Yine bir yüzden unuldu âh kim firkat bana
İlk dizedeki ‘bir yüzden unuldu’ bağı kapalıdır ve görünür olumsuzluk taşımadığı için ‘iyileşmedi’ diye tamamlanmaz; gam ile mihnetin zehir içinde artışı ise açıktır. Konuşan halkın kınamasıyla onur arasında kalır, devranın gam zehrini içer, gönül evinin yıkılışını ve satranç sonunu anlatır. Kuru kavgadan usanıp uzlete çekilen Ömer feleğe veda eder.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Yine bir yüzden âh kim firkat bana
Zehr içinde arttı gittikçe gam u mihnet bana
1Yine bir yüzden ‘unuldu’; ah, ayrılık bana [yüzeyde görünür olumsuzluk yoktur];
2gam ve sıkıntı zehir içinde gittikçe arttı.
- 2
Ara yerde kalmışım
Bir yana il ta’nı galib bir yana gayret bana
1Arada çaresiz, gönülsüz ve muratsız kalmışım;
2bir yanda halkın kınaması, bir yanda onur kaygısı.
“Arada kalmışım” sözü, çaresizliği yalnız ruh hâli değil iki baskı arasındaki konum olarak kurar. Bir tarafta “ta’n-ı halk”, öte tarafta “gayret” yani onur kaygısı vardır; “nâçâr, bî-dil, nâmurâd” sıralaması ise bu sıkışmayı irade, gönül ve murat bakımından üç ayrı eksilme halinde duyurur.
- 3
Gâh mihnet gâh firkat şem’ine pervâneyim
Tâ ezelden alınıma yanmak yazılmış yaneyim
1Bazen mihnetin, bazen ayrılık mumunun pervanesiyim;
2ezelden alnıma yanmak yazılmış, yanayım.
Konuşan bazen mihnetin, bazen firkat mumunun pervanesi olduğunu söyleyerek tek bir ışık çevresinde değil iki ayrı acı kaynağında yanar. “Geh… geh…” değişimi yanışın kesilmediğini, yalnız nesnesinin değiştiğini gösterir; “alnıma yazılmış ezelden” hükmü de “yanayım” razılığını kişisel seçimden kadere taşır.
- 4
Derd ü mihnet meclisinde mutrib-i mestâneyim
sunar gam zehrini kat kat bana
1Dert ve mihnet meclisinde sarhoş çalgıcıyım;
2devranın sakisi bana gam zehrini kat kat sunar.
Dert ve mihnet bir “bezm”e dönüştüğünde konuşan o meclisin “mutrib-i mestâne”si, devran da içki sunan sakisidir. Fakat kadehte şarap yerine “zehr-i gam” vardır ve “kat kat” sunulur; eğlence meclisinin görevleri korunurken içeriğinin tersine çevrilmesi, sarhoşluğu sevinçten değil çoğalan kederden doğurur.
- 5
Dest-i zulm ile yıkıldı neyleyim
Yâ nesi kaldı imâret ben gedânın yâ nesi
1Gönül evi zulmün eliyle yıkıldı, ne yapayım?
2Ben yoksulun bayındırlıktan geriye nesi kaldı?
“Dilhâne” gönlü içinde yaşanılan bir eve çevirir; bu ev doğal biçimde eskimemiş, “dest-i zulm” tarafından yıkılmıştır. İkinci dizedeki “ben gedâ” sözü mülk sahibini yoksullaştırır ve “imâretten ne kaldı” sorusu cevap beklemez: bayındırlık kelimesi, harabeye dönmüş iç dünyanın kaybını mimari bir hesapla ölçer.
- 6
Gafilen bir gönül ferzânesi
Yâ piyâdem ferz olur yâhud ider kiş mat bana
1Gönül ferzanesi ansızın bir fil tarafından vuruldu;
2ya piyonum vezir olur ya da bana şah mat eder.
