Yatıyor!
Uyuyan bir güzelin başucundan yazılmış beş bent. Şair bedeni saçtan gerdana, gömlekten nefese doğru tarar ve baktığı her şeyi ışığa çevirir: alev, mücevher, kayan yıldız, ay. Son bentte bakan kendi bahtını hatırlayınca tablo yerini korkuya bırakır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Dilber yatıyor ne
Saçlar dagınık yanakda tel tel
Dalgın uyuyor tebessüm etmiş
Kudret sanırım tecessüm etmiş
Bir el dolaşık bu giysüvâne
Vicdânını dinlemekte bir el
1Dilber ne yüce bir hâlde yatıyor;
2saçlar dağınık, yanağında tel tel.
3Dalgın uyuyor, gülümsemiş;
4sanırım kudret cisim bulmuş.
5Bir el bu saçlara dolaşmış,
6bir el vicdanını dinlemekte.
- 2
Pûşîdesi şu'leler içinde
Bâlînine serpilir safâlar
Sâ'idleri neşve-zâr hayvânmış
-ı safâ ile donanmış
Gîsûları bin güher içinde
Gerdendeki hâller safâ-ver
1Örtüsü alevler içinde,
2yastığına safalar serpilir.
3Kolları neşe dolu birer canlıymış,
4safa ateşleriyle donanmış.
5Saçları bin mücevher içinde,
6boynundaki benler safa verici.
Tablo fiillerle değil ışık veren isimlerle kuruluyor: şu'le, nîrân, güher. Örtü de saç da “içinde” edatıyla ışığa gömülüyor. “Hayvânmış” burada canlı, hayat sahibi demek; uyuyan bedenin kolları şairin gözünde ayrı birer varlık olmuş.
- 3
Maşrıkda dogan o âfitâba
Bin reng-i safâ verir bu hûri
Safvet uçuyor yanaklarından
İsmet dökilür dudaklarından
Her lem'ası benziyor şihâba
Saçmış yatağa Hudâ bu nûru
1Doğuda doğan o güneşe
2bu hûri bin safa rengi verir.
3Yanaklarından saflık uçuyor,
4dudaklarından iffet dökülür.
5Her parıltısı akan yıldıza benziyor;
6Hudâ bu nuru yatağa saçmış.
Klasik benzetme tersine çevriliyor: güzel güneşe benzetilmiyor, güneşe rengini o veriyor. Ortadaki iki dize gözü savunmaya alıyor; safvet ile ismet, bakmanın günahını peşinen siliyor. Kapanışta manzara Tanrı'nın işi ilan ediliyor.
- 4
Pîrâheni çâk olub açılmış
Pistânları senyesi bu mâhın
Tanzîr ediyor metâli'i bu
Tenvîr ediyor melâmi'i bu
Bir nûr mu şemsden saçılmış
Etrafı ne şu'le-ver şu mâhın
1Gömleği yırtılıp açılmış;
2bu ayın memeleri onun yüce tepesi.
3Bu, doğuş yerlerini andırıyor;
4bu, parıltıları aydınlatıyor.
5Güneşten saçılmış bir nur mu?
6Şu ayın etrafı ne kadar alevli.
Şiirin en cüretli bendi, ama göz gövdeye değdiği anda dil gökbilimine kaçıyor: memeler ayın doğduğu tepe oluyor. Ortadaki iki dize tanzîr ile tenvîr'i tek harfle ayrılan bir çift yapıyor. “Senyesi” basımda bozulmuş; karşılığı bağlamdan çıkarılmış bir tahmindir.
- 5
Seyrânına dil doyar mı? Heyhât!
Enfâsı gelir nesîm-i hoş-bû
Daldıkça dalar hayâle gönlüm
Kā'il oluyor bu hâle gönlüm
Tâli' bunı da koyar mı? Heyhât!
Yârab ne garîb bahtdır bu! ..
1Onu seyretmeye gönül doyar mı? Heyhât!
2Nefesleri güzel kokulu bir esinti gibi gelir.
3Gönlüm daldıkça hayale dalar,
4gönlüm bu hâle razı oluyor.
5Talih bunu da bırakır mı? Heyhât!
6Yârab, bu ne garip bahttır! ..
Otuz dizelik tasvirin sonunda bakan kişi içeri giriyor. İki “Heyhât!” bendi çerçeveliyor ama başka şeye ağlıyor: ilki doymayan göze, ikincisi tâli'e. Arada âşık sevgiliye değil hayaline kāil oluyor. Şiir noktalarla, sözün bittiği yerde kesiliyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 153104 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Kaynağın otuz dizesi beşer bende bölündü, bölme kafiyeye göre yapıldı (her bent abccab). Eski ve bozuk yazımlar korundu: “dagınık”, “dogan”, “dökilür”, “olub”, “bunı”, makronlu “Kā'il” ve son dizedeki “bu! ..” boşluğu. On ikinci dize dokuz hecede, feûlün yerine fa'lün ile kapanıyor. Yirmi üçüncü dize (“Bir nûr mu şemsden saçılmış”) ile otuzuncu dize kalıbın iki hece altında; eksik tamamlanmadı. Yirminci dizedeki “senyesi” basımda bozulmuş, özgün sütunda aynen bırakıldı, karşılığı bağlamdan “seniyyesi / yüce tepe” diye okundu — bu bir tahmindir. Beşinci dizedeki “giysüvâne” gîsû (uzun saç) kelimesinden gelir, giysi ile ilgisi yoktur. Dokuzuncu dizedeki “hayvânmış”, kelimenin eski “canlı, hayat sahibi” anlamıyla okundu. Başlık metne alınmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gel çocugum naz ileCenab Şahabeddin · Manzume→
Şiir ilk kelimeden manzarayı yükseltiyor: yatan beden değil “'ulviyâne” bir hâl. Asıl buluş son iki dizede: bir el saça dolaşmış, öteki göğsün üstünde duruyor. Şair ikincisini “vicdânını dinlemekte” diye okuyup uyuyana bir iç muhasebe yakıştırıyor.