Zevk-ı Gam Dilde midir Dağda mı Tende midir
Gam zevkinin gönülde mi yarada mı bedende mi olduğunu sorarak başlayan gazel; korku ile umudu, gül ile bülbülü, tevazu ile somurtmayı art arda sorularla tartar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
dilde midir dağda mı tende midir
Neşve bülbülde midir gülde mi gül-şende midir
1Gamın verdiği zevk gönülde mi, aşk yarasında mı, bedende midir?
2Coşku bülbülde mi, gülde mi, yoksa gül bahçesinde midir?
- 2
Oldu bana bîm ü ümmîd
Bilemem eyleyecek girye midir hande midir
1Korku ile umut benim için şaşkınlık sermayesi oldu;
2sonunun ağlamak mı gülmek mi olacağını bilemiyorum.
Âşık birbirine zıt korku ve umudu aynı sermayede toplar; sahip olduğu tek şey kararsızlıktır. Sonucun gözyaşı mı gülüş mü olacağı bilinmediği için bekleyiş duyguyu askıda tutar. Ticaret dili, ruhsal belirsizliği eldeki birikim gibi somutlaştırır.
- 3
Oldu bâzîçe-i aşkında nihân
Çîn-i zülfünde midir sende midir bende midir
1Gönül mührü senin aşk oyununda saklandı;
2acaba saçının kıvrımında mı, sende mi, bende midir?
Gönül bir yüzük veya mühür gibi aşk oyununun içinde kaybolur. Şair onun yerini sevgilinin saç kıvrımında, sevgilinin özünde ve kendi benliğinde arar; bu üçlü soru, âşığın kalbinin kime ait olduğu ve aşkın merkezinin nerede bulunduğu belirsizliğini işler.
- 4
Gül hem açıldı hem oldu
Bülbül-i bî-haber âyâ dahi şivende midir
1Gül hem açtı hem de sarığın süsü oldu;
2habersiz bülbül acaba hâlâ yas tutup feryat mı ediyor?
Gül artık dalında ulaşılamaz değildir; açılmış ve koparılarak sarığa süs olmuştur. Bundan habersiz bülbülün feryadı eski bir kayba bağlı kalır. Beyit, değişen gerçeği görmeyen âşığın acısını hem şefkatle hem ince bir alayla değerlendirir.
- 5
O tevazu' anı mümtâz-ı cihan etmişdir
Nahl-i gül bağda bihûde ser-ef gende midir
1Onu dünyada seçkin kılan işte o alçakgönüllülüktür;
2gül fidanı bahçede boşuna mı başını eğmiştir?
Gül dalının çiçeğin ağırlığıyla eğilmesi tevazu olarak okunur ve seçkinliğinin sebebi sayılır. Kaynaktaki ayrı yazılmış ‘ser-ef gende’ bu yorumda başı eğik anlamıyla ele alınır. Tabiat görüntüsü, değer kazanmanın gösterişten değil alçalmaktan geçtiği hikemî bir öğüde dönüşür.
- 6
Dür ü mercan bulunurmuş tutalım deryada
Bu kadar satmağa erzende midir
1Diyelim ki denizde inciyle mercan bulunuyor;
2bunlar bunca alın kırışıklığı satmaya değer mi?
İnciyle mercanın denizde bulunduğu kabul edilse bile onları sunan somurtkan yüz ayrıca sorgulanır. ‘Çîn-i cebîn’ maddî mala eklenen bir sertlik bedeli gibidir; soru, değerli nesnenin kaş çatmayı ve gönül kırıcı alışveriş tavrını haklı çıkarmadığını söyler.
- 7
Hâh ü na-hâh olur -i ahbâb
Nâbiyâ her gazelin böyle hoş-âyende midir
1Dostların kulağına ister istemez küpe olur;
2ey Nâbî, senin her gazelin böyle hoş ve akıcı mıdır?
Mahlas beyti gazelin öğütlerini kulakta taşınan küpeye benzetir; dostlar istese de istemese de bu sözleri duyacaktır. Ardından şair kendi şiirinin hoşluğunu soru biçiminde över. Bu ince övgü, gazelin baştan beri sürdürdüğü sorgulama düzenini kendisine yöneltir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'ın 141028 numaralı sabit revizyonundaki yedi beyit esas alındı; eser sahibi şablonda Nâbi'dir. Beşinci beyitte kaynak ‘ser-ef gende’yi iki parça yazar; bu biçim özgün metinde korundu, modern karşılık yaygın ‘ser-efgende/başı eğik’ okumasına dayandırıldı. ‘cihan’, ‘bihûde’ ve ‘Nâbiyâ’ yazımları da değiştirilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gül gül-şeni terk eyledi sohbet sana kaldıNâbî · Gazel→
Açılış beyti duygunun tek bir yere yerleştirilemeyeceğini gösteren sorular kurar. Gamın zevki gönül, yara ve beden arasında; neşe ise bülbül, gül ve bahçe arasında dolaşır. Böylece aşk deneyimi parçalara ayrılamayan bir bütün olarak sunulur.