Su Kasidesi (Kasîde Der Na't-ı Hazret-i Nebevî)
Suyu gözyaşı, kılıç, yol, gül bahçesi, mucize ve rahmet imgeleri arasında dolaştırarak Hz. Muhammed'e duyulan özlemi ve kıyamet günündeki kavuşma duasını işleyen otuz iki beyitlik naat kasidesi.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
1Ey göz, gönlümdeki ateşlere gözyaşından su saçma.
2Çünkü bunca tutuşan ateşe su çare olamaz.
- 2
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
1Dönen gök kubbenin rengi su gibi mavidir; bilemem.
2Yoksa gözümden gök kubbeye su mu yayılmıştır?
İkinci beyit rengi bir soruya çevirir: gök kubbe su rengi midir, yoksa gözyaşı mı kubbeyi kaplamıştır? `Bilmezem` sözü kararı askıda bırakır ve ağlamanın ölçüsünü evren boyutuna büyütür.
- 3
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
1Kılıcının zevkinden gönlüm parça parça olsa şaşılmaz.
2Çünkü su, geçtikçe duvarda yarıklar bırakır.
Üçüncü beyit gönlü bir duvar gibi düşünür: kılıç zevkiyle parçalanması şaşırtıcı değildir, çünkü su da geçtiği duvarda yarık bırakır. Yaralanma böylece ani bir darbe değil, zamanla işleyen bir aşınma olur.
- 4
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
1Yaralı gönül, okun ucundan korkuyla söz eder.
2Yarası olan herkes suyu ihtiyatla içer.
Dördüncü beyit korkuyu iki yerde birden gösterir: yaralı gönül ok ucundan çekinerek söz eder, yarası olan da suyu ihtiyatla içer. Suyun yaraya değmesi, sözün yaraya değmesiyle aynı sakınmayı doğurur.
- 5
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse bin gül-zâra su
1Bahçıvan gül bahçesini suya versin, boşuna zahmet çekmesin.
2Bin gül bahçesine su verse senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
Beşinci beyit bahçıvanı işinden vazgeçirir: bin gül bahçesi sulansa sevgilinin yüzü gibi bir gül açılmaz. `Suya vermek` hem sulamayı hem heba etmeyi karşılar; emek burada baştan boşa sayılır.
- 6
Ohşadabilmez muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
1Yazıcı, ince gubâr yazısını senin yüzündeki ayva tüylerine benzetemez;
2kalem gibi baka baka gözlerine kara su inse bile.
Altıncı beyit yazı ile yüzü karşılaştırır: yazıcı en ince gubâr yazısını bile sevgilinin ayva tüyüne benzetemez. Kalem gibi baka baka gözlere `kara su` inmesi, çabanın bedelini bir göz hastalığı olarak somutlaştırır.
- 7
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
1Yanağını anınca kirpiklerim ıslansa ne olur?
2Gül umuduyla dikene su vermek boşa gitmez.
Yedinci beyit ıslaklığı savunur: yanağı anınca kirpiklerin nemlenmesi kusur değildir. Gerekçe bir bahçe işidir; gül umuduyla dikene su vermek boşa gitmez. Ağlamak böylece umut taşıyan bir yatırım sayılır.
- 8
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
1Gam gününde kılıcını hasta gönülden esirgeme.
2Karanlık gecede hastaya su vermek hayırlıdır.
Sekizinci beyit kılıcı esirgememeyi ister ve bunu bir hayır işine benzetir: karanlık gecede hastaya su vermek. Yaralamak ile su vermek aynı cümlede birleşince, acı verenin merhamet gibi istendiği görülür.
- 9
İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
1Ey gönül, ayrılıkta onun ok ucunu iste; şevkimi yatıştır.
2Susuzum; bu çölde bir kez benim için su ara.
Dokuzuncu beyit gönle seslenir ve bir çöl sahnesi kurar. İstenen şey suyun kendisi değil ok ucudur; susuzluğu gidermesi beklenen nesne, yaralayan nesnedir. `Bir kez` sözü isteği en aza indirir.
- 10
Men lebün müştâkıyam zühhâd tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
1Ben dudağını özlerim, zahitler Kevser'i ister.
2Sarhoşa şarap nasıl hoş gelirse aklı başındakine su öyle hoş gelir.
Onuncu beyit iki isteği yan yana koyar: dudak ile Kevser. Zahitlerin cennet ırmağına karşı âşığın dudağı seçmesi, sarhoşun şaraba ayığın suya yönelmesiyle örneklenir; tercihler kişinin hâline göre ayrılır.
- 11
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
1Su, onun mahallesinin bahçesine durmadan geçip gider.
2Galiba o hoş yürüyüşlü serviye âşık olmuştur.
On birinci beyit suyu hareketiyle tanımlar: sevgilinin mahallesine durmadan uğrar. `Galibâ` sözü çıkarımı bir tahmine bağlar; suyun hiç durmayan akışı âşıklığın huzursuzluğuyla açıklanır.
