Âsmân-ı azamet Hazret-i Kâmil Pâşâ
Kâmil Paşa'ya sunulmuş bir tarih kasidesi. Dokuz beyit boyunca cömertlik, akıl ve eşsizlik övgüsü sıralanır; sonra söz paşanın yeni yaptırdığı konağa gelir ve son mısra harfleriyle yapının yılını verir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Âsmân-ı azamet Hazret-i Kâmil Pâşâ
Kim odur -ı pür-cûd ü himem devrâna
1Yücelik göğü Hazret-i Kâmil Paşa —
2bu devranın cömertlik ve gayretle dolu vezîri odur.
- 2
Nice -ı kerem kim olmuş
Mâye-bahş-ı ezelî desti bihâr u kâne
1Nice vezir vardır ki cömertliğin sancağını yükseltmiş;
2eli ezelden beri denizlere ve madenlere maya bağışlar.
Cömertlik askerî bir imgeye bağlanıyor: “alem-efrâz” sancak kaldıran demek. İkinci dize bağışı zenginliğin kaynağından önceye alıyor — eli denize inciyi, madene altını veren maya oluyor. Böylece paşanın eli, kendisine sunulacak servetin de sebebi sayılıyor; övgü tersine bir sıra kuruyor.
- 3
Lutf-ı tab'ı o kadar kim olamaz
Bahşiş-i yek-demesi havsala-i ihsâna
1Yaratılışının lütfu o kadardır ki bir anlık bağışı bile
2ihsanın kabına sığdırılamaz.
Beyit övgüyü sıfatla değil hacimle yapıyor: bağış o kadar büyük ki “ihsan” kavramının kabı taşıyor. “Güncîde” sığdırılmış, “yek-deme” bir soluk süresi demek. Ölçü kabı mazmunu paşanın cömertliğini bir kelimenin kapasitesiyle yarıştırıyor, yani dilin kendisini yetersiz ilan ediyor.
- 4
Zâtı bir nüsha-i esrâr-ı ilâhî ki ukul
Fehm ü idrâk-i me'âlinde olur dîvâne
1Zâtı, ilahi sırların bir nüshasıdır; akıllar
2onun anlamını kavrayıp idrak etmeye çalışırken çıldırır.
Kitap istiaresi övgüyü okunacak bir metne çeviriyor: paşa nüsha, meziyetleri de o nüshanın sırları. Akılların divane olması methiyenin sınırını işaretliyor — burada övgü anlamanın imkânsızlığı üzerinden yükseliyor. “Me'âl” bir sözün varacağı anlam demek, tefsir dilinden alınmış.
- 5
-ı fuzalâdır ki olur haşre kadar
-ı hikem felsefe-i Yûnân'a
1Fazilet sahiplerinin kılı kırk yaranıdır; kıyamete kadar
2Yunan felsefesine hikmet dersi verir.
“Mû-şikâf” kılı yaran, en ince ayrımı gören demek. Beyit paşayı Yunan felsefesinin hocası ilan ederek övgünün cetvelini Doğu hikmeti ile Yunan felsefesi arasına koyuyor. Yorum, kaynak dışı bir yazar biyografisini bu karşılaştırmaya sebep olarak eklemez.
- 6
Re'yi bir mertebe rûşen ki eder bahş-ı hased
Bi kemîn lem'ası hûrşîd ü meh-i rahşâna
1Görüşü o kadar aydınlıktır ki en küçük parıltısı
2güneşe ve parlak aya haset bağışlar.
Akıl ile aydınlık arasındaki bağ klasik, ama beyit karşılaştırmayı uçlara çekiyor: en küçük parıltı bile güneşi kıskandırıyor. “Bahş-ı hased” tamlaması ise bir ters yüz — bağışlamak fiili olumlu bir armağan yerine bir kıskançlığı dağıtıyor. Kaynakta “Bi kemîn” ayrık dizilmiş, düzeltilmedi.
- 7
Nefha-i hulkunu yâd eylese bir şâ'ir eger
Satr-ı eş'ârı döner bagçe-i rızvâna
1Bir şair onun huyunun kokusunu ansa,
2şiirinin satırları cennet bahçesine döner.
Methiye burada kendi işini konu ediyor: paşayı anmak dizeyi cennete çeviriyorsa şairin sanatı da övülenden geliyor demektir. “Nefha” esen koku, “satr” satır anlamında; kâğıttaki düz çizgi bir bahçe yoluna dönüşüyor. Kaynaktaki “bagçe” yazımı korundu.
- 8
Dönse yüz bin sene ger merkez-i âlemde felek
Gelmeye bir bedeli dâ'ire-i imkâna
1Felek âlemin merkezinde yüz bin yıl dönse de
2imkân dairesine onun bir dengi gelmez.
Eşsizlik iddiası zaman ölçüsü büyütülerek kuruluyor: yüz bin yıllık dönüş bile bir benzer üretemiyor. “Dâ'ire-i imkân” kelâm terimidir, olabilirlerin alanını gösterir. Feleğin dairesi ile imkânın dairesi aynı beyitte iki çember gibi üst üste binince övgü kozmolojik bir kanıta dönüşüyor.
- 9
Bârekallah zihî revnak-ı baht u ikbâl
Dem-be-dem mazhar olur âtıfet-i Yezdân'a
1Bârekallah, ne güzel bir baht ve ikbal parlaklığı!
2An be an Tanrı'nın lütfuna mazhar olur.
