Söylemez oldu aceb cânânım incinmiş bana
Konuşan artık söylemeyen cananın kendisine incindiğini düşünür; sabâya niyaz çağrısı yapar, fakat ‘sârüp yüz / hâkipâye’ dizisinin kapalı bağı kesin bir yüz çevirme olayına dönüştürülmez. Kokulu saç ay yüzüne örtü olur, gönüller yüz mumunda pervane gibi uçar; rakip korkusu ve bilinmeyen suç şiiri belirsizlik içinde kapatır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
aceb cânânım incinmiş bana
Hâlime rahm eyleyüp sultânım incinmiş bana
1Cananım konuşmaz oldu, acaba bana mı incindi?
2Hâlime acıyan sultanım bana incinmiş.
- 2
Âh niçün sârüp yüz ey sabâ eyle niyâz
incinmiş bana
1Ah, niçin ‘sârüp yüz’? Ey sabah rüzgârı, niyaz et;
2ayağının toprağına — fitneli bakışlım bana incinmiş.
“Âh niçün” kırgınlığın sebebini sorar; ardından gelen “sârüp yüz” yüzeyi bu basılı tanıkta açık bir fiil bağı kurmaz. Sabâya yönelen “eyle niyâz” çağrısı ve “hâkipâye”de ayağın toprağına kadar inen yalvarış görünürdür. Buna karşılık sevgilinin kesin olarak yüz çevirdiği söylenmez; kapalı yüzey aparatla korunur.
- 3
Derd-i hasrette vücûdum şehrini kıldım hisâb
Eylemiş hoşbû-yi zülfün yüzüne ol meh nikab
1Hasret derdinde beden şehrimi hesaba çektim;
2kokulu saçları o ayın yüzüne örtü olmuş.
Hasret yalnız gönülde kalan bir duygu değil, “vücûdum şehri”ni baştan sona hesaba çektiren kuşatıcı bir düzendir. Ardından hoş kokulu saçın ay yüzüne “nikab” olması, güzelliği hem gösterir hem saklar: şehir ve hesap kelimelerinin ağır somutluğundan saç, koku, ay ve örtüden oluşan hareketli bir portreye geçilir.
- 4
Merhamet kılmaz eyler azâb
Ruhleri gül lebleri mercânım incinmiş bana
1Üzgün gönlüme acımaz, eziyet eder;
2yanakları gül, dudakları mercanım bana incinmiş.
“Dil-i nâşâd” tamlaması âşığın neşesiz gönlünü adlandırırken sevgilinin buna merhamet etmeyip “azâb” etmesi duygusal çatışmayı keskinleştirir. Buna rağmen gül yanak ve mercan dudak övgüsü geri çekilmez; “incinmiş bana” dönüşü, eziyet gören kişinin bile kırılan tarafı sevgili saydığı ters ilişkiyi görünür kılar.
- 5
diller per urup pervâz eder
Hâlime rahmeylemez uşşâka cevr ü nâz eder
1Yüzünün mumunda gönüller kanat çırpıp uçar;
2hâlime acımaz, âşıklara eziyet ve naz eder.
Yüz “şem”e, çevresinde kanat çırpan gönüller pervaneye dönüştürülür; “per urup pervâz eder” sözündeki iki hareket fiili, tutulmuş âşığı beklenmedik biçimde uçuş içinde gösterir. Fakat yükselen bu görüntü hemen “rahmeylemez” ve “cevr ü nâz” ile kesilir; ışığın çekiciliği, yakıcı kayıtsızlığın sebebi olur.
- 6
Korkarım ki ol iğmâz eder
Anın içün ol gül-i handânım incinmiş bana
1Korkarım o kara yüzlü rakip görmezden gelir;
2bu yüzden gülen gülüm bana incinmiş.
Kara yüzlü rakibin “iğmâz etmesi”, yalnız görmezden gelme değil, âşık ile sevgili arasındaki bağı bozabilecek sinsi bir araya giriş ihtimalidir. “Korkarım ki” ifadesi kesin hüküm vermeyip kuşkuyu büyütür; buna karşı sevgilinin “gül-i handân” diye anılması, rakibin karanlığı ile gülen gülün parlaklığını karşı karşıya koyar.
- 7
Ey [Ö]mer nâmın yâd ile mestâneyim
Dostlarım ta’neylemen ben aşkile dîvâneyim
1Ey Ömer, yakut dudağını anarak sarhoşum;
2dostlar kınamayın, ben aşkla deliyim.
Mahlasın yer aldığı “Ey Ömer” hitabı, konuşanın kendi sarhoşluğunu dışarıdan adlandırdığı bir öz sesleniş gibi işler. Yakut dudağı yalnız anmak bile onu “mestâne” kılar; dostların “ta’ne”sine verilen cevapta ise sarhoşluk, akıl kaybı olmaktan çıkarılıp “aşkile dîvâne” olmanın gönüllü ve savunulan hâline çevrilir.
- 8
Bunca efgânıma bâis yâr ile
Cürmümü bilmem nedir devrânım incinmiş bana
1Bu kadar figanımın sebebi sevgiliye yabancı oluşumdur;
2suçumu bilmem, devranım bana incinmiş.
Son birim “bunca efgân”ın sebebini ararken suçu açıklamak yerine sevgiliye “bîgâne” kalmayı öne sürer. “Cürmümü bilmem” sözü baştaki “aceb” belirsizliğini geri getirir; nakarattaki özne bu kez canan değil “devrânım”dır, böylece tek kişinin kırgınlığı bütün zamanın âşığa karşı dönmesine kadar genişler.
Metnin kaynağı
Görünür mahlas olmadığı için atıf probable tutuldu.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n275-DD639257EBF6. Ergun 1936, şiir No.275, PDF 230–231; 8 birim/16 dize. Kaynak aparatı: dize 13 [Ö]mer: Mahlasın ilk glifi yüzey hasarıyla görünmez; Ö açık restorasyon olarak köşeli ayraçta verildi. Tahmin yapılmayan yerler: U2’de ‘Âh niçün sârüp yüz ey sabâ eyle niyâz / Hâkipâye’ zinciri kapalı/olası bozuk yüzeydir; ‘yüz çevirdi’ emendasyonu yapılmadı. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Söylemez oldu yine dildâre söylen söylesünÂşık Ömer · Şiir→
Cananın artık “söylemez” oluşu, kırgınlığın ilk ve en somut belirtisidir; konuşan sebebi bilmediği için “aceb” sorusuna sığınır. İkinci dizedeki “rahm eyleyüp” geçmişte merhamet gösteren sultan imgesini hatırlatırken “incinmiş bana” nakaratı, bu eski yakınlık ile şimdiki suskunluk arasındaki acı mesafeyi duyurur.