DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Şah İsmail Hatâyî/Taâlâ şânuhu gel gör ki bir nûr-i Hudâ geldi
Gazel · 16. yüzyıl

Taâlâ şânuhu gel gör ki bir nûr-i Hudâ geldi

On üç beyit tek redifle kurulmuş bir geliş haberidir: peygamber, melekler, mürşit, imamlar ve gaziler sırayla “gelir”. Aynı haber kimine müjde kimine ecel olur; son beyit bu gelişin bedelini can olarak yazar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Taâlâ şânuhu gel gör ki bir nûr-i Hudâ geldi

    Cem’î Muhammed Mustâfa geldi

    1Şanı yüce olsun; gel gör ki bir Tanrı nuru geldi,

    2peygamberlerin tümünü mühürleyen Muhammed Mustafa geldi.

    Gazel Arapça bir tazim kalıbıyla açılıp hemen Türkçeye dönüyor; iki dil tek dizede yan yana duruyor. Redif “geldi” on üç beyit boyunca hiç değişmeyecek ve şiiri bir geliş haberleri zincirine çevirecek. İlk beyit haberin en büyüğünü veriyor: nübüvvetin mührü olan Peygamber'in gelişi.

  2. 2

    Sevindi cân-ı âşıklar açıldı baht-ı sâdıklar

    Çağırdı rûh-i mü’minler safa geldi safâ geldi

    1Âşıkların canı sevindi, sadıkların bahtı açıldı;

    2müminlerin ruhu “safa geldi, safa geldi” diye çağırdı.

    İç kafiye beyti ikiye bölüyor: “âşıklar / sâdıklar”, sonra “safa geldi / safâ geldi”. İkinci dizedeki yineleme bir karşılama nidasıdır — “safa geldi”, bugün “hoş geldin” dediğimiz kalıbın eski biçimi. Redif böylece hem gelenin gelişini hem karşılayanın sözünü aynı kelimeye yüklüyor.

  3. 3

    Safâ ehli zeminlerde zamanlarda mukaddemde

    Feleklerden meleklerden hezâran merhâbâ geldi

    1Safa ehli yerlerde, zamanlarda, daha öncesinde;

    2feleklerden, meleklerden binlerce merhaba geldi.

    Beyit selamı bütün boyutlara yayıyor: mekân (zemin), zaman ve öncelik (mukaddem), ardından gök katları ve melekler. “Feleklerden meleklerden” ses benzerliğiyle kurulmuş bir çift; bu manzumede ses oyunu sık sık anlamın önüne geçer. Karşılama artık kozmik ölçekte yapılıyor.

  4. 4

    Feriştehler inüp gökten beşâret ehl-i irfâna

    ’e ecel yetti Yezid’lere belâ geldi

    1Melekler gökten indi, irfan ehline müjde;

    2hâricilere ecel erişti, Yezidlere bela geldi.

    Beyit haberi ikiye ayırıyor: aynı geliş, bir tarafa müjde bir tarafa ecel. “Yezid’lere” çoğul yazımı tarihsel mezhep polemiğinin dışlayıcı tipini kurar; bu düşmanlaştırıcı aktarım güncel bir kişi ya da topluluğa yöneltilmiş çağrı değildir.

  5. 5

    aslı şeytandır yeter taklidine uyma

    Öğüt tut Hak yolun gör gel imâm-ı geldi

    1Azazil'in aslı şeytandır, yeter, taklidine uyma;

    2öğüt tut, Hak yolunu gör, gel: yol gösterici imam geldi.

    Şiirin ilk doğrudan buyruk dizisi burada: uyma, tut, gör, gel. Azazil şeytanın melekken taşıdığı addır, dolayısıyla “taklidine uyma” uyarısı yerinde — şeytanın asıl tehlikesi görünüşte melek kalabilmesidir. Karşısına konan “imâm-ı rehnümâ” gerçek kılavuzu işaret ediyor.

  6. 6

    İrişti mürşid-i kâmil kamu ehl-i imân oldu

    Sevindi gaziler cümle ki geldi

    1Kâmil mürşit erişti, herkes iman ehli oldu;

    2gaziler hep sevindi, peygamberlerin mührü geldi.

    Birinci beyitteki “hatm-i enbiyâ” burada aynen yineleniyor; gazel dairesel bir yapı kuruyor. “Gazi” kelimesi metne savaşçı sözlüğünü sokuyor: sevinen yalnız dervişler değil kılıç tutanlardır. Mürşidin gelişi böylece hem irşat hem seferberlik haberi hâline geliyor.

  7. 7

    Bahâdir gaziler koptu başında tâc-ı devlet var

    Budur Mehdî zaman devri cihan nûr-ı geldi

    1Yiğit gaziler ayaklandı, başlarında devlet tacı var;

    2Mehdî zamanının devri budur, cihana kalıcılık nuru geldi.

    Şiirin siyasî damarını en açık gösterdiği beyit: ayaklanan gaziler, başlarında taç, ilan edilen bir devir. Safevî hareketinin kızıl taçlı müritleri tam bu tarifin içindedir. “Devr” hem çağ hem devriye anlamı taşır; Mehdî beklentisi bir hükümdarın etrafında şimdiye çekilir.