Kasidenin ortasında bir ünlem beyti duruyor: “bârekallah” ile “zihî” beğenmenin iki kalıp sözüdür, sıralanan sıfatlara ses veriyorlar. “Mazhar” görünme yeri demek; paşa lütfun kendisi değil, lütfun göründüğü yüzey sayılıyor. Kaynakta ikinci dize kalıbın bir hece altında kalıyor.
- 10
İstese himmet-i mi'mâri-i lütfuyla olur
Bâg-ı cennet gibi ma'mûr nice vîrâne
1İsterse, lütfunun mimarlık gayretiyle
2nice viran yer cennet bahçesi gibi bayındır olur.
Buraya kadar sıfat sayan kaside ilk kez inşaattan söz ediyor; beyit kasidenin asıl konusuna geçiş kapısı. “Mi'mâr-ı lütuf” tamlaması bağışı bir meslek gibi kuruyor, viranenin cennete dönüşmesi de hem imar hem ihya anlamı taşıyor. Sonraki beyit artık yapının kendisini anlatacak.
- 11
Yaptı bir hâne-i -ı metîn ü dil-keş
Ki verir seyr ü temâşâsı safâ insâna
1Yeni tarzda, sağlam ve gönül çekici bir ev yaptı;
2seyredilmesi insana safâ verir.
“Nev-tarh” yeni plan demektir. Övgü soyut sıfatlardan nesneye iner: sağlamlık ile gönül çekicilik yan yana anılır, yani yapı ve zevk ölçüsü aynı dizede durur. Tarih manzumesinin konusu bu evdir; dize dönemin mimarisi hakkında daha geniş bir hüküm kurmaz.
- 12
Nice menzil ki o kim kubbe-i sakfı olmuş
-ı inâyet felek-i girdâne
1Öyle bir konak ki çatısının kubbesi
2dönen feleğe inayet gölgesi salmış.
Ölçek tersine çevriliyor: bina göğü gölgeliyor, gök binanın altında kalıyor. “Sâye-endâz” gölge salan, “felek-i girdân” dönen felek demek. Kubbe hem mimarî hem kozmik bir kelime olduğu için beyit iki kubbeyi üst üste koyabiliyor; konak böylece göğün taklidi değil rakibi oluyor.
- 13
Hânedânıyla hemân Hak hazret-i azze ve celle
Müteyemmin ede ol dâver-i âlî-şâna
1Hak — azze ve celle — o yüce şanlı devlet adamını
2hanedanıyla birlikte kutlu kılsın.
Kaside kalıbının zorunlu durağı olan dua beyti. Arapça yüceltme formülü “azze ve celle” dizenin içine olduğu gibi alınmış ve kalıbı taşırıyor; kaynak bu fazlalığı düzeltmemiş. “Müteyemmin” bereketli sayılmak demek, “dâver” de hüküm veren devlet adamı; övgü burada istek kipine geçiyor.
- 14
Ben de isbât-ı ubûdiyyet içün ey Ekrem
Söyledim mısra'-ı ta'rîhini üstâdâne
1Ey Ekrem, ben de kulluğumu ispat için
2tarih mısraını üstat gibi söyledim.
Mahlas beyti şairi işin içine sokuyor ve klasik dönüşü yapıyor: şair kendine hitap ediyor. “Ubûdiyyet” burada dinî değil, hâmiye bağlılık anlamında kullanılıyor; tarih mısraı da o bağlılığın belgesi sayılıyor. Kaynakta mahlas yıldızlar arasına alınmış, yıldızlar atıldı.
- 15
Okuyan gai'ib eder her dü sarâyı gözden
Cây-ı vâlâda bihîn oldu bu
1Okuyan iki sarayı da gözden kaybeder:
2bu devlet konağı yüce bir yerde en güzel oldu.
Son dize tarih mısraıdır: harfleri hesaplanınca kaynağın altına düşülen 1281 (1864-65) yılını verir, bu yüzden kaside asıl yükünü buraya bırakır. “Her dü sarây” iki saray demek; okuyanın gözü yeni konağa çevrilince ikisi de siliniyor. Tarih satırı şiirin dizesi olmadığı için metne alınmadı.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142800 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in Tarihler bölümündeki “Konak Târihidir” manzumesi. Sayfa adı kitabın fihrist maddesi olduğu için başlık olarak matla dizesi kullanıldı. Metnin başındaki “Tarihler” bölüm başlığı ile sonundaki “Sene 1281” tarih satırı şiirin dizesi olmadığı için alınmadı; mahlasın yıldızları atıldı, “* Ekrem *” dizenin içinde geçtiği için korundu. İmlâsına dokunulmadı: “bagçe”, “ta'rîh”, ayrık dizilmiş “Bi kemîn” ve “gai'ib” yazımları olduğu gibi bırakıldı. Matla dizesi ile dokuzuncu beytin ikinci dizesi kalıbın bir hece altında, on üçüncü beytin ilk dizesi Arapça “azze ve celle” formülü yüzünden kalıbı taşıyor; hiçbirine dokunulmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Kaside adı bir gökle eşleyerek açılıyor: övülen kişi manzarada değil, manzaranın üstünde. “Âsaf” Süleyman'ın veziridir ve Osmanlı methiyesinde devlet adamlığının ölçüsü sayılır. “Kim odur” bağlacı ise övgüyü bir iddia olmaktan çıkarıp tanıklığa çeviriyor. Kaynakta ilk dize kalıbın bir hece altında.