Yine Bir Söz Diyelim Dil ü Candan
Yirmi yedi beyitlik bir nasihatnâme. İlk bölüm atasözü benzeri karşılaştırmalarla ilerler; ortadaki beddua dizisi insanları hayvanlaştıran ve inanç üzerinden dışlayan tarihsel polemik dilini taşır. Bu dil güncel bir topluluğa yöneltilmiş onay değildir. Son dört beyit Muhammed-Ali dostlarını sayar ve mahlasla kapanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Yine bir söz diyelim dil ü candan
Her ne keşf oldu ise bana benden
1Yine gönülden ve candan bir söz söyleyelim:
2bana kendimden ne açıldıysa onu.
- 2
Bir sözdür kim akl içinde mu'teber
Hıfz edene hoş haberdir bu haber
1Akıl katında geçerli bir sözdür;
2ezberleyene bu haber hoş bir haberdir.
İkinci beyit ölçüyü değiştiriyor: söz artık keşfe değil akla havale ediliyor, yani okurdan tasdik değil muhakeme isteniyor. "Hıfz etmek" Kur'an ezberinin fiilidir; şair onu kendi manzumesi için kullanınca dizelerin okunmak değil taşınmak üzere yazıldığı anlaşılır.
- 3
Yemiş ummak söğüt ile kavaktan
Hayır gelmez ile savaktan
1Söğütten, kavaktan meyve ummak boşunadır;
2şaşkından, budaladan hayır gelmez.
Şiirin motoru burada kuruluyor: birinci dizede tabiattan bir imkânsızlık, ikincisinde onun insandaki karşılığı. Söğüt ile kavak meyve vermeyen iki ağaçtır; kavaktan/savaktan kafiyesi benzetmeyi kulağa da duyurur. Birinci dize yüklemsizdir, cümle ancak "hayır gelmez" ile tamamlanır.
- 4
Tavuk yumurtasından doğmaz ördek
Ne diksen anı bitirir çekirdek
1Tavuk yumurtasından ördek doğmaz;
2çekirdek ne dikersen onu bitirir.
Önceki beytin kuralı burada iki adımda pekişiyor: önce somut bir imkânsızlık, sonra onu genelleyen bir yasa. "Bitirmek" burada bitirmek değil bitirtmek, yani yetiştirmek anlamındadır; modern okur için bir tuzaktır. Beytin iddiası açıktır: huy sonradan edinilmez, tohumla gelir.
- 5
Toygar yumurtasından toy doğar mı
Bî basîret kişiden doğar mı
1Toygar yumurtasından toy kuşu doğar mı?
2Basiretsiz kişiden isabetli görüş çıkar mı?
Beyit bir ses oyunu üstünde duruyor: toygar küçük bir tarla kuşu, toy ise iri bir bozkır kuşudur; adları bir heceyi paylaşır, cisimleri paylaşmaz. Önceki beytin düz hükmü yerini soruya bırakır. "Oy" burada oylama değil, düşünüp taşınmadan çıkan isabetli görüş demektir.
- 6
Bülbül dilin öte mi kara bakal
Hak sözün anlaya mı tilki çakal
1Kara bakal denen kuş bülbül dilince öter mi?
2Tilki ile çakal Hak sözünü anlar mı?
Divan şiirinin klasik bülbül-karga karşıtlığı burada bozuluyor: kargayı halk ağzından bir kuş adı olan "kara bakal" alıyor — sözlüklerde hangi kuş olduğu kesinleşmediği için karşılığı verilmedi — karşısına da tilki ile çakal konuyor. Mesele böylece sesin güzelliğinden anlama kapasitesine kayıyor.
- 7
Çaylâk şâhin olub şikâr kapa mı
Her arı gibi bal yapa mı
1Çaylak şahin olup av kapar mı?
2Her sinek arı gibi bal yapar mı?
Beytin iki örneği de birbirine benzeyen ama işi ayrı olan canlılardan seçilmiş: çaylak da şahin de yırtıcı, mekes de arı da kanatlı. Şair bilerek birbirine benzeyenleri karşılaştırıyor, çünkü hedefi çirkin görüneni değil, mümine benzediği hâlde mümin olmayanı tarif etmek.
