DDizegâhDijital şiir arşivi
Manzume · 19. yüzyıl

Arz-ı Sitem

Sitemin adım adım dile getirildiği beş bendlik bir manzume. Her bend dört dizede bir suçlama sıralar, ardından gelen beyitle onu bağlar. Şikâyet önce ilgisizliğe, sonra vefasızlığa yönelir; kapanışta sevgiliye dostları tükendiğinde şairi arayacağı söylenir.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Sen sitemkâra gönül baglayalı

    Âh u giryeyle geçer evkâtim

    Tig-ı hicriñle yürek daglayalı

    Hûn-ı dil oldu bütün ekvâtım

    1Sen zalime gönül bağladığımdan beri

    2Vakitlerim ah ve gözyaşıyla geçiyor

    3Ayrılık kılıcınla yüreğimi yaktığından beri

    4Bütün azığım gönül kanı oldu

    İki “-alı” zarf-fiili bendin ilk ve üçüncü dizesini aynı kalıba sokuyor: her ikisi de bir başlangıç anını gösteriyor, ikinci ve dördüncü dize o andan beri süreni. “Evkât” zamanı, “ekvât” azığı sayar; kafiye vakit ile yiyeceği eşleyerek acıyı günlük bir tüketime çeviriyor.

  2. 2

    Âh kim hiç haberin yok benden

    Kime edeyim yâ senden

    1Ah ki benden hiç haberin yok

    2Ya senden kime şikâyet edeyim

    Bağlama beyti şikâyetin çıkmazını kuruyor: yakınılacak kişi aynı zamanda derdin sebebidir, dolayısıyla şikâyet edilecek bir üçüncü merci yoktur. “Bilmiyor” değil, “haberin yok” deniyor; kusur bilgisizlik olarak konulup suçlama bir derece hafifletiliyor.

  3. 3

    Beni gördükce nedir öyle gazab

    Hiç bu evzâ'a tahammülmi olur

    Beni öldürmemidir kasdıñ aceb

    Bu kadar böyle tegafülmi olur

    1Beni gördükçe nedir o öyle öfke

    2Bu tavırlara hiç dayanılır mı

    3Acaba kastın beni öldürmek mi

    4Bu kadar görmezden gelmek olur mu

    Dört dizenin dördü de soru ve ikisi aynı kalıpla bitiyor: “tahammülmi olur”, “tegafülmi olur”. Sorular birbirini büyütüyor — önce öfkenin sebebi, sonra dayanma sınırı, sonra öldürme kastı. Suçlamanın en ağırı olan “kasdıñ” kelimesi ortaya, en korunaklı yere yerleştirilmiş.

  4. 4

    Baña bir kerre nigâh etmezsin

    Gittigim yolda bile gitmezsin

    1Bana bir kez olsun bakmıyorsun

    2Gittiğim yoldan bile gitmiyorsun

    Beyit ilgisizliği ölçülebilir iki davranışa indiriyor: bir bakış ve bir yol. İkinci dizedeki “bile” kaçınmanın gereğinden fazla olduğunu gösteriyor — mesele karşılaşmamak değil, karşılaşma ihtimalini bile ortadan kaldırmaktır.

  5. 5

    Bilürim sende vefâdan yok eser

    Bilmem ammâ ki nezâket de mi yok

    Nedir ol çehre o hiddetli nazar

    Zâr olan bir kula şefkat de mi yok

    1Bilirim sende vefadan eser yok

    2Ama bilmem, nezaket de mi yok

    3Nedir o yüz, o öfkeli bakış

    4Ağlayan bir kula şefkat de mi yok

    Bend bilmek ile bilmemeği karşı karşıya koyarak açılıyor: vefasızlık kabul edilmiş bir veri, şaşırtan şey nezaketin de bulunmayışıdır. “De mi yok” sorusu iki kez dönüyor ve her dönüşte beklenti düşüyor — vefadan nezakete, nezaketten yalnızca şefkate.

  6. 6

    İhtiyârî değilim ben de saña

    Beni aşk eyledi saña

    1Ben de sana kendi isteğimle bağlı değilim

    2Beni sana düşüren aşk oldu

    Savunma bir sorumluluk devriyle yapılıyor: bağlanmak seçim değilse, ısrar da kusur sayılamaz. Aynı kelime iki dizenin sonunda tekrarlanıyor — “saña”, “saña” — ve failin aşk olduğu söylenirken bile yön hep aynı adrese, sevgiliye çıkıyor.

