Şu karşıki karlı dağı gördün mü
Eriyen kar, kuruyan ağaç ve çekilen göl üstünden yürüyen bir fânilik dersi. Şiir doğadan Tanrı'ya, oradan da dizginlenemeyen nefse geçer; “gider” redifi her dörtlükte aynı yönü, yani gidişi gösterir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Şu karşıki karlı dağı gördün mü
Rüzgârın bulmuş eriyüb gider
Akan sularından aldın mı
Yüzünü yerlere sürüyüp gider
1Şu karşıdaki karlı dağı gördün mü
2Rüzgârını bulmuş, eriyip gider
3Akan sularından ibret aldın mı
4Yüzünü yerlere sürüyüp gider
- 2
Sürünün önünde giden avcılar
Sıcak sıcak günde yakar güneşler
yemiş veren ağaçlar
da kalmamış kuruyub gider
1Sürünün önünde giden avcılar
2Sıcacık günde güneşler yakar
3Ta başından beri meyve veren ağaçlar
4Onlar da kalmamış, kuruyup gider
Kafiye bu kez çoğul ekiyle kurulmuş: avcılar–güneşler–ağaçlar. Üç çoğul, üç ayrı varlık sınıfı — insan, gök, bitki — ve hepsi aynı yüklemin altına giriyor. Son dizedeki “anlar da” ifadesindeki “da” önemlidir: en dayanıklı sayılan, en çok veren bile listeye dahildir.
- 3
Kadirsin Allah’ım sen de kadirsin
Üstümüze dört direkli çadırsın
Çağırdığımız yerde hâzır nâzırsın
Cümlemiz üstüne yürüyüp gider
1Kadirsin Allah'ım, sen de kadirsin
2Üstümüze gerilmiş dört direkli çadırsın
3Çağırdığımız yerde hazır ve nazırsın
4Hepimizin üstüne yürüyüp gider
Şiir burada muhatabını değiştirir: doğaya bakan göz Tanrı'ya döner. “Dört direkli çadır” gökkubbenin göçebe diliyle söylenişidir — barınak, ama sökülüp taşınabilen bir barınak. Üçüncü dize on iki hecedir; sözlü söyleyişte kalıbın esnemesi olağandır, düzeltilmedi.
- 4
Deryâmız derindir bizim
Bin nasihat etsen biri dinlenmez
hiç bir yere bağlanmaz
Başında yuların sürüyüb gider
1Denizimiz derindir bizim, boyu ölçülmez
2Bin öğüt versen biri dinlenmez
3Hain eşek hiçbir yere bağlanmaz
4Yuları başında, sürüyüp gider
Derinlikten sonra gelen inatçı hayvan, dörtlüğü ikiye böler: ölçülemeyen yol ile ölçüyü tanımayan nefis. “Merkeb” tasavvufta nefsin bilinen istiaresidir; yuları başındayken bağlanmaması, dizgini olup da tutanı olmayan bir insanı anlatır. Öğüdün boşa gitmesi de buradan gelir.
- 5
Pir Sultan’ım söyler sözü özünden
Âşıksın sakınır iki gözünden
Olur olmaz münkirlerin sözünden
Eksilmez gölümüz kuruyub gider
1Pir Sultan'ım sözünü özünden söyler
2Âşıksın; iki gözünden sakınır
3Olur olmaz münkirlerin sözünden
4Eksilmez, gölümüz kuruyup gider
Söz ile öz aynı dizede kafiye olur: şair sözünün kaynağını gösterip yetkisini oradan alır. Münkir, Bektaşî dilinde yolu inkâr eden kişidir; dedikodusu bir göl kurutacak kadar sürekli sayılır. Son dize açılıştaki eriyen karla halka kurar — orada kar gidiyordu, burada göl.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144585 numaralı sürüm (Sadettin Nüzhet Ergun, Bektaşî Şairleri ve Nefesleri) esas alındı; dörtlük bölümlemesi kaynağın kendi boşluklarına uyuyor. “Çağırdığımız yerde hâzır nâzırsın” dizesi on iki hecedir, ölçü taşması düzeltilmedi. “Evel” (evvel), “Anlar” (onlar), “Gidi” ve “merkeb” dönem ve ağız biçimleridir, korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şiir iki soruyla açılır ve ikisi de karşısındakini tanıklığa çağırır. Dağın “rüzgârını bulması” vaktinin gelmesidir; kar erirken yükseklik suya, su da alçalmaya dönüşür. Yüzünü yere sürerek akmak hem coğrafyanın hem tevazunun tarifi olur — düşen değil, alçalarak yol alan şey.