DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Enderunlu Vâsıf/Sürûrâbâd Kasrı Tarihi
Tarih manzumesi · 18.–19. yüzyıl

Sürûrâbâd Kasrı Tarihi

Vâsıf, Küçük Çamlıca yakınındaki Sürûrâbâd Kasrı’nı bahçesi, suyu, ışığı ve nakışlarıyla tasvir eder. Yapıyı II. Mahmud’un halkı ferahlatan imar kudretinin görünür işareti sayar; son tarih mısraı kasrın 1226’da tamamlandığını kaydeder.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Gülsitânlar zîneti kâşâneler pîrâyesi

    ‘Âleme sultân-ı mülkün şânı şâh-ı Cem-cenâb

    1Gül bahçelerinin süsü, köşklerin bezemesidir.

    2Ülkenin sultanının şanı, Cem görkemli hükümdarı dünyaya gösterir.

    İlk beyit kasrı gül bahçeleri ve köşkler arasında en seçkin süs olarak konumlandırır. Ardından II. Mahmud’un şanı Cem’e benzetilir; mimari güzellik doğrudan hükümdarlık görkemiyle ilişkilendirilir.

  2. 2

    Ya’nî Hân Mahmûd-ı ‘Adlî kim der-i ‘ulyâsına

    Tâc u tahtın ‘arz eder şehler berây-ı

    1Yani adaletli Han Mahmud’dur; onun yüce kapısına

    2Hükümdarlar bağlanmak için taç ve tahtlarını sunar.

    Hükümdarın yüce kapısı başka hükümdarların bile taç ve tahtlarını sunacağı bir merkez gibi anlatılır. Bu abartılı bağlılık sahnesi, II. Mahmud’un siyasal üstünlüğünü kasır övgüsünden önce kurar.

  3. 3

    Sürme-dân-ı çeşm-i câna vaz’ eder bî-iştibâh

    Gitse şâh-ı Isfahâna hâk-i pâyından türâb

    1İsfahan şahına onun ayağının toprağından biraz gitse,

    2Can gözünün sürmeliğine onu hiç kuşkusuz koyar.

    Ayağın toprağı İsfahan şahının gözüne çekeceği sürme kadar değerli sayılır. Toprak ile göz süsünün birleşmesi, hükümdarın en aşağıda kalan izini bile başka bir hükümdar için onur nesnesine dönüştürür.

  4. 4

    Çıksa seyrâna rikâbında yürür İsfendiyâr

    İnse bir câya semendin gezdirir Efrâsiyâb

    1Gezintiye çıksa üzengisinin yanında İsfendiyar yürür.

    2Atından bir yere inse bineğini Efrasiyab gezdirir.

    İsfendiyar ve Efrasiyab, hükümdarın gezintisinde üzengi yanında yürüyen ve atını gezdiren hizmetkârlar gibi gösterilir. Destan kahramanlarının bu konumu II. Mahmud’un gücünü efsane ölçeğine taşır.

  5. 5

    Bir şeh-i tâbende-cândır ki nigîn-i saltanat

    Gevher-i zâtıyla kesb itdi bu rütbe âb u tâb

    1O, parlak canlı bir hükümdardır; saltanat yüzüğü

    2Onun özündeki cevherle bu derece parlaklık kazandı.

    Saltanat yüzüğünün parıltısı dışarıdan takılan bir mücevherden değil hükümdarın kendi özündeki cevherden doğar. Beyit, makamın kişiyi değerli kılmadığını; hükümdarın niteliğinin makama ışık verdiğini söyler.

  6. 6

    Dîde-i tâc-ı şehî çeşm-i serîr-i husrevî

    Görmemiş bu ana dek böyle şeh-i devlet-nisâb

    1Hükümdarlık tacının gözü, hükümdar tahtının bakışıdır.

    2Bu ana kadar devlet nasipli böyle bir hükümdar görmemiştir.

    Taç ve taht göz imgesiyle canlı bir bakışa kavuşur; onların bugüne dek böylesi devletli bir hükümdar görmediği ileri sürülür. Övgü, cansız hükümdarlık araçlarını tanıklık eden varlıklara çevirir.

  7. 7

    Himmet-i şâhânesi makrûn-ı terfih-i ‘ibâd

    Lutf u şefkat-perveri meşhûr-ı cümle şeyh ü şâb

    1Hükümdarlık gayreti kulların rahatına yönelmiştir.

