DDizegâhDijital şiir arşivi
Manzume · 19. yüzyıl

Yâr-ı Nâim

Süleyman Nazif, Bağdat'ı ölüm gibi bir uykuya dalmış sevgili sayar ve onu uyandırmaya çalışır. Rüyadaki Irak fatihi ve Fuzûlî'nin kaside yazdığı Süleyman, Kanunî'yi düşündürür; bu kimlik şiirin ipuçlarından yapılan bir çıkarım olarak bırakılır. Şiir geçmişin utançtan, geleceğin korkudan saklandığı hükmüyle kapanır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Ne o çehrende ân be ân kararan ?..

    Beni korkuttu gördüğün rü'yâ!..

    O karanlık, ölümlü uykundan,

    Söyle Bağdâd, uyanmadın mı daha?..

    1Yüzünde an be an kararan da ne?..

    2Gördüğün rüya beni korkuttu!..

    3Karanlık ve ölüm kokan o uykundan,

    4Söyle Bağdat, hâlâ uyanmadın mı?..

    Başlıktaki “nâim” uyuyan demek; şiir Bağdat'ı uyuyan bir sevgili sayarak açılıyor. Soru yüze değil, yüzün an be an kararmasına yöneliyor: konuşan, uyuyanın rüyasını yüzünden okumuş ve ondan korkmuştur. “Ölümlü uyku” daha ilk bentte ölümü çağırır.

  2. 2

    Ufk ağarmış, güneş doğar, belki

    Yine her yer şükûfe-zâra döner;

    Bu içinde akşamki

    Elem-i de belki söner!..

    1Ufuk ağarmış, güneş doğar, belki

    2Yine her yer çiçek bahçesine döner;

    3Bu hazlar içinde akşamki

    4Tutuşmuş acı da belki söner!..

    Bent avuntuyu iki kez “belki” ile dizginliyor: ufuk ağarmıştır ama her yerin yeniden çiçeklenmesi de akşamki acının sönmesi de şarta bağlı. Şükûfe-zâr ile elem-i müştail aynı dört dizede, bahçe ile yangın olarak karşı karşıya duruyor.

  3. 3

    Ben emînim, bu mâtemî firkat

    Geçecektir.. Yine ()

    Olacaksın... emînim., âh fakat!..

    Yar ü ağyâr önünde ey Bağdâd.

    1Eminim ben, bu yaslı ayrılık

    2Geçecektir.. Yine (cennet yurdu)

    3Olacaksın... eminim., ah fakat!..

    4Dost ve yabancı önünde ey Bağdat.

    Parantez içindeki Behişt-âbâd, Bağdat'ın eski “cennet yurdu” lakabı; şair onu ayırarak bir vaadin alıntısı hâline getiriyor. “Emînim” iki kez söylenip ikincisinde “âh fakat” ile kesiliyor — bendin asıl haber verdiği şey, o eminliğin çatlaması.

  4. 4

    Hasm-ı âmâle, düşmen-i hisse

    Çiğnetüb durma hurmalıklarını,

    Adelâtın eylemese,

    Duymasam gizli hıçkırıklarını.

    1Emellerin hasmına, duygunun düşmanına

    2Çiğnetip durma hurmalıklarını,

    3Kasların kasılmasa,

    4Duymasam gizli hıçkırıklarını.

    İlk iki dize bir yakarış: hurmalıkları çiğnetme. Son iki dize dileği şairin kendine çevirir — kasların kasılmasa, hıçkırığını duymasam. Bağdat'ın acısı burada söz değil beden olarak görünüyor; şehir konuşmuyor, takallüs ediyor.

  5. 5

    Seni ölmüş.. ve büsbütün ölmüş

    Sanarak münkesir, harâb olurum;

    Bizi de öldürür diğer bir ölüş,

    Yani senden müebbeden mahrûm

    Yaşamak en fecî ölümlerden

    Daha dehşetli bir musîbet olur...

    istemem ben ilâh-ı ekberden

    Böyle bir ömr-i kâhir u makhûr!..

    1Seni ölmüş, büsbütün ölmüş sanarak

    2kırılır, harap olurum;

    3bizi de başka bir ölüş öldürür:

    4yani senden sonsuza dek yoksun

    5yaşamak en feci ölümlerden

    6daha dehşetli bir felaket olur...

    7En büyük Tanrı'dan istemem

    8böyle ezen ve ezilmiş bir ömrü!..

    Cümle bent sınırını aşar: ikinci ‘ölüş’, Bağdat'tan sonsuza dek yoksun yaşamaktır ve bunun en feci ölümden daha dehşetli olduğu söylenir. Ardından hem ezen hem ezilmiş diye nitelenen böyle bir ömrü Tanrı'dan istemediğini bildirir; iki parça tek gerçek yorum biriminde tutulur.

  6. 6

    (Ben eminim!..) demiştim, âh fakat!..

    Bazan aylar geçer de hep mahmûm,

    Kalırım bir tarafta bî-tâkat. .

    Seni gördükçe böyle korkuyorum!.

    1(Ben eminim!..) demiştim, ah fakat!..

    2Bazen aylar geçer de hep hummalı,

    3Kalırım bir kenarda takatsiz. .

    4Seni böyle gördükçe korkuyorum!.