- 8
Şeker yese tûti ola mı karga
Ma'rifet keşf ola mı
1Karga şeker yese papağan olur mu?
2İkiyüzlülere marifet açılır mı?
Karga şekeri yiyebilir ama papağan olamaz: kazanılan görgü ile değişmeyen tabiat karşı karşıya. İkinci dizede "keşf" ilk beyitten geri döner, bu kez olumsuzlanarak — şairin kendi bilgisine verdiği ad, riya ehline yasaklanır. "Zerka" ise "karga" ile kafiyelenmek için böyle çekimlenmiş.
- 9
Nasîhat kabûl etmez imiş İblis
Tâati yok hırsı çok işi
1İblis öğüt kabul etmezmiş;
2ibadeti yok, hırsı çok, işi hile.
Hayvan dizisi burada adı olan bir kişiye yerini bırakıyor. "Etmez imiş" duyulan geçmiş kipindedir: hüküm şairin tecrübesine değil, aktarılan bilgiye dayandırılır. İkinci dize üç yüklemi tek yarım dizeye sığdırır — tâat yok, hırs çok, iş telbis — ve bir karakteri üç kelimede çizer.
- 10
İki dilli iki gönüllü fuzul
İki yüzlü iki sözlü Azâzil
1İki dilli, iki gönüllü boşboğaz;
2iki yüzlü, iki sözlü Azazil.
"İki" dört kez geçiyor; ikiyüzlülük anlatılmıyor, tekrarla icra ediliyor. Azâzil, İblis'in melekken taşıdığı addır; beyit dokuzuncu beyitte anılan varlığı düşüşten önceki adıyla ikinci kez anarak, kınadığı ikiliği kendi adlandırmasında da tekrarlamış olur.
- 11
Kimin ki ikrârı yok îmânı yok
Bir kâfirdir ahd ile peymânı yok
1Kimin ikrarı yoksa imanı da yoktur;
2ahdi, peymanı olmayan bir kâfirdir.
"İkrâr" Bektaşî erkânında yola girerken verilen sözdür; onu imanla eşitlemek, tekkenin âyinini inancın ölçüsü saymak demektir. İkinci dizedeki "ahd ile peymân" biri Arapça biri Farsça eşanlamlı bir ikilemedir ve sözün bağlayıcılığını iki dilde birden tekrarlar.
- 12
Kimde ki olmaya ahde emânet
Hezâran lâ'net ol zâlime lâ'net
1Kimde ahde sadakat bulunmazsa,
2o zalime binlerce lânet, lânet.
"Lâ'net" kelimesi bu beyitte giriyor ve on bir beyit boyunca bırakmıyor. Dize bedduâyı başlattığı kelimeyle bitiriyor; bu tekrar dikkatsizlik değil, ilâhi okur gibi çalışan bir kalıp. Ölçüt de dikkat çekicidir: küfür değil, emanete ihanet.
- 13
Zâlim olub sebeb olur zulüme
Bîşümâr lâ'net olsun ol zâlime
1Zalim olup zulme sebep olur;
2o zalime sayısız lânet olsun.
Bedduâ aynı cümleyi ikinci kez, yalnız şiddet zarfını değiştirerek kuruyor: hezâran'ın yerini bîşümâr alıyor. Şiirin ilerleme biçimi budur — yeni bir delil değil, yeni bir eşanlamlı. İki dizede z-l-m kökü üç kez döner: zâlim, zulüm, zâlime.
- 14
Söyler isen işitmez Hak sözünü
Hak şaşı yaratmış ânın gözünü
1Söylesen de Hak sözünü işitmez;
2Hak onun gözünü şaşı yaratmış.
Birinci dizede kulak, ikincisinde göz sakatlanmış. Beytin sert yanı, kusuru yaratılışa yüklemesi: münkir istemediği için değil, öyle yaratıldığı için görmüyor. "Şaşı" burada tek şeyi iki görmek demektir ve onuncu beyitteki "iki yüzlü" tarifiyle örtüşür.