    2Lütfu ve şefkati yaşlı genç herkesçe bilinir.

    Hükümdarın gayreti halkın rahatına yönelmiş, şefkati de yaşlı genç herkesçe bilinmiştir. Böylece kasrın yapımı kişisel gösterişten önce kulların refahını gözeten yönetim anlayışının parçası olarak sunulur.

  8. 8

    İşte ez-cümle binâ edüp bu kasr-ı hurremi

    Kalb-i nâsı eyledi -i şevk-i bî-hisâb

    1İşte bunun bir örneği olarak bu sevinçli kasrı yaptırdı.

    2İnsanların kalbini sayısız sevinçle doldurdu.

    Sürûrâbâd, halkın kalbini sayısız sevinçle dolduran somut örnek diye gösterilir. Yapının adıyla verdiği duygunun aynı olması, mimari eseri hükümdar lütfunun hemen görülebilir kanıtına dönüştürür.

  9. 9

    Bu Sürûr-âbâdı inşâdan murâdı ol şehüñ

    Zevkını ‘âlem görüp ister ki olsun zevk-yâb

    1Hükümdarın Sürûrâbâd’ı yaptırmaktaki amacı,

    2Kendi zevkini dünyaya gösterip herkesin bundan tat almasıdır.

    Kasrın amacı yalnız hükümdarın zevkini barındırmak değildir; dünya onu görerek aynı zevkten pay almalıdır. Özel bir dinlenme mekânı, seyir yoluyla topluma açılan ortak bir mutluluk kaynağına çevrilir.

  10. 10

    Nice olmaz şöhreti âfâka bu kasr-ı latîf

    Nice seyrinden cihân etmez meserret iktisâb

    1Bu güzel kasrın ünü ufuklara nasıl yayılmasın?

    2Dünya onu seyrederek nasıl sevinç kazanmasın?

    Şair iki soruyla kasrın ününün ufuklara yayılmasını ve seyreden dünyaya sevinç vermesini kaçınılmaz gösterir. Güzellik öylesine açık sayılır ki onu kanıtlamak yerine inkârın mümkün olmadığı vurgulanır.

  11. 11

    Ben temâşâ kıldıgım anda sürûrumdan dedim

    Tab’una sad bârekallâh ey şeh-i şevket-me’âb

    1Ben seyrettikçe sevincimden şöyle dedim:

    2Yaratıcılığına yüz kere aferin, ey görkemli hükümdar.

    Vâsıf seyir anındaki sevincini doğrudan söze döker ve hükümdarın yaratıcı zevkine yüz kere aferin der. Bu sesleniş, genel methiyeyi kasrı bizzat gören kişinin canlı hayranlığına bağlar.

  12. 12

    Bulamaz bu resm-i nev-îcâdı ressâm-ı hüner

    İhtira’-ı tab’-ı pâkündür senün

    1Yetenekli ressam bu yeni biçimin benzerini bulamaz.

    2Kuşkusuz bu, senin temiz yaratıcı gücünün buluşudur.

    Yetenekli bir ressamın bile bu yeni tasarımın benzerini bulamayacağı söylenir. Kasrın biçimi taklit edilmiş bir örnek değil, hükümdarın temiz yaratıcı kudretinden çıkmış benzersiz bir buluş olarak değerlendirilir.

  13. 13

    -ı şevk-i hüsnü sûret-i kasra koyup

    Zâtuna mahsûs bir kâh eylemişsin intihâb

    1Güzelliğin sevinçli ilkbaharını kasrın görünüşüne yerleştirip

    2Kendine özgü bir köşk seçmişsin.

    İlkbaharın yeniliği ve güzelliği kasrın görünüşüne taşınır; hükümdar kendine özgü bir köşk seçmiştir. Mevsim benzetmesi, yapının durağan taşlarını sürekli tazelenen bir canlılıkla donatır.

  14. 14

    Bir nezâret bir ferah bir neş’e var tarhında kim

    Ömrü artar artar âdemün seyr ile olur feyz-yâb

    1Planında öyle bir görünüş, ferahlık ve neşe var ki

    2İnsan seyrettikçe ömrü artar, bereket kazanır.

