Uyan
Uyan, yaşama hakkını boynu bükük ağlayan bir varlık gibi kişileştirerek Müslüman toplumu edilgenlikten çıkmaya çağırır; zaman seli, girdap, gün batımı ve gelecek karşıtlıklarıyla 1915'in savaş ortamında sert bir seferberlik söylemi kurar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Baksana kim boynu bükük ağlayan
Hakkı hayatındır senin ey Müslüman,
Kurtar artik o biçareyi Allah için.
Artık ölüm uykularından uyan.
1Bak, boynu bükük ağlayan kim?
2O, senin yaşama hakkındır, ey Müslüman;
3Allah için artık o çaresizi kurtar.
4Artık ölüm uykusundan uyan.
- 2
Bunca zamandir uyudun kanmadin,
Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın.
Çiğnediler yurdunu baştan başa.
Sen yine bir kerre kimildanmadın.
1Bunca zamandır uyudun, hâlâ doymadın;
2çekmediğin çile kalmadı, yine akıllanmadın.
3Yurdunu baştan başa çiğnediler;
4sen yine bir kez bile kımıldamadın.
İkinci dörtlük uzun uykunun bedelini işgal edilen yurt ve çekilen çileyle ölçer. “Baştan başa” yaygınlığı, “bir kerre” bile kımıldamamak ise mutlak hareketsizliği büyütür; sitem dış düşmandan çok cevap vermeyen topluma yönelir.
- 3
Ninni degil dinledigin ,
Kükreyerek akmada müstakbele.
Bir ebedi sel ki zamandir adi,
Haydi katıl sen de o coşkun sele.
1Dinlediğin ninni değil, büyük bir uğultu;
2geleceğe doğru kükreyerek akıyor.
3Adı zaman olan sonsuz bir seldir bu;
4sen de haydi o coşkun sele katıl.
Ninni sanılan sesin velveleye dönüşmesi, rahatlatıcı işitme beklentisini bozar. Zamanın geleceğe akan coşkun sel olarak kurulması iki seçenek bırakır: akışa katılmak ya da onun gerisinde kalmak.
- 4
Karşı durulmaz cereyan sine-çak...
Varsa duranlar olur elbet helâk.
Dalgalarin anmadan seyrini,
Göz göre girdâba nedir ?
1Göğüs yararak akan bu akıntıya karşı durulamaz;
2duran varsa elbette yok olur.
3Dalgaların gidişini anlamadan
4göz göre göre girdaba kapılmak niye?
Akıntı bu kez göğüs yaran ve duranları yok eden bir güce dönüşür. Şairin eleştirisi dalgaların yönünü okumadan girdaba isteyerek yaklaşmaya odaklanır; tehlike yalnız akışın şiddeti değil, onu anlamayı reddeden bakıştır.
- 5
Dehşeti maziyi getir yadına;
Kimse yetişmez yarın imdadina.
Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmez misin evladina?
1Geçmişin dehşetini hatırla;
2yarın yardımına kimse yetişmez.
3Diyelim ki kendine acımıyorsun;
4çocuklarına da mı acımazsın?
Geçmişin dehşetiyle yarının yardımsızlığı arasına çocuklar yerleştirilir. Söyleyen, kişinin kendisine duymadığı merhameti evladına yöneltmeye çalışır; gelecek sorumluluğunu soyut millet fikrinden aile bağının yakınına çeker.
- 6
Ben onu dünyaya getirdim diye
Kalkişacaksin demek öldürmeye!
Sevk ediyormuş meger insanlari,
de bu canilige!
1"Onu dünyaya ben getirdim" diyerek
2kalkıp onu öldürecek misin?
3Demek insanları
4babalık hakkı da bu caniliğe sürüklüyormuş!
Babalık hakkı savı tersine çevrilerek çocuğun hayatı üzerinde sınırsız tasarruf iddiası “canilik” diye adlandırılır. Böylece ebeveynlik sahiplik değil koruma yükümlülüğü olarak okunur; iki ünlem ahlaki şaşkınlığı keskinleştirir.
- 7
Dogru mudur ile olmak tebah?
