Arz-ı Sitem
Sitemin adım adım dile getirildiği beş bendlik bir manzume. Her bend dört dizede bir suçlama sıralar, ardından gelen beyitle onu bağlar. Şikâyet önce ilgisizliğe, sonra vefasızlığa yönelir; kapanışta sevgiliye dostları tükendiğinde şairi arayacağı söylenir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Sen sitemkâra gönül baglayalı
Âh u giryeyle geçer evkâtim
Tig-ı hicriñle yürek daglayalı
Hûn-ı dil oldu bütün ekvâtım
1Sen zalime gönül bağladığımdan beri
2Vakitlerim ah ve gözyaşıyla geçiyor
3Ayrılık kılıcınla yüreğimi yaktığından beri
4Bütün azığım gönül kanı oldu
- 2
Âh kim hiç haberin yok benden
Kime edeyim yâ senden
1Ah ki benden hiç haberin yok
2Ya senden kime şikâyet edeyim
Bağlama beyti şikâyetin çıkmazını kuruyor: yakınılacak kişi aynı zamanda derdin sebebidir, dolayısıyla şikâyet edilecek bir üçüncü merci yoktur. “Bilmiyor” değil, “haberin yok” deniyor; kusur bilgisizlik olarak konulup suçlama bir derece hafifletiliyor.
- 3
Beni gördükce nedir öyle gazab
Hiç bu evzâ'a tahammülmi olur
Beni öldürmemidir kasdıñ aceb
Bu kadar böyle tegafülmi olur
1Beni gördükçe nedir o öyle öfke
2Bu tavırlara hiç dayanılır mı
3Acaba kastın beni öldürmek mi
4Bu kadar görmezden gelmek olur mu
Dört dizenin dördü de soru ve ikisi aynı kalıpla bitiyor: “tahammülmi olur”, “tegafülmi olur”. Sorular birbirini büyütüyor — önce öfkenin sebebi, sonra dayanma sınırı, sonra öldürme kastı. Suçlamanın en ağırı olan “kasdıñ” kelimesi ortaya, en korunaklı yere yerleştirilmiş.
- 4
Baña bir kerre nigâh etmezsin
Gittigim yolda bile gitmezsin
1Bana bir kez olsun bakmıyorsun
2Gittiğim yoldan bile gitmiyorsun
Beyit ilgisizliği ölçülebilir iki davranışa indiriyor: bir bakış ve bir yol. İkinci dizedeki “bile” kaçınmanın gereğinden fazla olduğunu gösteriyor — mesele karşılaşmamak değil, karşılaşma ihtimalini bile ortadan kaldırmaktır.
- 5
Bilürim sende vefâdan yok eser
Bilmem ammâ ki nezâket de mi yok
Nedir ol çehre o hiddetli nazar
Zâr olan bir kula şefkat de mi yok
1Bilirim sende vefadan eser yok
2Ama bilmem, nezaket de mi yok
3Nedir o yüz, o öfkeli bakış
4Ağlayan bir kula şefkat de mi yok
Bend bilmek ile bilmemeği karşı karşıya koyarak açılıyor: vefasızlık kabul edilmiş bir veri, şaşırtan şey nezaketin de bulunmayışıdır. “De mi yok” sorusu iki kez dönüyor ve her dönüşte beklenti düşüyor — vefadan nezakete, nezaketten yalnızca şefkate.
- 6
İhtiyârî değilim ben de saña
Beni aşk eyledi saña
1Ben de sana kendi isteğimle bağlı değilim
2Beni sana düşüren aşk oldu
Savunma bir sorumluluk devriyle yapılıyor: bağlanmak seçim değilse, ısrar da kusur sayılamaz. Aynı kelime iki dizenin sonunda tekrarlanıyor — “saña”, “saña” — ve failin aşk olduğu söylenirken bile yön hep aynı adrese, sevgiliye çıkıyor.
