DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Va’deye kıldı hilâf ol mihribânım Mustafâ
Şiir · 17. yüzyıl

Va’deye kıldı hilâf ol mihribânım Mustafâ

Mustafa verdiği söze uymayınca âşığın ahı arşa çıkar; sevgilinin ‘eğlendi’ oluşu konum eklenmeden gecikme ihtimali olarak kalır. ‘Vasıl-ı kavsiyle’ yüzeyi kesin bir kavuşma yayı ilişkisine kapatılmaz; açık olan, boyun keman oluşu ve bekleyişin hâli ağırlaştırmasıdır. Eksik ‘râh-ı...’ korunur; Ömer durumunu mektupla hükümdarına sunar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    ol mihribânım Mustafâ

    Arşa çıktı hasretinden âh ü vâhım Mustafâ

    1O şefkatli Mustafa verdiği söze aykırı davrandı;

    2hasretinden ahım ve vahım arşa çıktı, Mustafa.

    İlk dize sevgilinin vaade “hilâf” ettiğini doğrudan bildirir; “mihribânım” hitabı kırgınlığa rağmen şefkat sıfatını korur. Hasretten çıkan “âh ü vâh”ın arşa yükselmesi, tutulmayan sözün etkisini yeryüzündeki bekleyişten göksel bir şikâyet sesine taşır.

  2. 2

    Ahd ü peymân eylemişti gelmeğe ol lâle ruh

    Bilmezem noldu aceb Mustafâ

    1O lale yanaklı gelmek için sözleşip ant içmişti;

    2ne oldu bilmem, acaba şahım oyalandı mı Mustafa?

    Lale yanaklı sevgili gelmek için “ahd ü peymân” etmiş, yani sözünü iki yakın terimle pekiştirmiştir. Şimdiki gecikme “bilmezem noldu aceb” sorusuyla karşılanır; “eğlendi şâhım” oyalanma ihtimali taşır, fakat kaynakta olmayan “bir yerde” konumu eklenmeden belirsiz bekleyiş korunur.

  3. 3

    demâdem kaddimiz oldu keman

    hâlimiz oldu yaman

    1‘Vasıl-ı kavsiyle’ durmadan boyumuz keman oldu; bağ kapalıdır;

    2özlemli bekleyişten hâlimiz kötü oldu.

    “Vasıl-ı kavsiyle” basılı yüzeyi vasıl, yay, boy ve keman kelimelerini yan yana getirir; bunu kesin “kavuşma yayına bağlanma” hükmüne kapatmak doğru değildir. Açık olan, kaddin “demâdem” keman oluşu ve “iştiyâk-ı intizar” yüzünden hâlin yamanlaşmasıdır; beden bekleyiş içinde eğilir.

  4. 4

    Görmeyelden gül cemâlin oldu bir hayli zaman

    Saçı sünbül yüzü gül çeşmi siyâhım Mustafâ

    1Gül yüzünü görmeyeli epey zaman geçti;

    2saçı sümbül, yüzü gül, gözü siyahım Mustafa.

    Gül cemalin görülmeyişi “bir hayli zaman” diye uzun ama sayısız bir süreye bağlanır. Sümbül saç, gül yüz ve siyah göz portresi bu yokluğun içinde hatıradan yeniden çizilir; renk ve bitki benzetmeleri sevgiliyi görünür kılarken Mustafa hitabı aradaki zaman mesafesini kapatamaz.

  5. 5

    Ağlarım derd ü firâkınla aceb ben gülmezem

    Akmada bir dem asla silmezem

    1Ayrılık derdinle ağlarım; acaba ben hiç gülmez miyim?

    2gözyaşı selim akıyor, bir an bile silmiyorum.

    Konuşan ayrılık derdiyle ağlamasını “aceb ben gülmezem” sorusuyla kendi gülmeyişine çevirir. “Seylâb-ı eşk” gözyaşını taşkın suya dönüştürür; “bir dem asla silmezem” ise onu durdurmak şöyle dursun silmeyi bile reddeder. Süreklilik, gözyaşının hem akışında hem korunmasında kurulur.

