Virüp Dil Zülf-i Perçîne Çekildim Kûy-ı Yârümden
Gönlünü kıvrımlı zülfe verip sevgilinin sokağından çekilen özne; kendini kırıldığında çevresini kokutan gül suyu şişesine, yapraklarını döken sonbahar ağacına, sesi kalan harap camiye ve dizisinden ayrılmayan tesbih tanesine benzetir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Virüp dil zülf-i perçîne çekildim kûy-ı yârümden
Hatâ itdüm cân atdım diyârumdan
1Gönlümü kıvrımlı zülfe verip sevgilimin sokağından çekildim;
2hata ettim, yurdumdan ayrılıp [Sâm/Şâm] karaltısına can attım.
- 2
Gam-ı la‘lüñle çünküm bir gül-âb-âgîn mînâyum
Nola olsa dost u düşmen inkisârumdan
1Yakut dudağının gamıyla gül suyuyla dolu bir şişeyim;
2kırılmamla dost ve düşman kokulansa buna şaşılır mı?
Yakut dudak yüzünden gam çeken konuşan, gül suyuyla dolu bir şişe olur. Şişe kırılınca kokunun dost ile düşmana yayılması, kişisel kırılışın çevreye güzel koku bırakması paradoksunu kurar; inkisâr hem kırılma hem gönül incinmesi çağrışımı taşır.
- 3
Hevâ-yı ‘aşkla mânend-i eşcâr-ı hazân-ülfet
Yoluñda geçdim ey bi’l-cümle varumdan
1Aşk havasıyla, hazana alışmış ağaçlar gibi
2ey gonca ağızlı, yolunda bütün varlığımdan geçtim.
Hazana alışmış ağaçlar nasıl yapraklarını bırakırsa âşık da sevgilinin yolunda bütün varlığından geçer. ‘Aşk havası’ rüzgâr ve arzu anlamlarını birlikte taşır; fedakârlık, gonca ağızlı sevgiliye doğrudan hitapla somutlaşır.
- 4
Benem ol câmi‘-i vîrâne kim esvât-ı tekbîri
Duyar semt-i mihrâb u menârumdan
1Ben öyle harap bir camiyim ki tekbir seslerimi
2hâl ehli, mihrabımın ve minaremin bulunduğu yönden duyar.
Harap cami imgesi, yapının yıkıntı hâliyle içinden duyulan tekbir sesini karşı karşıya getirir. Mihrab ve minare yönünden sesi işitenler ‘erbâb-ı hâlet’tir; beyit maddi harabiyet içinde süren manevi yankıyı anlatır, yapının fiziksel durumunu ayrıntılandırmaz.
- 5
Beni sen halka-i devrinde yokla Yüsriyâ şeyhiñ
Çün olmam dâne-i tesbîh-veş katârumdan
1Ey Yüsrî, beni şeyhinin devran halkasında ara;
2çünkü tesbih tanesi gibi kendi dizimden ayrılmam.
Makta, Yüsrî'yi şeyhin devran halkasında aratır ve bağlılığını dizisinden ayrılmayan tesbih tanesine benzetir. Halka, sıra ve tesbih aynı dairesel düzeni pekiştirir; ‘münfekk olmamak’ şairin topluluktan kopmama iradesini belirtir.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.e71aaa83-1018-43b8-b60b-3c54bb86037c:g112-pdf185. Ana edisyonda G112, basılı s.174/PDF 185; tek sayfada beş beyit, basılı kalıp ve mahlaslı son beyit görünür; G113/PDF 185 ile bitiş sınırı denetlendi. Gövdede aparat ihtilafı yoktur; kaynak biçimleri sessizce düzeltilmedi. Kaynak başlığındaki “Yüsrî Ahmed Nazif Dede” kesin kimlik değil katalog adıdır; şair 1694'te Şam'da ölen Yüsrî Ahmed ile birleştirilmedi. Öztürk 2020 yalnız kimlik, tarih ve nüsha kontrolünde yalnızca araştırma amacıyla kullanıldı. AVESIS CC BY bağlantısı dosyaya komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur. Matla ikinci dizesindeki görsel okuma ‘sevâd-ı Sâma’dır; Sâm kişi adı ile Şâm/akşam karaltısı ihtimalleri exact ikinci tanık bulunmadığı için modern, yorum ve sözlükte [Sâm/Şâm] biçiminde açıkça belirsiz bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
İlk beyit, gönlü sevgilinin kıvrımlı saçına verdikten sonra onun sokağından çekilmeyi açık bir hata sayar. Görseldeki ‘sevâd-ı Sâma’ okuması Sâm kişi adı veya Şâm/akşam karaltısı olarak kesinleştirilemediği için [Sâm/Şâm] biçiminde açık bırakılır; zülf karanlığıyla kurulan ilişki ihtimal olarak kalır.