  8. 8

    İmâm-ı Haydar oğluna dil ü candan rızâ verdik

    Ki Cafer Mûsi-i Kâzım Ali Mûsâ Rızâ geldi

    1İmam Haydar'ın oğluna gönülden ve candan rıza verdik;

    2çünkü Cafer, Musa Kâzım, Ali Musa Rıza geldi.

    Rıza kelimesi beyitte iki kez, iki ayrı yükle geçiyor: önce müridin onayı, sonra sekizinci imamın adı. Ad ile fiilin çakışması aruz şiirinin aradığı türden bir tevriyedir. Dize aynı zamanda imam silsilesini de sayıma katıyor; gazel bir an için düvazimama dönüşüyor.

  9. 9

    Halîlullah donun giymiş çağırmış adın İsmâîl

    Ana kurban olun deyu çün Allah’tan nidâ geldi

    1Allah'ın dostu İbrahim'in donuna girmiş, adını İsmail koymuş;

    2“ona kurban olun” diye Allah'tan ses geldi.

    “Don giymek” tasavvufta başkasının suretine bürünmektir; beyit İbrahim ile İsmail kıssasını şimdiki zamana taşıyor. Şairin kendi adının da İsmail olduğu hatırlanınca dize bir imza gibi okunur: kurban edilecek oğulla şah aynı adı taşımaktadır. Nida, kıssayı çeviren kurtarıcı sestir.

  10. 10

    Cihânı sihr ile Fir’avn özüne kani’ etmişti

    Buları yutmağa Mûsâ asâsı ejdehâ geldi

    1Firavun cihanı büyüyle kendine inandırmıştı;

    2bunları yutmaya Musa'nın asası ejderha olup geldi.

    Kıssa sırası İbrahim'den Musa'ya geçiyor. Beyit büyüyle mucizeyi karşı karşıya koyuyor: sihir insanı ikna eder, asa onu yutar. “Kani’ etmek” fiili özenle seçilmiş — Firavun'un gücü zorbalıktan çok inandırma kabiliyetidir; şiirin uyarısı da bu yüzden taklide ve gösterişe yöneliyor.

  11. 11

    Özü Yâsin dili Tâhâ yanağı Kaf-ı vel-Kur’an

    Kaşı nun saçı Vel-leylü yüzü şem-i duhâ geldi

    1Özü Yâsîn, dili Tâhâ, yanağı Kâf ve'l-Kur'ân;

    2kaşı nûn, saçı Ve'l-leyl, yüzü kuşluk aydınlığının mumu olan geldi.

    Sevgilinin yüzü sûre adlarıyla kuruluyor; hurûfî tasvirin tipik örneği. Her uzuv bir sûreye denk düşüyor: kaş “nûn” harfinin kavsi, saç gecenin karanlığı (Ve'l-leyl), yüz kuşluk aydınlığı (Duhâ). Beden böylece bakılacak bir güzellik olmaktan çıkıp okunacak bir metne dönüşüyor.

  12. 12

    Güzel şâhım Kamer mâhım muradgâhım gönül hâhım

    Cemâli -ı Allahım güzîn-i evliyâ geldi

    1Güzel şahım, ay gibi mahım, murat yerim, gönlümün dileği;

    2yüzü Allah'ın tecelli yeri olan, evliyanın seçkini geldi.

    İlk dize dört iç kafiyeyle (şâhım, mâhım, muradgâhım, hâhım) bir zikir gibi ilerliyor; burada anlamı taşıyan asıl güç ses. İkinci dizede kaynak “mazhr” yazmış, “mazhar” olmalıydı; dizgi kazası düzeltilmeden bırakıldı. Cemalin mazhar sayılması, Bektaşî didâr inancının çekirdeğidir.

  13. 13

    Hatâyî hastesin şâhın cemâli vaslın istersen

    Revân-ı can satun algıl bu ilme geldi

    1Hatâyî, şahın hastasısın; yüzüne kavuşmayı istiyorsan

    2canını hemen satın al: bu ilmin bedeli candır.

    Mahlas beyti bütün geliş haberlerini bir fiyata bağlıyor: gelen şey bedavaya alınmıyor. “Can bahâ” hem canın değeri hem kan bedeli demektir; alışveriş mecazı, şiirin başındaki müjdeyi bir sözleşmeye çeviriyor. Hasta olan âşık, ilacı ancak canını ödeyerek alabiliyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 143986 numaralı sürüm (Bektaşî Şairleri ve Nefesleri / Hatayi) esas alındı; Ergun'un Hatayi bölümündeki 25 numaralı manzume. Kaynakta on ikinci beytin ikinci dizesi “mazhr-ı” yazıyor (“mazhar” olmalı); dizgi kazası düzeltilmedi. Ergun'un nüsha dipnotu rakamı ile manzume numarası metne alınmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirKarşıki Karlıca Dağı Gördün Mü
Karşıki karlıca dağı gördün mü
Şah İsmail Hatâyî · Koşma

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

hatm-i enbiyâ

peygamberlerin sonuncusu, mührü

ferişteh

melek

havâric

hâriciler; Ali'ye baş kaldıran topluluk

Azâzil

şeytanın melekken taşıdığı ad

rehnümâ

yol gösteren, kılavuz

bakaa

kalıcılık, sonsuzluk

mazhr

mazhar; tecelli yeri (kaynakta böyle dizilmiş)

can bahâ

can bedeli, canın karşılığı