- 7
Hicrine tâb getirmezken ben
Bir de âzâra mı lâyık gördün
Söyle allâhı seversen hele sen
Sana benden kimi sâdık gördün
1Ben senin ayrılığına dayanamazken
2Bir de beni incitilmeye mi layık gördün
3Hele sen Allah'ı seversen söyle
4Sana benden daha sadık kimi gördün
Bendin iki yarısı iki ayrı “gördün” ile bitiyor: biri sevgilinin yanlış hükmünü, öteki şairin sadakatini konu alıyor. “Allâhı seversen” kalıbı konuşma dilinden gelip aruzun içine oturuyor; sitem bu araya girmeyle bir anda mektup tonundan yüz yüze konuşmaya geçiyor.
- 8
Bumıdır sende olan resm-i vefâ
Bilmediñ kadrimi zâlim hayfâ
1Sendeki vefa usulü bu mudur
2Değerimi bilmedin, yazık ey zalim
“Resm-i vefâ” vefayı bir usul, bir töre gibi ele alıyor; sorulan şey duygu değil, kuralın doğru uygulanıp uygulanmadığıdır. İkinci dize hükmü verip “hayfâ” ile kapanıyor: sitemin sonunda kalan tek şey, geri alınamayacak bir kaybın adıdır.
- 9
Elverip kesret-i ahbâb saña
Şimdi ettin beni
Bulmayıp hiç birini ehl-i vefâ
Soñra ammâ diyeceksin eyvâh
1Dostların çokluğu sana yetince
2Şimdi beni bakışından kovulmuş kıldın
3Hiçbirini vefalı bulamayınca
4Ama sonra eyvah diyeceksin
Bend zamanı öne doğru büküyor: “şimdi” ile “soñra” karşı karşıya konuyor ve sitem bir kehanete dönüşüyor. “Merdûd-ı nigâh” bakıştan kovulmuş demektir — ceza sözle değil, göz temasının kesilmesiyle veriliyor; dostların çokluğu da bu cezanın gerekçesi sayılıyor.
- 10
O zamân Ekrem'i yâd eylersin
Onu da bulmaz isen n'eylersin
1O zaman Ekrem'i anarsın
2Onu da bulamazsan ne yaparsın
Mahlas kapanışta bir tehdide değil bir soruya bağlanıyor. Şair kendini gelecekteki bir yoklukla anlatıyor: değeri, varlığından değil aranıp bulunamamasından çıkacaktır. “N'eylersin” cevabı olmayan bir soru olduğu için manzume yanıtsız, sitem de kapanmamış kalıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142809 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'den, otuz dizelik metin. Bu sayfada başlık fihrist tarifi değil, kitabın metnin başına bastığı gerçek addır; “Arz-ı Sitem” korundu ve metnin üstünde ikinci kez dizilen başlık satırı metne alınmadı. Şiir beş bendden kurulu: her bend dört dizelik bir kıta ile onu bağlayan iki dizeden oluşuyor, bu yüzden birimler dörtlük ve beyit olarak sıraya girdi. Mahlas yıldızları atıldı (“* Ekrem'i *” → “Ekrem'i”). “Tig-ı hicriñle” (tîg şapkasız), “Bumıdır”, “tegafülmi”, “tahammülmi”, “öldürmemidir” bitişik yazımları kaynağa aittir. “Âh kim hiç haberin yok benden” ve “Hicrine tâb getirmezken ben” dizeleri dokuz hece görünüyor; “Âh” ve “tâb” medle okunduğunda kalıba oturuyor, dizelere dokunulmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
İki “-alı” zarf-fiili bendin ilk ve üçüncü dizesini aynı kalıba sokuyor: her ikisi de bir başlangıç anını gösteriyor, ikinci ve dördüncü dize o andan beri süreni. “Evkât” zamanı, “ekvât” azığı sayar; kafiye vakit ile yiyeceği eşleyerek acıyı günlük bir tüketime çeviriyor.