmeder.

    47O padişah ki atının boynundan sıçrayan damlalar

    48Dünyanın üstünde hükümdarlık tacını süsleyen cevherler gibidir.

    49O padişahın cömert ve bağışçı kişiliğinin nitelikleri

    50Yüce arşın kutsal sakinlerinin dilinden şeker döktürür.

    51Adalet buyuran, Süleyman mertebeli Sultan Abdülaziz’in

    52Temiz varlığı dünyaya Yüce Tanrı’nın bir nimetidir.

    53Savaş ve yiğitlik alanının eşsiz binicisi odur;

    54Atının nalından çıkan kıvılcım düşman süvarilerini yakar.

    55Adalet çağının hükümdarıdır; yüceliğinin ünü

    56Dünyanın yedi iklimindeki padişahlara şeref verir.

    57Tanrı’nın feyizlerini taşıyan öyle temiz bir nüshadır ki

    58Hangi erdemi ve himmeti söylesen onda görünür.

    59İnce anlamları kavrar, bilgi sahiplerinin kılı kırk yaranıdır;

    60Yiğit, cömert, dindar ve bilge bir hükümdardır.

    61Kullarını gözeten, ülkenin değerini bilen ve söz ustası bir hükümdardır;

    62Saltanatın sığınağı, din ile dünyanın başvuru yeridir.

    63Devletin mücevherli tahtında şanlı bir padişahtır;

    64Kudretin yüce göğünde parlak bir aydır.

    65Dünyayı kavrayan görüşünün ışığı güneş ve ay gibi parlaktır;

    66Aydınlık zihni aynalar gibi pırıl pırıldır.

    67Mecliste ay yüzlü, nazlı bir güzel gibidir;

    68Meydana çıktığında ise dağ deviren bir savaş aslanıdır.

    69Göğün sakinleri ayağına yüz sürse şaşılır mı?

    70Eşiğinin alçak görünen yeri bile yüce arştan üstündür.

    71İskender’i ahırına seyis yapsa şaşılır mı?

    72Hızlı koşan soylu atının dizginini Dârâ tutar.

    73Böyle bir padişahı övmek ne güçtür;

    74Çünkü cömertliği, erdemi ve kudreti abartının ötesindedir.

    75İki eli dünyaya inci ve cevher bağışlar;

    76Biri insanlık madeni, öteki bağışlar denizidir.

    77Onun gözünde inci, gümüş, cevher ve altın zerreden değersizdir;

    78Dünyayı aydınlatan kıymetli taş bile yanında sıradan kayadır.

    79Dert ve kederle yüz yıldır ölü olan herkesi diriltir;

    80Yaradılışının esintisi, İsa’nın can veren soluğu gibidir.

    81Himmeti bütün dünyayı ele geçirmeyi amaçlasa

    82Buyruk ve fermanının geçmesi yalnız bir işaretine bağlıdır.

    83Dünyayı kendi ülkesi saymasında ne güçlük vardır?

    84Çünkü zafer ve yardım orduları denizin dalgaları kadar çoktur.

    85Orduları olmasa da tek başına Tanrı yardımına erişir;

    86Çünkü amacı her zaman Tanrı’nın buyruğunu yerine getirmektir.

    87Onun adalet çağında, büyüleyici Nef‘î’nin sözüyle,

    88“Ceylan, erkek aslanın av yerinde seyredilir.”

    89İsterse zamanın akışını hemen durdurur;

    90Süleyman gibi hükümleri güzelce yerine getirilir.

    91Temiz varlığı kudret elinin en güzel eseridir;

    92Ne bir benzeri gelmiştir ne de gelecektir: eşsizdir.

    93Merhum Sâmî onun övgüsü için söylemiş gibidir

    94Şu gönle işleyen, sağlam, temiz ve güzel beyti:

    95“Temiz yaradılışı yetenek kokusuyla yoğrulmuştur;

    96Fıtratının zihni hikmet iksiriyle yetiştirilmiştir.”

    97Böyle cisimleşmiş bir feyiz nasıl anlatılabilir?

    98Ne söylesem lütuflarının yanında değersiz kalır.