  6. 6

    Yoksa bir mı gitti bilmezem

    Hak’kı seversen ne hâl oldu penâhım Mustafâ

    1Yoksa bir ‘râh-ı...’ mı gitti, bilmiyorum; basılı yol sözü eksiktir.

    2Allah’ı seversen, sığınağıma ne oldu Mustafa?

    Basılı “Yoksa bir râh-ı...” yüzeyi açık bir eksiklik taşır; hangi yolun ya da tamamlayıcının kastedildiği tahmin edilmemelidir. “Bilmezem” bu kapalılığı konuşanın kendi bilgisizliğiyle pekiştirir. Ardından “Hakk’ı seversen” diye sevgilinin hâlini sorması, bozuk yüzeyden açık bir merak ve sığınak hitabına geçer.

  7. 7

    Ey Ömer âyâ ne hikmet oldu ol dildârıma

    Etmedi asla ol benim âh zârıma

    1Ey Ömer, acaba o sevgilime ne oldu, bu ne hikmet?

    2Benim ah edip inlememe hiç merhamet etmedi.

    “Ey Ömer” mahlaslı soru, dildarın başına geleni “âyâ ne hikmet” diyerek anlamlandırmaya çalışır. Sevgilinin âh ve zâra “asla terahhum” etmemesi, yalnız gecikmeyi değil merhamet eksikliğini sorun yapar. Hikmet arayışı cevap bulmaz; tekrar edilen sesler karşılıksız kalır.

  8. 8

    sunmağa hünkârıma

    Hayli demdir muntazırım pâdişâhım Mustafâ

    1Hâlimi anlatan bir mektup yazdım, hükümdarıma sunmak için;

    2uzun zamandır bekliyorum, padişahım Mustafa.

    “Rık’a yazdım” acıyı mektup biçimine sokar; “hasbıhâl” konuşanın durumunu doğrudan hükümdara sunulacak metin yapar. “Hayli demdir muntazırım” bekleyişin süresini son kez belirtir. Padişah hitabı, şikâyeti saygı içinde tutarken mektubun henüz cevapsız olduğunu sezdirir.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 şiir No.260 Âşık Ömer bölümündedir; gövdede “Ey Ömer âyâ ne hikmet oldu ol dildârıma” mahlası görünür.

Atıf kanıtını aç ↗

Kaynak sürümü ergun1936-n260-DAC862369A64. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.260, PDF 221; 8 iki dizelik birim/16 dize. Kaynak aparatı: dize 11 râh-ı...: Basılı yüzeyde râh-ı ardından üç noktalı eksiklik görünür; sessizce tamamlanmadı. U2 ‘eğlendi’ için konum eklenmedi; U3 ‘Vasıl-ı kavsiyle’ sentaksı kesin kavuşma yayı hükmüne kapatılmadı. Tarama yeniden dağıtılmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirGönül, yorgancının hâlini öğrendin mi?
Vâkıf oldun mu gönül ahvâline yorgancının
Âşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

Va’deye kıldı hilâf

Verdiği söze aykırı davrandı.

Vasıl-ı kavsiyle

Vasıl, yay, boy ve keman ilişkisi kesinleştirilmeyen kapalı tarihî yüzey.

eğlendi şâhım

Şahın oyalanması ya da gecikmesi olasılığı; konum belirtilmez.

İştiyâk-ı intizardan

Özlemle beklemekten.

Seylâb-ı eşkim

Sel gibi akan gözyaşım.

râh-ı...

Basılı metinde sonrası eksik bırakılmış ‘yol...’ tamlaması.

terahhum

Acıma, merhamet etme.

Rık’a yazdım hasbıhâlim

Hâlimi anlatan bir mektup yazdım.