Vâr idi bir dil-âver-i pür-zûr
Anlatı, gücüne güvenen bir pehlivanı kaplan, aslan ve ejderha imgeleriyle yükselterek başlatır; fakat asıl amaç kaba kuvveti övmek değildir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Vâr idi bir -i
Geştgîri-i destine magrur
Pençe tâb-ı pelenk ü şîr-i jiyân
Hamle-fermâ-yı ejdehâ-yı demân
Ceng-cûy-ı muzaffer ü galib
Tünd-hûy u tenâvür ü sâ'ib
Gördi bir şâh-zâde-i dilber
Cânına etti tîr-i aşk güzer
Kıldı bir demde destbürd-i belâ
Kametin mâh-ı nev misâl dü-tâ
Oldı ma'mûre-i vücûdu harâb
Pây-mâl ü zelîl hem-çü türâb
Başladı yâne yâne efgâna
Bir oldu nâr-ı hicrâna
Za'fla zannolurdu mûr-ı hakîr
Âh ü feryâdı lîk âlem-gîr
Aşk bir yana şu'le-gîr-i elem
Hulk bir yana seng-bâr-ı sitem
Hicr-i gönülde derd-i azîm
Ta'n-ı bed-hâh-ı can-güdâz u elîm
Gâh serde gulüv edip sevdâ
Böyle eylerdi Hakk'a arz-ı recâ
“Kıl havâle helâkimi yâ Rab
K'ola terk-i belâ-yı aşka sebeb”
“Nice can-sûz imiş bu âfet-i aşk
Ne yaman derd imiş bu mihnet-i aşk”
"Dilde her dâg şu'le-tâb oldu
Sînede zahm-ı bî-hesâb oldu”
"Nice râh açtı câna tîg-ı belâ
Geldi mevtim âh kim hâlâ”
"Bâri kendim beni helâk edeyim
Bir avuç râh-ı yâre hâk edeyim”
"Gideyim üft ü hîz ile yâre
Bulayım kendi derdime çâre”
"Tövbe tövbe kim eyledim ısyân
Baña gamdır dilimde mâye-i can”
Böyle dâ'im idüb hayâl-i muhâl
Deşt-i gamda gezerdi kays misâl
Sûret-i hâlden olup âgâh
Merhamet ma'deni kerîme-i şâh
İyledi ihtiyâr renc-i sefer
Âşıkı nezdine olup reh-ver
Didi ey şekîb ü edîb
Kişver-i hicr ü mihnetimde garîb
Ez-kocâyî vü nâm ü şânet çîst
Gû merâ gû ki derd-i cânet çîst
Men ki tabîb-i tûem
Der-dilet cânem ü habîb-i tûem
Neyem Îsî ki Îsî-i Meryem
Arz-ı Sûz u güdâz mî-konedem
Pâdişâh-ı serîr-i nâzım
Hüsn ü ismetle ser-firâzım ben
Âşıka rahm u lûtftur kârım
Dil-nüvâzım vefâdır efkârım
Gamına çâre bulmaga geldim
Derdden ârre bulmaga geldim
Nicedir hâl-i zârın ey mahzûn
Söyle gel râzın eyle perde-birûn
Âşikâr olmayınca ve'l-hâsıl
Derdiniñ çâresi olur müşkil
Böyle sözlerle ol ferişte-hısâl
Hâlini âşıkından etti su 'âl
Bunı bî-çâre gûş edip tekmîl
Oldı lûtfıyla şerm-sâr u hacîl
Gark olup bahr-ı hayrete bir dem
Eyledi azm sû-yı mülk-i adem
1Çok güçlü ve yiğit bir savaşçı vardı;
2Elinin güreşmedeki ustalığıyla gurur duyardı.
3Kaplanla kükreyen aslanın pençesini büker,
4Koşan ejderhaya saldırı buyururdu.
5Savaş arayan, zafer kazanmış ve üstün biriydi;
6Sert huylu, iri yapılı ve doğru görüşlüydü.
