Vuslat şiirleri
25 şiir · 17 şair
Divan gazelinde kavuşma çoğu zaman ertelenir; bu sayfadaki şiirlerin ilginçliği kavuşmanın gerçekten olmasıdır. Mihrî Hatun'un “Bu göñlüm zevrakın aldı bu gün bir gonce-leb gül-ruh” dizesiyle açılan gazelinde vuslat bir güne tarihlenir: nakarat gibi dönen “gonce-leb gül-ruh” her beyitte aynı günü işaret eder ve sevgili şiirin sonunda gelmiş, âşığın varını almış olur.
Ama kavuşmanın bir bedeli vardır. Yine Mihrî Hatun'un “Âteş'i 'ışka ol 'âşıklar ki cânın yakdılar” diye başlayan gazeli sonsuz vuslata erenleri anlatır ve şartı hemen söyler: dünyalarını yakmış olmak. Vuslat burada bir buluşma değil, bir tasfiyenin sonucudur.
Tekke şiirinde bu tasfiye doğrudan benliğe uygulanır. Yunus Emre'nin “Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni” dizesi kavuşmayı iki kişinin bir araya gelmesi olarak değil, birinin ortadan kalkması olarak kurar. Seyyid Nesîmî'nin “Merhaba hoş geldin ey ruh-i revanım, merhaba” diye açılan şiiri ise kavuşmayı bir karşılama ânına sıkıştırır ve son beyitte açılış dizesine dönerek çemberi kapatır.
Ahmet Hâşim'de kavuşma hâlâ vardır ama artık bir hatıradır: “Bir Yaz Gecesi Hatırası” doyumun değil tükenişin ânını tutar, kavuşma vakti yorgun bir kuş gibi uçar. Aynı kelime böylece dört ayrı sonuca bağlanıyor — bir tarih, bir bedel, bir yok oluş ve bir hatıra.
