Şunda bir cânanın Rûm’da Acem’de
Şair Rum’dan Acem’e ve Buhara’ya dek övülen sevgiliyi gördükten sonra kavuşmayı diler; üç yıllık bekleyişi, onun eşsizliğini ve zülfünün âşıklara saldığı belayı anlatıp sevgiliyi Konya’ya götürme arzusuyla kapanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Şunda bir cânanın ’da ’de
Ederler medhini Buhârâ’ya dek
1Şurada bir sevgili var; Rum’da ve Acem’de
2övgüsünü Buhara’ya kadar yaparlar.
- 2
Gözlerim cemâlin gördüğü demde
Girdim arz-ı vasla temennâya dek
1Gözlerim yüzünü gördüğü anda
2kavuşmayı arz etmekten dilemeye kadar vardım.
Yüzü görmek, kavuşma isteğini sözle bildirme ve dileme aşamalarını başlatır. “Arz-ı vasl” ile “temennâ” arasındaki devrik bağ günümüz Türkçesinde korunur; anlatı gerçekleşmiş kavuşma değil, görmeden sonra büyüyen taleptir.
- 3
İntizardır bir dem duramaz gönül
Sırrına başını veremez gönül
1Gönül bekleyiştedir, bir an duramaz;
2onun sırrına başını veremez.
Gönül bekleyiş yüzünden bir an duramaz; ardından sevgilinin sırrına başını veremediği söylenir. İkinci dizedeki deyim başka tanık olmadan ‘anlamak’ veya ‘uğruna ölmek’ diye tek anlama kapatılmaz.
- 4
Üç yıldır yüzünü göremez gönül
Dahi müddet çeker bir ik-aye dek
1Gönül üç yıldır yüzünü göremez;
2daha bir iki aya kadar süre çeker.
Üç yıldır görülmeyen yüz, bekleyişin açık süresini verir. “Bir ik-aye dek” yüzeyi bir iki ay daha dayanma veya sürenin uzaması ihtimalini taşır; modern yalnız görünen zaman aralığını korur, sonucu kesinleştirmez.
- 5
Hak’kın kudretleri gelir mi yâda
Neler yaratmıştır neler dünyâda
1Hakk’ın kudretleri akla gelir mi?
2Dünyada neler yaratmıştır, neler!
Sevgilinin güzelliği Hakk’ın yaratma kudretini hatırlatan bir soru içinde ele alınır. ‘Neler yaratmıştır neler’ tekrarı belirli bir yaratılış açıklaması sunmaz; hayranlığın ölçüsünü ünlemli genişlikle gösterir.
- 6
Görmedim akrânın akta karada
âlemi tâ Basra’ya dek
1Onun benzerini ‘akta karada’ görmedim;
2âlemi Basra’ya kadar dolaştım.
Şair sevgilinin benzerini görmediğini söyler ve Basra’ya kadar dolaştığı âlemi tanık gösterir. Kaynaktaki ‘akta karada’ karşıtlığında akın özel anlamı doğrulanmadığından deniz sözcüğü eklenmez; yüzey açıkça korunur.
- 7
zülfüne cilâ eylemiş
Hem ser-i uşşâka belâ eylemiş
1Amber kokulu saçına parlaklık vermiş;
2onu âşıkların başına bela etmiş.
Amber kokulu zülfe parlaklık verilmesi güzelliği, onun âşıkların başına bela edilmesi ise etkisini anlatır. Aynı saç hem süs hem sıkıntı kaynağıdır; özne önceki yaratma kudreti bağlamıyla örtük bırakılır.
- 8
Bütün Rumeli’ne salâ eylemiş
Tâ geçip çıkınca Galata’ya dek
1Bütün Rumeli’ne çağrı salmış;
2geçip Galata’ya çıkıncaya kadar.
Çağrının bütün Rumeli’ne yayılması, sevgilinin ününü veya zülfünün etkisini toplu duyuruya dönüştürür. Galata’ya çıkıncaya kadar uzanan hareket, önceki Basra ve Buhara çizgisine yeni bir şehir ekler.
- 9
Ömer ol perînin sînede nârı
Baktıkça artırdım âh ile zârı
1Ömer; o perinin ‘sînede nârı’—
2baktıkça ahımı ve iniltimi artırdım.
Mahlasla başlayan devrik ilk dizedeki ‘o perinin sînede nârı’ yüzeyi, ateşi sevgilinin göğsüne ya da konuşanın göğsüne kesin olarak yerleştirmez. İkinci dize bakışla artan ah ve iniltimi açıkça bildirir.
- 10
Ayakdaş edeydim kendime bâri
Alır da giderdim tâ Konya’ya dek
1Bari onu kendime yol arkadaşı edebilseydim;
2alıp Konya’ya kadar götürürdüm.
Kapanışta sevgiliyi yol arkadaşı yapma isteği gerçekleşmemiş dilek kipindedir. Konya’ya kadar götürme tasarısı aşkı yalnız bakış ve övgüden çıkarıp birlikte yol alma arzusuna dönüştürür.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 şiir No.55 Âşık Ömer bölümündedir ve gövdede Ömer mahlası açıkça görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n55-D20416F8D6F4. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.55, PDF 136–137; 10 iki dizelik birim/20 dize. Tarama yalnız kanıt olarak bağlandı ve yeniden dağıtılmadı. İçerik aparatı: “akta karada” deniz diye genişletilmedi; “ol perînin sînede nârı” sahipliği kesinleştirilmeden devrik fragman olarak korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Sevgilinin ünü Rum ve Acem’den Buhara’ya uzanan geniş bir coğrafyayla ölçülür. ‘Şunda’ diye yakın yerde gösterilen kişi, övgüsünün eriştiği uzak şehirlerle aynı anda hem yerel hem sınır aşan bir şöhret kazanır.