Gönlün “ferzâne”si hem bilge kişi çağrışımı taşır hem satrançtaki vezire yaklaşır; ansızın “fîl” tarafından vurulması oyundaki dengeleri bozar. İkinci dize konuşanı “piyâde” konumuna indirir ve yalnız iki sonuç bırakır: en zayıf taşın vezire yükselmesi ya da şah mat. Aşk, beklemesi mümkün olmayan keskin bir oyun sonuna dönüşür.
- 7
Çekmeden usanmışım dehrin kuru gavgasını
Nola görmezse gözüm her sûret-i zîbâsını
1Dünyanın kuru kavgasını çekmekten usanmışım;
2gözüm artık hiçbir güzel biçimi görmese ne olur?
“Kuru gavga” dünya çekişmesinin verimsizliğini, “usanmışım” ise konuşanın bu yükten bıktığını bildirir. İkinci dizede gözün artık “her sûret-i zîbâ”yı görmemesi ‘nola’ sözüyle göze alınır. Yorum yalnız kaynakta bulunan “zîbâ” yüzeyine dayanır; önceki metinden taşınmış “sûret-i ra’nâ” ifadesi kullanılmaz.
- 8
Rûzigâr alınımdan aldı
Pâdişâhım gam giyürdü bir yeni bana
1Zaman alnımdan atlasını ve ipeğini aldı;
2padişahım gam bana yeni bir kaftan giydirdi.
Zaman, konuşanın alnından “atlas u dîbâ”sını alarak onur ve ihtişamı bir giysi gibi soyar. Yerine padişahın armağan kaftanı anlamındaki “hil’at” gelir, fakat onu giydiren gamdır; “nev” oluşu sevinç değil yeni bir keder makamını bildirir. Alın ve elbise imgeleri kaderin bedende görünür hâle gelmesini sağlar.
- 9
Uzlet ettim ey Ömer bu gûşe-i kâşâneden
Nâleyi bülbülden aldım yanmağı pervâneden
1Ey Ömer, bu köşk köşesinden çekilip yalnız kaldım;
2inlemeyi bülbülden, yanmayı pervaneden aldım.
“Ey Ömer” seslenişiyle şair kendi çekilişini adlandırır; köşkün bir köşesinden “uzlet”e varmak, gösterişli mekândan yalnızlığa daralan bir hareket taşır. Ardından inlemeyi bülbülden, yanmayı pervaneden aldığını söyler; iki klasik âşık figürü süs değil, onun ses ve beden acısının ayrı ayrı öğretmenleridir.
- 10
İşte geldim işte gittim gayri doğmam aneden
Ey felek billâhi çoktur bunca eziyyet bana
1İşte geldim, işte gittim; artık anadan doğmam;
2ey felek, Allah’a yeminle bunca eziyet çoktur.
“İşte geldim işte gittim” paralelliği, bir ömrü iki kısa işaret sözü arasında sıkıştırır; “artık doğmam anadan” ifadesi gidişin dönüşsüzlüğünü sertçe bildirir. Feleğe edilen Allah yemini, yakınmayı son hükme çevirir: önceki zehir, yıkım ve mat imgelerinin toplamı artık “bunca cevr” diye ölçülür ve fazla bulunur.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.281 gövdesinde “Uzlet ettim ey Ömer bu gûşe-i kâşâneden” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n281-18653AC5A643. Ergun 1936, şiir No.281, PDF 234; 10 birim/20 dize. Tahmin yapılmayan yerler: U1’de ‘unuldu’ yüzeyine görünmeyen olumsuzluk eklenmedi; söz dizimi kapalı tutuldu. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Açılıştaki “unuldu” çevresinde ‘yine’, yüz, ayrılık ve âh unsurları bulunur; buna karşılık görünür bir olumsuzluk eki yoktur. Bu nedenle iyileşmenin gerçekleşmediği hükmü üretilmez. İkinci dizede gam ile mihnetin zehir içinde gittikçe artması açıkça sürer; ilk dizenin kapalı söz dizimi aparatla korunur.