- 15
Gözü görmez urur inkâra gider
Meğer gelmesine Hak’ka âr eder
1Gözü görmez, vurup inkâra gider;
2meğer Hakk'a gelmeyi kendine ar edermiş.
"Urur ... gider" ikilisi bir yöne hızla sapmayı anlatır. İkinci dize bu sapmanın sebebini akla ya da delile değil utanca bağlar: Hakk'a gelmek ona ar gelir. Böylece inkâr bir kanaat değil, bir gurur meselesi olarak tarif edilmiş olur.
- 16
Özün bilmez aslına münkir olur
Anın içün gözü gönlü kör olur
1Kendini bilmez, aslını inkâr eder;
2onun için gözü de gönlü de kör olur.
"Özün bilmek" tekkenin bilgiye verdiği en kısa addır; onu reddetmek burada kendi aslını inkâr etmekle bir tutulur. Beyit sebebi ve sonucu bu sırayla verir: bilmemek önce, körlük sonra. On dördüncü beyitte sıra tersineydi, orada körlük yaratılıştan geliyordu.
- 17
İnsâniyet yanında ma'nâsı yok
Yoldaşına hiç hayır sanısı yok
1İnsanlık katında bir anlamı yoktur;
2yoldaşına hiç hayır düşüncesi yoktur.
Ölçüt burada ilâhiyattan arkadaşlığa kayıyor: adamı düşüren şey, yoldaşına iyilik düşünmemesi. "Sanı" burada zan değil niyet, içten geçen düşünce demektir. İki dizenin de "yok" ile bitmesi, on birinci beyitteki aynı kafiyeyi geri çağırır ve yoksunluk listesini sürdürür.
- 18
Er odur hayır sana yoldaşına
Hak yâr ola hayır gele başına
1Er odur ki yoldaşına hayır dilesin;
2Hak ona yâr olsun, başına hayır gelsin.
Şiirin tek olumlu tanımı bu beyitte ve son derece mütevazı: "er" keramet gösteren değil, yoldaşına iyilik dileyen kişidir. İkinci dize tanımı hükümle değil duayla karşılar; böylece nasihatnâmenin ortasında, bedduâ dizisine girmeden hemen önce, bir kez de hayır duası edilmiş olur.
- 19
bir başlı iki dilli yâra lâ’net
Şol yüze gülücü ağyâra lâ’net
1Bir başlı, iki dilli dosta lânet;
2şu yüze gülen yabancıya lânet.
Dört beyitlik bedduâ dizisi başlıyor; bundan sonra her dize "lâ'net" ile bitecek. "Bir başlı iki dilli" halk anlatılarındaki çok başlı canavarı tersine çeviriyor: tek baş, çift dil daha tehlikelidir, çünkü dışarıdan tek görünür. Kaynak bu dizeye küçük harfle başlıyor.
- 20
İkrârı yok ehl-i inkâra lâ’net
Eri candan sevmeyenlere lâ’net
1İkrarı olmayan inkâr ehline lânet;
2eri candan sevmeyenlere lânet.
İlk dize aynı kökün iki zıt türevini yan yana getiriyor: ikrâr ile inkâr. İkinci dize tekkenin ikrardan sonraki ikinci bağını anıyor — eri candan sevmek. Sıralanan şeyler bir bedduâ listesi olduğu kadar, tersinden okunduğunda bir ikrar âyininin şartlarıdır.
- 21
Eksik bakan eğri nazara lâ’net
Gülü bitmez dikenli hâra lâ’net
1Eksik gören eğri bakışa lânet;
2gül vermeyen dikenli çalıya lânet.
Bedduâ kişilerden önce bir bakışa, sonra bir bitkiye yöneliyor. Dikenli olup gül vermeyen çalı, üçüncü beyitteki meyvesiz söğüt ile kavağın buraya taşınmış hâlidir: aynı imge, ilk seferinde yalnız gözlemleniyordu, şimdi lânetleniyor.
- 22
Şekli insan özü himâra lâ’net
Dışı İslâm içi kâfire lâ’net
1Şekli insan, özü eşek olana lânet;
2dışı İslam, içi kâfir olana lânet.