- 12
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
1Onun mahallesine giden su yolunu toprak olup kesmeliyim.
2Çünkü su da rakibimdir; o mahalleye varmasına izin vermem.
On ikinci beyit kıskançlığı eyleme çevirir: âşık toprak olup su yolunu kesecektir. Suyun rakip sayılması önceki beyitteki âşıklık benzetmesinin sonucudur; sevgiliye ulaşan her şey engellenmesi gereken bir yarışmacı olur.
- 13
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
1Elini öpmeyi arzularken ölürsem, dostlar,
2toprağımdan testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.
On üçüncü beyit ölümü bir kap yapımına bağlar: mezardan alınan toprak testiye dönüşsün ve o testiyle sevgiliye su sunulsun. El öpme arzusu, ölümden sonra dolaylı bir dokunuşa çevrilir.
- 14
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
1Servi, kumrunun yalvarışına karşı dik başlılık eder; meğer
2su eteğini tutup ayağına düşe ve yalvara.
On dördüncü beyit bahçedeki üç varlığı bir ilişkiye sokar: servi diktir, kumru yalvarır, su eteğe sarılıp ayağa düşer. Suyun kökte toplanması, yalvarmanın en somut hâli olarak okunur.
- 15
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
1Gül, bülbülün kanını bir hileyle içmek ister;
2su gül dalının yapısına girip bülbülü kurtarsın.
On beşinci beyit gül ile bülbül arasındaki eski karşıtlığa su ile müdahale eder: gül bülbülün kanını içmek isterken su dalın yapısına girip onu kurtarır. Kurtarma, içeriden ve sessizce yapılan bir işe dönüşür.
- 16
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su
1Su, onun temiz yaratılışını bütün dünyaya göstermiştir.
2Çünkü Seçilmiş Ahmed'in yoluna uymuştur.
On altıncı beyit dönüm noktasıdır: suyun temizliği artık sevgiliye değil peygambere bağlanır. `İktidâ` sözcüğü uymayı bildirir; su, doğasından değil izlediği yoldan dolayı temiz sayılır.
- 17
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-yı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mu'cizâtı âteş-i eşrâra su
1O, insan türünün efendisi ve seçkinlik incilerinin denizidir.
2Mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.
On yedinci beyit övgüyü iki tamlamayla kurar: insan türünün efendisi ve seçkinlik incilerinin denizi. Deniz imgesi redifteki suyu büyütür, mucize ise ateşe serpilen su olarak tanımlanır.
- 18
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
1Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için
2mucizesi katı taştan su çıkarmıştır.
On sekizinci beyit peygamberliği bir gül bahçesi sayar ve tazeliğini korumak için taştan su çıkarılmasını gerekçe gösterir. `Seng-i hâr` sertliği, suyun çıkışını daha güçlü bir karşıtlıkla anlatır.
- 19
Mu’cizi bir bahr-i bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffâra su
1Onun mucizesi dünyada uçsuz bucaksız bir denizmiş;
2ondan binlerce ateş tapınağına su ulaşmıştır.
On dokuzuncu beyit ölçüyü sonsuzlaştırır: mucize uçsuz bucaksız bir denizdir ve ondan binlerce ateş tapınağına su ulaşmıştır. Sayı, tek bir olayın değil sürekli yayılan bir etkinin bildirimidir.
- 20
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su
1Bunu dinleyen, hayretten parmağını ısırır:
2Zorluk gününde parmağından Ensar'a su vermiştir.
Yirminci beyit dinleyicinin tepkisini sahneye koyar: hayretten parmak ısırmak. Bu jest, anlatılan mucizenin de parmakla ilgili olmasıyla söz oyununa dönüşür; şaşkınlık ile kaynak aynı organda buluşur.
- 21
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
1Dostu yılan zehri içse o zehir hayat suyuna dönüşür.
2Düşmanı su içse su elbette yılan zehrine döner.
Yirmi birinci beyit iki yönlü bir dönüşüm kurar: dostun içtiği zehir hayat suyuna, düşmanın içtiği su zehre döner. Belirleyici olan maddenin kendisi değil, içenin bu kapıdaki konumudur.
- 22
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
1Her damladan bin rahmet denizini dalgalandırmıştır;
2abdest için elini uzatıp suyu gül renkli yüzüne vurunca.
Yirmi ikinci beyit gündelik bir hareketi genişletir: abdest için yüze vurulan sudan, her damla başına bin rahmet denizi dalgalanır. Dalgalandırma sözcüğü küçük bir dokunuşu geniş bir harekete bağlar.
- 23
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
1Onun ayağının toprağına ulaşayım diye ömürlerdir durmadan
2su başını taştan taşa vurup avare gezer.
Yirmi üçüncü beyit suyu yeniden yolcu yapar: ayak toprağına ulaşmak için ömürlerdir taştan taşa vurunarak gezer. `Âvâre` nitelemesi, akışı amaçsızlık değil ulaşamamış bir arayış olarak okur.