7Güzel bir hükümdar kızı gördü;
8Aşk oku canını delip geçti.
9Bela onu bir anda ele geçirdi;
10Boyunu yeni ay gibi iki büklüm etti.
11Varlığının bayındır ülkesi yıkıldı;
12Toprak gibi ayaklar altında ve aşağılanmış kaldı.
13Yana yana inlemeye başladı;
14Ayrılık ateşinde üzerlik tohumu gibi yandı.
15Güçsüzlüğünden zavallı bir karınca sanılırdı;
16Fakat ahı ve feryadı bütün dünyayı kaplardı.
17Bir yanda aşk acı alevini yükseltiyor,
18Öte yanda halk ona sitem taşı yağdırıyordu.
19Sevgiliden ayrılık gönlünde büyük bir dertti;
20Kötülük isteyenlerin kınaması can yakan ve acıydı.
21Sevda bazen başında taşkınlaşır,
22O da Tanrı’ya dileğini şöyle sunardı:
23“Ey Tanrım, ölümümü gönder de
24Aşk belasından kurtulmama sebep olsun.”
25“Bu aşk afeti ne kadar can yakıcıymış;
26Aşk sıkıntısı ne kötü bir dertmiş.”
27“Gönüldeki her yara alev alev parlıyor;
28Göğsümde sayısız yara açıldı.”
29“Bela kılıcı canımda nice yollar açtı;
30Ah, ölümüm hâlâ gelmedi.”
31“Bari kendimi kendi elimle öldüreyim;
32Sevgilinin yolunda bir avuç toprak olayım.”
33“Düşe kalka sevgiliye gideyim;
34Kendi derdime bir çare bulayım.”
35“Tövbe, tövbe! Böyle düşünerek başkaldırdım;
36Oysa gönlümdeki keder bana can kaynağıdır.”
37Böylece durmadan olmayacak hayaller kurar,
38Kays gibi keder çölünde dolaşırdı.
39Hâlinin görünüşünü öğrenen
40Merhamet kaynağı hükümdar kızı,
41Yolculuk sıkıntısını göze aldı;
42Bir kılavuzla âşığın yanına vardı.
43Dedi ki: “Ey çaresiz, sabırlı ve edepli kişi;
44Ayrılık ve sıkıntı ülkemdeki garip!
45Nerelisin, adın ve şanın nedir?
46Bana söyle, canındaki dert nedir?
47Ben İsa nefesli senin hekiminim;
48Gönlünde canınım, senin sevgilinim.
49Meryem oğlu İsa değilim; fakat
50Senin yanıp yakılmanı dile getiriyorum.
51Naz tahtının padişahıyım;
52Güzellik ve namusla başım yücedir.
53İşim âşığa acımak ve lütfetmektir;
54Gönül okşarım, düşüncem vefadır.
55Kederine çare bulmaya geldim;
56Seni dertten kurtarmaya geldim.
57Ey hüzünlü kişi, perişan hâlin nasıldır?
58Gel sırrını söyle, perdesini kaldır.
59Kısacası derdin açığa çıkmadıkça
60Ona çare bulmak güç olur.”
61O melek yaradılışlı güzel böyle sözlerle
62Âşığına hâlini sordu.
63Çaresiz adam bunların hepsini işitince
64Onun lütfu karşısında utanıp mahcup oldu.
65Bir süre şaşkınlık denizine battı;
66Sonra yokluk ülkesine yöneldi.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Recaizade Mahmut Ekrem adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'taki 4 sabit sayfa revizyonundan birleştirilmiştir (oldid: 100453, 100454, 100455, 100458). Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Anlatı, gücüne güvenen bir pehlivanı kaplan, aslan ve ejderha imgeleriyle yükselterek başlatır; fakat asıl amaç kaba kuvveti övmek değildir. Dinlenen sözün ardından kahramanın utanması, hayrete düşmesi ve yokluk ülkesine yönelmesi, hikâyeyi ahlâkî bir tersine dönüş ve fanilik dersiyle sonuçlandırır.