    Planın görünüşü, ferahlığı ve neşesi seyreden insanın ömrünü artıracak ölçüde güçlüdür. Şair, mimari uyumu yalnız göz zevki değil bedene bereket ve yaşama isteği veren bir deneyim sayar.

  15. 15

    Cilve-ger âyîne-i câmında envâ’-ı safâ

    Mürtesim reng-i nukûşında neşât-ı bî-hisâb

    1Kadeh aynasında türlü ferahlıklar görünür.

    2Nakışlarının renginde sayısız sevinç resmedilmiştir.

    Kadehin aynasında ferahlıkların görünmesi, eğlence nesnesini ışık taşıyan bir yüzeye dönüştürür. Nakışların renklerine resmedilen sayısız sevinç, kasrın iç süslemesini duygunun görülebilir biçimi yapar.

  16. 16

    Bir -i şâd-mânî sanki bu kasr-i cedîd

    Zât-ı Şâh anun derûnında misâl-i âfitâb

    1Bu yeni kasır sanki bir mutluluk göğüdür.

    2Hükümdarın kendisi onun içinde güneş gibidir.

    Yeni kasır mutluluk göğüne, hükümdar da onun içindeki güneşe benzetilir. Yapı geniş bir evrene dönüşürken merkezindeki ışığın II. Mahmud olduğu belirtilir; mimari düzen hükümdarlık düzenini yansıtır.

  17. 17

    Medh-i evsâfında bu nüzhet-gehüñ ‘âciz kalur

    Bir yere cem’ olsa yüz bin şâ’ir-i hâzır-cevâb

    1Bu gezinti yerinin niteliklerini övmekte

    2Yüz bin hazırcevap şair toplansa yine yetersiz kalır.

    Gezinti yerinin nitelikleri, yüz bin hazırcevap şair bir araya gelse anlatılamayacak kadar çoktur. Şair bu abartıyla kendi methiyesinin sınırını kabul eder ve kasrın sözden taşan güzelliğini öne çıkarır.

  18. 18

    Zîb-i eyvân-ı şehîde Hakk edüp dâ’im seni

    Taht-ı devletde kıla dil-hâhun üzre kâm-yâb

    1Tanrı seni hükümdarlık eyvanının sürekli süsü etsin.

    2Devlet tahtında gönlünün istediğince murada erdirsin.

    Dua beyti hükümdarın eyvanın sürekli süsü olmasını ve devlet tahtında gönlünce murada ermesini ister. Yapı için söylenen güzellik, sonunda onu yaptıran kişinin iktidarının sürekliliği dileğine bağlanır.

  19. 19

    Vâsıfâ bir yaz ki târîhin pesend etsin gören

    Yapdı zîbâ kasr-i şâhî dâver-i dârâ-cenâb 1226 (1811)

    1Ey Vâsıf, görenin beğeneceği bir tarih yaz:

    2Dara görkemli adalet hükümdarı güzel hükümdarlık kasrını yaptı; 1226 (1811).

    Son beyit Vâsıf’a görenin beğeneceği tarih mısraını yazma görevi verir. 1226 tarihiyle birlikte güzel kasrın adalet sahibi hükümdar tarafından yaptırıldığı kayda geçirilir ve methiye belge niteliği kazanır.

Kavram sözlüğü (10) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Enderunlu Vâsıf kimliği sabit revizyon yazar alanı ve bağımsız kaynak denetimiyle bağlandı.

Atıf kanıtını aç ↗

Türkçe Vikikaynak sabit oldid 162535; 19 birim/38 dize.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBostancıbaşı Çeşmesi Tarihi
Gâzî Hân Mahmûd ‘Adlî şân ü ‘âlî himmetin
Enderunlu Vâsıf · 5 beyitlik tarih manzumesi

Kavram sözlüğü

10 kavram bulundu.

kâşâne

Gösterişli büyük köşk veya konak.

intisâb

Bir kişiye veya makama bağlanma.

rikâb

Üzengi; hükümdarın yakın hizmet çevresi anlamında da kullanılır.

semend

Çevik ve güzel at.

leb-rîz

Ağzına kadar dolu.

âfâk

Ufuklar; bütün dünya.

bî-irtiyâb

Kuşkusuz.

nevbahâr

İlkbahar.

sipihr

Gök, gökyüzü.

nüzhet-geh

Gezinti ve ferahlama yeri.