Yok mu gelip gayrete bir ?
Beklediğin subh-i kıyamet midir?
Gün batıyor sen arıyorsun tebah!
1Umutsuzlukla mahvolmak doğru mu?
2Gayrete gelip uyanmak yok mu?
3Beklediğin kıyamet sabahı mı?
4Gün batıyor, sen hâlâ sabah arıyorsun!
Yeis, kişiyi tüketen bir seçim; intibah ise gayretle gelen uyanış olarak karşı karşıya konur. Gün batarken kıyamet sabahını bekleme çelişkisi, doğru anı sürekli ertelemenin zaman duygusunu nasıl bozduğunu gösterir.
- 8
Gözleri maziye bakan milletin,
Ömrü temadisi olur nakbetin.
Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ,
Görmeye lakin daha yok niyyetin.
1Gözleri geçmişe dönük milletin
2süregelen ömrü felaket olur.
3Tanrı geleceği karşına dikmiş;
4ama onu görmeye hâlâ niyetin yok.
Geçmişe kilitlenen gözlerin karşısına Tanrı'nın diktiği gelecek çıkar. Milletin ömrünün felakete dönüşmesi, yalnız geçmişi hatırlamaktan değil, geleceği görme niyetinin bulunmamasından doğar; görme fiili siyasi iradeye bağlanır.
- 9
Ey koca şark! Ey ebedi !
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin .
1Ey büyük Doğu, ey sonu gelmez miskinlik!
2Sen de kımıldamaya niyet et.
3Korkarım yarın Batı'nın elinden
4çekmediğin kötülük kalmayacak.
Doğu'nun bir coğrafyadan çok “ebedî meskenet” diye kişileştirilmesi ağır ve genelleyici bir öz eleştiridir. Batı da yaklaşan kötülüklerin faili olarak kutuplaştırılır; bu karşıtlık şiirin 1915 savaş seferberliği içindeki tarihsel söylemidir, toplumlar hakkında zamansız bir hüküm değildir.
- 10
Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden,
Kan dökerek almalısın merd isen.
Çünkü bugün ortada hak sahibi,
Bir kişidir: "Hakkımı vermem!" diyen.
1Yaşama hakkın daha çiğnenmeden
2yiğitsen onu kan dökerek almalısın.
3Çünkü bugün hakkını elinde tutan,
4tek kişidir: "Hakkımı vermem!" diyen.
Son dörtlük yaşama hakkını savunmayı kan dökme ve erkeklik diliyle şartlandırır. “Hakkımı vermem” sözü özneleşmeyi özetlese de şiddet ve “merd” vurgusu dönemin askerî mobilizasyon retoriğine aittir; yakın okuma bu buyruğu evrensel bir siyasal yöntem olarak onaylamaz.
Metnin kaynağı
140608 numaralı Türkçe Vikikaynak revizyonu Mehmet Âkif atfını, on dörtlük/kırk dizelik tam sırayı verir. TBMM Safahat 2021, basılı s. 95-96 / PDF görüntü s. 109-110, başlangıç ve bitişi doğrular; Berlin tarih kaydı dışarıda bırakıldı. Açık pinli metin özgün metinde aynen korundu. Tanığın “anlamadan”, “Hakk-ı ubüvvet” ve “sabâh” okumaları pinli “anmadan”, “Hakki-i übüvvet” ve “tebah” biçimlerinden ayrılır; sessizce uygulanmayıp modern anlamlandırmada dikkate alındı ve kanıt alanında kaydedildi. Tansel'in vezin incelemesi Uyan'ı seri bahrindeki Müfteilün Müfteilün Fâilün kalıbıyla ilişkilendirir.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Sa'di diyor ki: 'Bir gece biz kervan ileMehmet Âkif Ersoy · Manzum hikâye→
Açılışta yaşama hakkı, boynu bükük ağlayan bir kişi olarak sahneye çıkar. Bu kişileştirme soyut hakkı korunmayı bekleyen bir mağdura çevirir; “ölüm uykusu” da toplumsal edilgenliği biyolojik sona yaklaşan bir uyuşma gibi gösterir.