    Yedinci bent üçüncü bende dönüp kendi cümlesini parantezle alıntılıyor. Aradaki fark zamandır: eminlik geçmiş kipe atılmış, şimdiki zamanda kalansa mahmûm ve bî-tâkat bir bekleyiştir. Son dize korkuyu bir alışkanlık hâline getiriyor.

  7. 7

    (Uyanırsın!..) dedim, fakat heyhât!..

    Ka'rı mahşer kadar derin uyku,

    Çırpınır çehresinde ,

    Sanki hemşîre-i eceldir bu!..

    1(Uyanırsın!..) dedim, fakat heyhat!..

    2Dibi mahşer kadar derin uyku,

    3Yüzünde ölümün gölgesi çırpınır,

    4Sanki ecelin kız kardeşidir bu!..

    İkinci alıntı, ikinci yenilgi: bu kez umut değil kehanet boşa çıkıyor. Uyku derinleşip dibi mahşere varan bir çukura dönüşür. Bendi kapatan hemşîre-i ecel, uykuyu ölümün kız kardeşi sayan eski tasavvur; sevgili artık uyuyan değil, ölüme komşu.

  8. 8

    Yine gördüm bu şeb Süleymân'ı,

    -Vardı mâtem nişânı tâcında,

    Titriyordu -i şânı

    Vatanın pîş-i ihtilâcında-

    1Yine gördüm bu gece Süleyman'ı,

    2-Tacında yas nişanı vardı,

    3Şan tahtı titriyordu

    4Vatanın çırpınışı önünde-

    Şiir rüya kipine geçer ve Süleyman'ı tacında yas nişanı, titreyen şan tahtıyla gösterir. Sonraki hitap onun Irak fatihi ve Fuzûlî'nin kaside yazdığı sultan olduğunu şiirin kendi sözleriyle açacaktır; dışarıdan tarih eklenmez.

  9. 9

    Dedim:

    1Dedim:

    Kaynakta tek başına duran bu satır, şiirin dörtlük düzenine girmeyen tek dizesi: kalıba oturmaz, kafiyeye katılmaz. İşlevi menteşedir — rüyayı seyreden ses burada susar, doğrudan hitaba geçilir. Bölünmemesi için ayrı bir birim olarak bırakıldı.

  10. 10

    -Ey fâtih-i güzîn-i Irâk,

    -Ey Fuzûlî kasîde-sâzı olan!..-

    Geçecek mi bu devr-i cevr-i firak?..

    Yoksa, sen söyle, ey büyük Sultân.

    1-Ey Irak'ın seçkin fatihi,

    2-Ey Fuzûlî'nin kaside düzdüğü kişi!..-

    3Geçecek mi bu ayrılık cefası devri?..

    4Yoksa, sen söyle, ey büyük Sultan.

    Hitap Süleyman'ı Irak'ın seçkin fatihi ve Fuzûlî'nin kaside yazdığı hükümdar diye çağırır. Fetih geçmişine duyulan özlem, işgal ve kayıp karşısındaki tarihsel imparatorluk söylemidir; güncel bir fetih çağrısı gibi olumlanmaz.

  11. 11

    Ebedî mi bu hâl-i hevl-engîz,

    Bu tezelzül, bu ye's ü izmihlâl ?..

    Muhtecib âr içinde mâzîmiz,

    Muhtefî korkusundan istikbâl!...

    1Ebedî mi bu korku salan hâl,

    2Bu sarsıntı, bu umutsuzluk ve çöküş?..

    3Geçmişimiz utanç içinde örtünmüş,

    4Gelecek korkusundan gizlenmiş!...

    Şiir cevapsız kapanıyor. Son iki dize aynı kalıptan iki hüküm çıkarır: mâzî utançtan örtünmüş, istikbâl korkudan saklanmış. Sesçe birbirini yankılayan muhtecib ile muhtefî, geçmişle geleceği tek bir saklanma hâlinde birleştiriyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 141525 numaralı sürüm esas alındı; başlık ve altındaki “6 Mart 1917” tarih satırı metne alınmadı, kaynağın kırk altı satırından kırk beşi şiire ait. Otuz yedinci satırdaki “Dedim:” kaynakta tek başına duruyor; dörtlüklerden birine katılmadı, kendi birimi olarak bırakıldı. Dizgi düzeltilmedi: “istemem” dize başında küçük harfle, aynı kelime bir yerde “emînim” bir yerde “eminim”, “Yar ü ağyâr”da şapka düşmüş, “Olacaksın... emînim., âh fakat!..”ta noktadan sonra virgül var, “bî-tâkat. .”ta noktaların arası açık, birinci ve “Bu tezelzül...” dizesinde soru işaretinden önce boşluk bırakılmış.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirYine O Mehcûreye
Tehyîc eder mi, söyle, perîşân hayâlini,
Süleyman Nazif · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

şükûfe-zâr

çiçek bahçesi, çiçeklik

huzûzât

hazlar

müştail

tutuşmuş, alevlenmiş

Behişt-âbâd

“cennet yurdu”; Bağdat'ın eski sıfatlarından

takallüs

kasılma, büzülme

zıll-ı memât

ölüm gölgesi

hemşîre-i ecel

ecelin kız kardeşi; uyku

erîke

taht