  7. 7

    Hicrine tâb getirmezken ben

    Bir de âzâra mı lâyık gördün

    Söyle allâhı seversen hele sen

    Sana benden kimi sâdık gördün

    1Ben senin ayrılığına dayanamazken

    2Bir de beni incitilmeye mi layık gördün

    3Hele sen Allah'ı seversen söyle

    4Sana benden daha sadık kimi gördün

    Bendin iki yarısı iki ayrı “gördün” ile bitiyor: biri sevgilinin yanlış hükmünü, öteki şairin sadakatini konu alıyor. “Allâhı seversen” kalıbı konuşma dilinden gelip aruzun içine oturuyor; sitem bu araya girmeyle bir anda mektup tonundan yüz yüze konuşmaya geçiyor.

  8. 8

    Bumıdır sende olan resm-i vefâ

    Bilmediñ kadrimi zâlim hayfâ

    1Sendeki vefa usulü bu mudur

    2Değerimi bilmedin, yazık ey zalim

    “Resm-i vefâ” vefayı bir usul, bir töre gibi ele alıyor; sorulan şey duygu değil, kuralın doğru uygulanıp uygulanmadığıdır. İkinci dize hükmü verip “hayfâ” ile kapanıyor: sitemin sonunda kalan tek şey, geri alınamayacak bir kaybın adıdır.

  9. 9

    Elverip kesret-i ahbâb saña

    Şimdi ettin beni

    Bulmayıp hiç birini ehl-i vefâ

    Soñra ammâ diyeceksin eyvâh

    1Dostların çokluğu sana yetince

    2Şimdi beni bakışından kovulmuş kıldın

    3Hiçbirini vefalı bulamayınca

    4Ama sonra eyvah diyeceksin

    Bend zamanı öne doğru büküyor: “şimdi” ile “soñra” karşı karşıya konuyor ve sitem bir kehanete dönüşüyor. “Merdûd-ı nigâh” bakıştan kovulmuş demektir — ceza sözle değil, göz temasının kesilmesiyle veriliyor; dostların çokluğu da bu cezanın gerekçesi sayılıyor.

  10. 10

    O zamân Ekrem'i yâd eylersin

    Onu da bulmaz isen n'eylersin

    1O zaman Ekrem'i anarsın

    2Onu da bulamazsan ne yaparsın

    Mahlas kapanışta bir tehdide değil bir soruya bağlanıyor. Şair kendini gelecekteki bir yoklukla anlatıyor: değeri, varlığından değil aranıp bulunamamasından çıkacaktır. “N'eylersin” cevabı olmayan bir soru olduğu için manzume yanıtsız, sitem de kapanmamış kalıyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 142809 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'den, otuz dizelik metin. Bu sayfada başlık fihrist tarifi değil, kitabın metnin başına bastığı gerçek addır; “Arz-ı Sitem” korundu ve metnin üstünde ikinci kez dizilen başlık satırı metne alınmadı. Şiir beş bendden kurulu: her bend dört dizelik bir kıta ile onu bağlayan iki dizeden oluşuyor, bu yüzden birimler dörtlük ve beyit olarak sıraya girdi. Mahlas yıldızları atıldı (“* Ekrem'i *” → “Ekrem'i”). “Tig-ı hicriñle” (tîg şapkasız), “Bumıdır”, “tegafülmi”, “tahammülmi”, “öldürmemidir” bitişik yazımları kaynağa aittir. “Âh kim hiç haberin yok benden” ve “Hicrine tâb getirmezken ben” dizeleri dokuz hece görünüyor; “Âh” ve “tâb” medle okunduğunda kalıba oturuyor, dizelere dokunulmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirÂsmân-ı azamet Hazret-i Kâmil PâşâRecaizade Mahmut Ekrem · Kaside

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

sitemkâr

haksızlık eden, eziyet veren

girye

ağlama, gözyaşı

evkât

vakitler, zamanlar

ekvât

azıklar, yiyecekler

şekvâ

şikâyet

tegafül

bilmez görünme, görmezden gelme

efgende

düşkün, yere serilmiş

merdûd-ı nigâh

bakıştan kovulmuş, yüz verilmeyen