- 24
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister salınur
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
1Zerre zerre onun eşiğinin toprağına katılmak ister.
2Parça parça olsa bile o dergâhtan geri dönmez.
Yirmi dördüncü beyit ısrarı ölçer: parça parça olsa bile o eşikten dönmez. Zerre ile pâre sözcükleri suyu bölünebilir bir madde yapar; bölünme yön değiştirmenin değil, kararlılığın sınavı olur.
- 25
Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer su
1Günah ehli, onun naatını anmayı derman bilir;
2şarap içen kişi sarhoşluk sonrası sersemliğini gidermek için nasıl su içerse.
Yirmi beşinci beyit naat okumayı bir tedaviye benzetir: günah ehli için derman, şarap içenin sersemliğini gideren su gibidir. Karşılaştırma dinî metni gündelik bir ayılma jestiyle yan yana koyar.
- 26
Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
1Ey Allah'ın sevgilisi, ey insanların en hayırlısı, sana özlem duyuyorum;
2susuzların yanıp sürekli su istemesi gibi.
Yirmi altıncı beyit doğrudan seslenişe geçer ve özlemi susuzlukla ölçer. `Leb-teşne` dudağı kuruyanı adlandırır; övgü burada bir istekten çok, bedende duyulan bir eksiklik olarak dile gelir.
- 27
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
1Sen o keramet denizisin ki Miraç gecesinde
2feyiz çiyin sabit ve gezegen yıldızlara su ulaştırmıştır.
Yirmi yedinci beyit ölçeği göğe taşır: keramet denizinden düşen çiy, sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırır. Miraç gecesi anılırken suyun yönü ilk kez aşağıdan yukarıya döner.
- 28
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
1Güneş çeşmesinden her an berrak feyiz suyu iner;
2türbeni yenileyen mimara su gerekse.
Yirmi sekizinci beyit somut bir ihtimal kurar: türbeyi yenileyen mimarın suya ihtiyacı olursa güneş çeşmesi bunu karşılar. Yapı işi ile gök arasındaki bu bağ, övgüyü gündelik bir gereksinime indirir.
- 29
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
1Cehennem korkusu yanan gönlüme gam ateşi saldı.
2Umudum, ihsan bulutunun o ateşe su serpmesidir.
Yirmi dokuzuncu beyit korkuyu ateşle adlandırır ve umudu buluta bağlar. Yanan gönüldeki gam ateşine `ebr-i ihsân`ın su serpmesi beklenir; dua, kasidenin başındaki söndürülemez ateşe geri döner.
- 30
Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü-i şeh-vâra su
1Naatının bereketiyle Fuzûlî'nin sözleri inci olmuştur;
2Nisan bulutundan iri inciye dönüşür gibi.
Otuzuncu beyit şairin sözünü inciye çevirir ve bunu bir doğa olayına benzetir: nisan bulutundan düşen damla iri inciye dönüşür. Övgünün bereketi, sözün maddesini değiştiren bir işlem gibi anlatılır.
- 31
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
1Kıyamet günü gaflet uykusundan uyanıldığında,
2uyanık göz özlem yaşlarını su gibi döktüğünde,
Otuz birinci beyit zamanı kıyamete taşır ve iki uyanışı üst üste koyar: gaflet uykusundan kalkmak ve uyanık gözün yaş dökmesi. Cümle tamamlanmadan bırakılır; şart, son beyitteki dileği bekler.
- 32
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşme-i vaslun vire men teşne-i su
1umudum şudur: Kıyamet günü mahrum kalmayayım;
2kavuşma çeşmen, yüzünü görmeye susamış bana su versin.
Son beyit dileği açıkça söyler: kıyamette mahrum kalmamak. `Teşne-i dîdâr` sözü susuzluğu görme arzusuna çevirir ve kavuşma bir çeşmeye benzetilir; kaside söndürülemeyen ateşle açılıp su vaadiyle kapanır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'ın 173159 numaralı sabit revizyonundaki tek poem gövdesi incipitten kapanışa kadar esas alındı; 64 dize korundu. Revizyon SHA-1 (base36) ghoxvojj5qefhwygtk3iykcgetto2p4. Sabit sayfadaki 1–32 beyit numarası önekleri yalnız sunum işaretidir; 64 dize ve dört tef'ileli basılı vezin bütünüyle korunmuş, başka kritik neşirden varyant aktarılmamıştır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ey felek şerm et ne bid'attir ki, bünyâd eyledinFuzûlî · Kıt'a→
Kaside bir yasakla açılır: göz, gözyaşı dökmesin. Gerekçe niceliktir; bunca tutuşmuş ateşe su çare olmaz. Su daha ilk beyitte yetersizliğiyle tanıtılır ve redif, her beyitte yeniden sınanacak sözcük olarak yerini alır.