İki dize de şiirin baştan beri kullandığı şekil/öz, dış/iç ayrımını çıplak hâliyle söylüyor. "Himâr" eşek demektir; kitap taşıdığı hâlde taşıdığını bilmeyen hayvan olarak Kur'an'da geçen imgeyi çağırır, dolayısıyla suçlama cehalet değil, taşıdığını anlamamaktır.
- 23
Hak dedi Kur’an’da lâ’net zâlime
Rahmetim var dedi mü’min kuluma
1Hak Kur'an'da zalime lânet dedi;
2mümin kuluma rahmetim var dedi.
Bedduâya nihayet bir dayanak gösteriliyor ve aynı hamlede dengeleniyor: birinci dize Kur'an'dan lâneti, ikinci dize rahmeti aktarır. Beyit şiirin menteşesidir; buradan sonra artık yalnız kurtulanlardan söz edilecek. Zâlime/kuluma kafiyesi iki hükmü aynı sese bağlar.
- 24
Sıdk ile sâdıkane anlardürür
Aşk ile âşıkane anlardürür
1Doğrulukla, sadıkça duranlar onlardır;
2aşkla, âşıkça duranlar onlardır.
İki dize tek bir cümlenin kökü değiştirilmiş iki hâli: sıdk gider, aşk gelir. "Anlardürür" redifi burada başlıyor ve dört beyit sürecek övgüyü, dört beyit süren bedduânın karşısına simetrik olarak diziyor. Her dize bir ismi kendi kökünden türeyen zarfla eşler.
- 25
Anlardır tevhîd-i Hak söyleyenler
Anlardürür Şâh’a saddak deyenler
1Hak tevhidini söyleyenler onlardır;
2Şah'a "doğru söyledi" diyenler onlardır.
"Şâh" Bektaşî dilinde Ali'dir; "saddak" ise Arapça tasdik fiilidir, "doğru söyledi" demektir. Şah'ı tasdik etmek, Hak tevhidini söylemekle aynı beyitte ve aynı dilbilgisi kalıbında anılıyor. Beyit "anlardır" ile "anlardürür" biçimlerini yan yana kullanır; biri yeni, öteki eski.
- 26
Anlardır bu yolda Tanrı hasları
Anlardır Muhammed Ali dostları
1Bu yolda Tanrı'nın seçkinleri onlardır;
2Muhammed ile Ali'nin dostları onlardır.
"Has" seçkin, ayrılmış demektir. Beyit yolun iki bağlılığını art arda değil, birbirine paralel iki dizede sayar; böylece Tanrı'nın hasları olmakla Muhammed-Ali dostu olmak iki ayrı nitelik değil, tek niteliğin iki adı hâline gelir.
- 27
Muhyeddin’im kulluk eyle anlara
Îman götür doğru yol varanlara
1Muhyeddin'im, onlara kulluk eyle;
2doğru yola varanlara iman götür.
Mahlas beyti; şair kendine sesleniyor. "Kulluk eyle anlara" alışılmış bir söz değildir — normalde Hakk'a yapılan kulluk burada erenlere yöneltilir. "Îman götür" ise imanı elde tutulan bir mülk değil, bir topluluğa taşınan bir şey sayar: son söz yalnızlığa değil, birlikte yürümeye çıkar.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 143963 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinin taranmış nüshasından geliyor. Kaynak dizeleri arada boşluk bırakmadan alt alta diziyor; her iki dize kendi içinde kafiyelendiği için beyit ayrımı mesnevi düzenine göre yapıldı. Otuz yedinci dize kaynakta küçük harfle başlıyor ("bir başlı iki dilli yâra lâ’net"), öyle bırakıldı. Kaynak aynı kelimeyi iki ayrı kesme işaretiyle diziyor ("lâ'net" ile "lâ’net"); bu tutarsızlık da düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Hakim benim dürlü kumaş bendedirMuhyiddin Abdal · Nefes→
Açılış beyti bilginin kaynağını daha baştan bildiriyor: kitaptan ya da bir hocadan değil, "bana benden". "Keşf" tasavvufun teknik sözcüğüdür, perdenin kalkması demektir; onu evcil atasözlerinden kurulu bir nasihatnâmenin başına koymak şiirin yöntemini de ilan eder.