    99Ey kudretli hükümdar, ey dünyayı gözeten padişah!

    100Kutlu varlığın yüce tahtın süsüdür.

    101Sen adalet ve doğruluk tahtında öyle bir padişahsın ki

    102Lütuf ve cömertlik çağın bayram sabahı gibi sevinç doğurur.

    103Acaba zaman senin kadar cömert bir dâhi görmüş müdür?

    104En küçük bağışın bile yaşlı genci gönülden doyurur.

    105İnsan bu lütfunun şükrünü nasıl yerine getirebilir?

    106Dünya sıkıntıdan kurtulmuş, acıdan arınmıştır.

    107Amacım yalnız sana kulluğumu sunmaktır; yoksa

    108Cömert elin zaten her zaman lütuf ve iyiliğe hazırdır.

    109Benim için bundan daha büyük bir nimet de olamaz:

    110Söz söylemede coşkun yaradılışım şimdi çevik ve korkusuzdur.

    111Öylesine temiz söyleyen, vahyi sınarcasına güçlü bir şairim ki

    112Temiz şiirim güneş levhasına yazılmaya daha layıktır.

    113Yaradılışım düşünce âleminde durmadan göğe yükselir;

    114Kalemimin kamışı hayalde rüzgâr gibi giden bir Burak’tır.

    115Onun fitnesinin dehşetini gören kıyamete dek baygın kalır;

    116İşaretli divitim İbn Sînâ’nın büyü tasıdır.

    117Dilim, hayale tapanların putlarla dolu bir tapınağıdır;

    118Yaradılışım Meryem’in kucağı, düşüncem Mesih’tir.

    119Bu yüzden birinin işi ibadethanelerde dolaşmaktır;

    120Ötekinin alışkanlığı ise anlamı diriltmektir.

    121Duru mizacım güzel anlatımın ne hoş bir eğlence yeridir;

    122Her taze sözüm anlamla ağzına dek dolu bir kadehtir.

    123Kıskançlar, akıcı şiirimden neşe duyabilir mi?

    124Çünkü her noktası gözlerinde kara bir yaradır.

    125Renkli ve coşkun anlatımımda taklit tavrı yoktur;

    126Bu yalnız bana özgü, bambaşka güzel bir yoldur.

    127Sözün inci ve cevherden şiiri olacaksa böyle olsun;

    128Dağınık görünüşü bile Ülker yıldızının dizili kolyesidir.

    129Feyizli yaradılışım şiir ve düzyazıda bu özellikle

    130Eşsizlik iddiasında bulunsa, bu kabul edilecek bir iddiadır.

    131Yeter Ekrem, kendini övmeyi bırak; şimdi herkes için görev olan

    132Dünyayı süsleyen padişahın devletine ve talihine dua etmektir.

    133Bağışla sonuçlanan oruç ayı her yıl geldikçe,

    134Gelişiyle yaşlı ve genç gönüllere sevinç versin.

    “Sitâyiş”, Ramazan hilâlini bağışlanma sofrasını gösteren bir işaret parmağı gibi yorumlar; geceyi aydınlatan gök görüntüsü dinî bir sembole dönüşür. Ekrem, kendi övgüsünü kesip hükümdarın devlet ve ikbali için duaya yönelir; her yıl gelen oruç ayı yaşlıyla gence ortak sevinç getirir.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Şiir, bağlı kaynakta Recaizade Mahmut Ekrem adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.

Atıf kanıtını aç ↗

Metin, Türkçe Vikikaynak'taki 7 sabit sayfa revizyonundan birleştirilmiştir (oldid: 98040, 98075, 98076, 98148, 98149, 98150, 98151). Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirŞu'â'-ı tîg-ı itâbın ki kıldı dilde vüzûhRecaizade Mahmut Ekrem · gazel/kıt’a

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

cânân

sevgili

hurşîd

güneş

rûze

oruç

engüşt-i îmâ

Ramazan hilalini Tanrı’nın bağış sofrasına yönelten işaret parmağı.

andelîb-i nagme-pîrâ

Minarede ezgiyi süsleyen bülbül olarak düşünülen müezzin.

şehrâyin

Şehri kandillerle donatan gece şenliği.