Vücûdun ‘İllet-i Gâiyye-i Kevneyn İdüp Mevlâ
Hz. Muhammed'i iki âlemin yaratılış gayesi ve peygamberlerin en üstünü sayan na‘t, kapı toprağı, gölgesizlik ve ümmetin salâtı gibi klasik övgü unsurlarını Râsim'in yakarışıyla birleştirir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Vücûdun -i idüp Mevlâ
Seni kıldı cemî‘-i enbiyâdan efdal ü a‘lâ
1Mevlâ, senin varlığını iki âlemin yaratılış gayesi yaptı;
2seni bütün peygamberlerden daha üstün ve yüce kıldı.
- 2
Alanlar hâk-i der-i şer‘-i şerîfinden
‘Amâdan açdılar çeşm-i ‘alîli oldılar bînâ
1Yüce din kapısının toprağını göze sürme yapanlar
2körlükten kurtulup hasta gözlerini açtılar ve görür oldular.
İkinci beyit soyut övgüyü somut bir maddeye indirir: kapı eşiğinin toprağı göze çekilen sürmeye dönüşür. “Tûtiyâ” şifa amacıyla kullanılan bir sürme olduğu için toprak hem alçaklığın hem devanın yerini tutar. Karşıtlık gözde tamamlanır: görmeyen göz görür olur; şiirin anlattığı bu mucize kendi inanç anlatısına aittir.
- 3
Vücûdı mümteni‘dir sâyenin cism-i latîfinden
Ki def‘-i vehm-i şeyne kadd-i bî-mislin ider îmâ
1Latif bedeninden gölgenin var olması imkânsızdır;
2benzersiz boyun, kusur şüphesini gidermeye işaret eder.
Üçüncü beyit gölgesizliği bir eksiklik değil kanıt sayar. Latif bedenin gölge düşürmemesi, “vehm-i şeyn” yani kusur şüphesini ortadan kaldıran bir işaret olarak okunur. “Îmâ” sözü de bunun açık bir delil değil bir imâ, yani sezdirme olduğunu söyler; övgü kesinlik iddiasını kendi içinde yumuşatır.
- 4
Der-i vâlâna teblîğ-i -ı ümmet itdikce
İder kesb-i şeref-i kerr ü beyân ‘âlem-i bâlâ
1Ümmetin salâtı yüce kapına her ulaştırıldığında
2yüce âlem tekrar tekrar anılarak şeref kazanır.
Dördüncü beyit tekil âşıktan topluluğa geçer: salât eden bir kişi değil ümmettir ve bu selam bir kapıya ulaştırılır. Kazançlı çıkan da salât edenler değil “‘âlem-i bâlâ”, yani yüce âlemdir. “Kerr” sözcüğü tekrarı bildirdiği için şeref bir kerelik değil, her yinelemede yeniden kazanılır.
- 5
Ola sâyede -i der-i vâlâna her demde
Budur ancak Efendimden recâ-yı Râsim-i
1Yüzüm her an yüce kapının toprağına, onun himayesinde varsın;
2çılgın Râsim'in Efendisinden tek dileği budur.
Makta bütün büyük ölçekli övgüden sonra tek ve küçük bir dilek söyler: yüzün kapı toprağına değmesi. “Sâye”, hem gölge hem himaye demek olduğu için üçüncü beyitteki gölgesizlikle ince bir bağ kurar. “Ancak” sözü isteği sınırlar; şair kendini “şeydâ” diye adlandırarak dileğinin akılla değil tutkuyla söylendiğini kabul eder.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.8c2d8694-1cea-4c15-8f4a-330635b74145:g1-pdf187. Ana açık edisyon G1'i basılı s.174/PDF 187'de tam gövde, basılı kalıp adı ve G2/PDF 188 sınırıyla verir. Gölgesizlik ve şifa motifleri şiirin tarihsel dinî söyleyişi içindedir. AVESIS CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
İdüp tebşîr Râsim bendesi târîhini yazdıEğrikapılı Mehmed Râsim · Tarih→
Açılış beyti övgüyü felsefe diliyle kurar: “‘illet-i gâiyye” bir şeyin uğruna var edildiği son sebeptir, dolayısıyla iki âlem burada Peygamber'in varlığına bağlanır. İkinci dize bu sırayı bir de peygamberler arasında kurarak üstünlüğü iki kez, kozmik ve tarihsel düzlemde ifade eder. Şiirin tarihsel inanç dili böyle konuşur; metin bunu bir olgu beyanı olarak sunmaz.