Zulmet-i deycûr gam-ı reng-i nehârımdır benim
Her beyti "…ımdır benim" ile kapanan bir gazel; şair karanlığı, samanyolunu ve okyanusları kendi hâlinin parçası sayar. Bu mülkiyet iddiası son beyitte tersine döner ve avlanan âşık tuzağın kendisi olur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Zulmet-i gam-ı reng-i nehârımdır benim
-ı çarh âh-ı pür-şerârımdır benim
1Zifirî gecenin karanlığı, gündüzümün renginin gamıdır benim;
2feleğin samanyolu, kıvılcım dolu âhımdır benim.
- 2
-i firkatte hayâl-i gonçe-i ruhsâr ki
Cây-ı âsâyiş derûn-ı hârhârımdır benim
1Ayrılık köşesinde yanak goncasının hayali vardır ki,
2rahat yerim, içimdeki kaygının ta kendisidir benim.
"Künc" köşe, "hârhâr" ise içi kemiren kaygıdır. Beyit rahat yerini olağandışı bir noktaya koyar: âşık huzuru kaygının içinde bulur. Gonca-yanak benzetmesi kapalılığı vurgular; hayal hiç açılmadığı için kaygı da bitmez, ikisi aynı köşede oturmayı sürdürür.
- 3
-i çeşmime bahr-ı muhît-i şark u garb
Katre-i -ı eşk-i hûn-nisârımdır benim
1İnceyi gören gözüme, doğu ile batıyı kuşatan okyanus
2kan saçan gözyaşı selimin tek damlasıdır benim.
"Hurde-bîn" ince gören, büyüteç gibi bakan demektir ve beyit ölçekle oynar: en küçüğü gören bakış, okyanusu bir damlaya indirir. Karşılaştırma tersine bir mübalağadır — dünyanın bütün suyu, âşığın kanlı gözyaşı selinin yanında damla kalır.
- 4
Dîde kim ser-çeşme-i mâ'ü'l-hayât-ı ye'stir
Zulmet ol vâdîde baht-ı tîre-kârımdır benim
1Göz ki ümitsizliğin âb-ı hayat pınarıdır,
2o vadide karanlık, kara işli bahtımdır benim.
Göz burada hem su kaynağı hem karanlık vadidir. "Mâü'l-hayât" ölümsüzlük suyudur ve efsaneye göre karanlıklar ülkesinde bulunur; Ekrem bu coğrafyayı yüze taşır — pınar gözdür, karanlık ise baht. Ümitsizlik ile ölümsüzlük vaadi aynı yerden akar.
- 5
Yâd-ı hatt u hâl-i ruhsârınla gird-i hasrete
Cilve-geh mir'ât-ı tab'-ı pür-gubârımdır benim
1Yanağının ayva tüyünü ve benini anışımla hasret tozu,
2benim toz dolu yaratılış aynamda görünür.
İlk satır yanağın ayva tüyü ile benini anmayı ve bunun doğurduğu hasret tozunu birlikte tutar. İkinci satırdaki ‘cilve-geh’ yükü, bu tozun konuşanın zaten toz dolu yaratılış aynasında görünmesini anlatır; anış ile görünme yeri satırlar arasında takas edilmez.
- 6
Tarf-ı zülf-i yârda Ekrem o dâm-ı fitneyim
Tâ' irân-ı kuds-i ser cümle şikârımdır benim
1Sevgilinin zülfünün kenarında, Ekrem, o fitne tuzağıyım;
2kutsal kuşların hepsi avımdır benim.
Mahlas beyti rolü tersine çevirir: gazel boyunca avlanan âşık burada tuzağın kendisi olur. Sevgilinin zülfü kuş kapanıdır ve şair o kapana yerleşmiştir. Kaynak son dizeyi "Tâ' irân-ı kuds-i ser cümle" diye bölmüş; "tâirân-ı kuds ser-cümle", yani kutsal kuşların tamamı okunmalıdır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142884 numaralı sürüm esas alındı; ilk satır ("İbtidâ-yı Gazeliyyât") kitabın bölüm künyesidir, dize değildir ve alınmadı. Son dizedeki "Tâ' irân-ı kuds-i ser cümle" kaynağın dizgi bozukluğudur; "tâirân-ı kuds ser-cümle", yani kutsal kuşların hepsi okunmalıdır. Okunabilir olduğu için şiir atlanmadı, dize düzeltilmeden bırakıldı. Mahlas "*Ekrem*" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Sen sitemkâra gönül baglayalıRecaizade Mahmut Ekrem · Manzume→
Redif olan "…ımdır benim" her beytin sonunda mülkiyet iddia eder: şair karanlığı, samanyolunu, okyanusu kendi hâlinin parçası sayar. Matla iki gök görüntüsünü eşler — gecenin karası gündüzün gamı, samanyolu ise âhın bıraktığı kıvılcım izidir; kozmos içeriye çekilir.