Söyle gel ey kameti tûbâcığım nettim sana
Konuşan Tuba boylu, ceylan gözlü ve gönüllerin kuşlarına hükümdar sevgiliye sürekli “ne yaptım sana?” diye sorar. Gam köşesi, gül renkli şarap, Mecnun gibi dağlarda bekleyiş, siyah ben ve tuğra kaşlar sitemi güzellik övgüsüyle dengeler; kapanıştaki “ekleylemezsin ... sükkeri” dizimi kesin bir eylemle tamamlanmadan korunur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Söyle gel ey nettim sana
gevher-i yektâcığım nettim sana
1Söyle, gel ey Tuba boylum; ne yaptım sana?
2Gam köşesindeki eşsiz cevherim, ne yaptım sana?
- 2
Çeşmi âhû dilber-i ra’nâcığım nettim sana
zîbâcığım nettim sana
1Ceylan gözlü, gösterişli güzelim; ne yaptım sana?
2Gönül kuşlarının hükümdarı, güzelim; ne yaptım sana?
Ceylan gözü ve “dilber-i ra’nâ” yüzün çekici niteliğini kurar. “Mürg-i diller serveri” sevgiliyi gönül kuşlarının hükümdarı sayar; böylece konuşanın tek kişilik sitemi başka gönülleri de kapsayan bir egemenlik iddiasının altında dile gelir.
- 3
Bilmedim kıldım ezelden gamzesine ilticâ
Lûtf edüp cevretmesün bu bendesine dâimâ
1Bilmeden ezelden beri yan bakışına sığındım;
2Lütfedip bu kuluna daima cefa etmesin.
Konuşan ne yaptığını bilmediğini söylerken “ezelden” beri sevgilinin gamzesine sığındığını belirtir; suçsuzluk ile çok eski bağlılık aynı savunmadadır. İkinci dizedeki üçüncü kişi “cevretmesün” yüzeyi doğrudan sen buyruğuna çevrilmeden, kul için sürekli eziyetin durması dileği olarak kalır.
- 4
içinde şimdi oldum mübtelâ
Şân ü şöhret meclisi ârâcığım nettim sana
1Gül renkli şarap içinde şimdi tutkun oldum;
2Şan ve şöhret meclisinin süsü, ne yaptım sana?
“Bâde-i gülfâm” şarabı gül rengiyle görsel bir sarhoşluk sahnesi kurar; âşık şimdi bu içkinin içinde müpteladır. Sevgilinin “şân ü şöhret meclisi”ni süslemesi kamusal ihtişamı artırır, fakat nakarat özel ilişkideki cevapsız suç sorusuna geri döner.
- 5
Beklerim Mecnun misâli kûh u dağlar meskenim
Ben senin sen benim sîmi tenim
1Mecnun gibi beklerim; dağlar meskenimdir;
2Ben senin değersiz kulun, sen benim gümüş bedenimsin.
Mecnun benzetmesi bekleyişi dağlara taşır; “kûh u dağlar meskenim” evin yerini ıssız coğrafyaya bırakır. Konuşan kendini “kemter gulâm”, sevgiliyi “sîmi ten” sayarak değersiz kul ile gümüş beden arasında toplumsal ve görsel mesafe kurar.
- 6
Söyle ey nemden incindin benim
Hâli hindû kaşları tuğrâcığım nettim sana
1Söyle ey biçimlenmiş nur, benim neyimden incindin?
2Siyah benli, kaşları tuğra güzelim; ne yaptım sana?
“Nûr-i musavver” ışığın biçim kazanmış hâli gibi sevgiliyi soyut parlaklıktan bedene getirir. “Nemden incindin benim” sorusu suçun hangi özelliğe bağlandığını arar; siyah ben ile tuğra kaş, sitem anında bile yüzü yazı ve renk işaretleriyle övmeyi sürdürür.
- 7
Rûz ü şeb fikr ü hayâlin beni eyler serseri
Âşık-ı hicrâna oldu nice rehberi
1Gece gündüz düşüncen ve hayalin beni başıboş eder;
2Ayrılık âşığı için nice rehber yara ile doldu [söz dizimi kapalı].
Fikir ve hayalin “rûz ü şeb” çalışması konuşanı “serseri” eder; zihinsel tekrar yolunu kaybetmiş harekete dönüşür. “Âşık-ı hicrâna” ile “pür dâğ” parçalarının rehbere nasıl bağlandığı kapanmaz; kesin bir özne eklemeden ayrılık, yara ve yol gösterme çevresi korunur.
- 8
Yâ niçün ekleylemezsin bu Ömer’den sükkeri
Sebze pûşum nettim sana
1Ya niçin “ekleylemezsin” bu Ömer’den şekeri [fiil kapalı]?
2Yeşil giysilim, konuşan tuti kuşum; ne yaptım sana?
“Ekleylemezsin” basılı fiili açık bir günümüz karşılığına güvenle indirgenemez; “bu Ömer’den sükkeri” ile ilişkisi aparatlı bırakılmalıdır. Yeşil giysi ve “tûti-i gûyâ” sevgiliyi konuşan papağana dönüştürür; şeker, tutinin sözü ve cevapsız sitem arasında kalır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.287 gövdesinde “Yâ niçün ekleylemezsin bu Ömer’den sükkeri” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n287-EA522504CC98. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.287, PDF 238–239; 8 iki dizelik birim/16 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
“Söyle gel” iki ayrı buyruğu birleştirir: sevgili hem yaklaşmalı hem sitemin sebebini açıklamalıdır. Tuba boy ile “gevher-i yektâ” övgüleri muhatabı göğe yükselen ağaç ve eşsiz mücevher yapar; “nettim sana” ise bu yüksek değerin karşısında suçunu bilmeyen âşığı tutar.