DDizegâhDijital şiir arşivi
Kıta ve nakaratlı manzume · 19.–20. yüzyıl

10 Temmuz

Şiir, 10 Temmuz 1324'te meşrutiyetin yeniden ilanını zincirlerin kırılması olarak kutlar. Hürriyet vaadini eşit vatandaşlık, köylünün hakkı, ortak çalışma ve cehaletle mücadele programına dönüştürür.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Şu dağların, ovaların seslerine kulak verin;

    Bakın, her yer sanki coşkun deniz gibi bağırıyor.

    Evler, köyler zincirleri parçalayan beldelerin:

    «Ya hürriyet, yahut ölüm!» türküsünü çağırıyor.

    Hani nerde ağızları kilitleyen o pençeler.

    Ahalinin kuvvetini hiçe sayan o yiğitler?

    Hani nerde, hür başlara mezar kazan o geceler.

    Bir intikam saatından çekinmeyen müstebitler?...

    1Şu dağların ve ovaların seslerine kulak verin;

    2bakın, her yer coşkun bir deniz gibi bağırıyor.

    3Zincirleri parçalayan şehirlerin evleri ve köyleri

    4“Ya hürriyet ya ölüm!” türküsünü söylüyor.

    5Ağızları kilitleyen o pençeler şimdi nerede?

    6Halkın gücünü hiçe sayan o yiğitler nerede?

    7Özgür başlara mezar kazan o geceler nerede?

    8Hesap gününden çekinmeyen despotlar nerede?

    Dağ, ova, ev ve köy tek bir toplumsal sese dönüşür; hürriyet talebi merkezin değil bütün ülkenin türküsüdür. Ağızları kilitleyen pençelere yöneltilen art arda sorular, eski korku düzeninin dağıldığını meydan okurcasına ilan eder.

  2. 2

    Esir millet yaratmayan âdil Allah

    Bize dahi: «Kalkın !» dedi:

    Elimizde parıldayan keskin silâh

    Bugün zulmü kahreyledi

    1Esir bir millet yaratmayan adil Allah

    2bize de “Ayağa kalkın!” dedi;

    3elimizde parlayan keskin silah

    4bugün zulmü yok etti.

    İlk nakarat, hürriyet kalkışını Tanrı’nın ‘Kalkın’ buyruğu ve elde parlayan silah üzerinden meşrulaştırır. Bu militan söylem tarihsel bir siyasal kopuşun dili olarak okunur; şiirde silah, susturulan topluluğun yeniden eyleme geçişini simgeler.

  3. 3

    Titreyiniz, zira sizler bize karşı cellâttınız;

    Bağrımıza vurduğunuz demir gibi kalpsizdiniz...

    Yüz binlerce anaları, oğulları ağlattınız;

    Düne kadar evler yıkan, canlar yakan hep sizdinız.

    Aklınıza gelmezdi ki, hiç bir vakit zincir, zindan

    Kalplerinde vatan aşkı çarpanları titretemez.

    Hürriyetin o rüyaları alev saçan

    Alınlardan en sönük bir kıvılcımı körletemez.

    1Titreyin; çünkü siz bize karşı cellattınız;

    2bağrımıza vururken demir kadar kalpsizdiniz.

    3Yüz binlerce anayı ve oğulu ağlattınız;

    4düne kadar ev yıkıp can yakan hep sizdiniz.

    5Hiçbir zaman aklınıza gelmedi: Zincir ve zindan,

    6kalplerinde vatan aşkı çarpanları titretemez.

    7Hürriyetin kutsal düşleriyle alev saçan

    8alınlardaki en sönük kıvılcımı bile köreltemez.

    Kıta doğrudan eski baskı düzeninin uygulayıcılarına seslenir. Zincir ve zindanın vatan aşkını söndürememesi, siyasal direnci alınlarda korunan en küçük kıvılcımla anlatır; anneler ve oğulların birlikte anılması zulmün ailelere yayılan bedelini görünür kılar.

  4. 4

    Esir millet yaratmayan âdil Allah

    Bize dahi: «Kalkın !» dedi;

    Elimizde parıldayan keskin silâh

    Bugün zulmü kahreyledi.

    1Esir bir millet yaratmayan adil Allah

    2bize de “Ayağa kalkın!” dedi;

    3elimizde parlayan keskin silah

    4bugün zulmü yok etti.

    Cellatlık ve zindan suçlamalarının ardından dönen nakarat, ilahî adalet fikrini zalimlere yöneltilen bir hesap tehdidine çevirir. Aynı dört dize, ilk dönüşündeki coşkudan daha sert ve cezalandırıcı bir ton kazanır.

  5. 5

    Bugün eski bir dünyanın yıkıntısı üzerine

    93’ün meşrutiyet saltanatı yükseliyor;

    Orhan’ların, Selim lerin o sevgili illerine

    Bir ’yle yeni baştan can geliyor.

    Bundan sonra her Osmanlı, şu Türkiye toprağında

    Mabediyle, mektebiyle, her şeyiyle hür olacak;

    Bir ak mermer saray kadar emin olan ocağında

    Bir padişah gibi ömür sürmek için hak bulacak.

    1Bugün eski bir dünyanın yıkıntıları üzerinde

    293'ün meşrutiyet saltanatı yükseliyor;

    3Orhanların ve Selimlerin sevgili ülkelerine

    4Kanun-ı Esasî ile yeniden can geliyor.

    5Bundan sonra her Osmanlı bu Türkiye toprağında

    6ibadethanesi, okulu ve her şeyiyle özgür olacak;

    7ak mermer saray kadar güvenli ocağında

    8bir padişah gibi yaşamaya hak kazanacak.

    Eski dünyanın yıkıntısı üzerinde yükselen meşrutiyet yalnız bir yönetim değişikliği değil yeniden canlanmadır. İbadethane, okul ve ocak üzerinden kurulan özgürlük vaadi, kamusal hakkı güvenli bir özel hayatla birlikte düşünür.

  6. 6

    Esir millet yaratmayan âdil Allah

    Bize dahi: «Kalkın!» dedi;

    Elimizde parıldayan keskin silâh

    Bugün zulmü kahreyledi.

    1Esir bir millet yaratmayan adil Allah

    2bize de “Ayağa kalkın!” dedi;

    3elimizde parlayan keskin silah

    4bugün zulmü yok etti.

    Meşrutiyet, ibadet ve eğitim özgürlüğü vaatlerinden sonra nakarat yeni düzeni zulmün yenilgisi olarak mühürler. ‘Kalkın’ çağrısı burada yalnız ayaklanmayı değil hak sahibi vatandaş olarak ayağa kalkmayı da taşır.

  7. 7

    Evet, artık hiç kimseye zulüm pençe salmayacak;

    Bir kuvvetli tarafından zayıf malı yenmeyecek;

    Yurdun hiç bir bucağında hâkim, mahkûm kalmayacak;

    «Bu efendi, bunlar dahi kölelerdir!» denmeyecek.

    Hakir köylü diyecek ki: «Bugün ben de bir ağayım;

    Adaletin huzurunda zenginlerle müsaviyim;

    Hür ve mesut bir vatandaş olduğumu duymadayım;

    Ağılımın, çiftliğimin, her hakkımın sahibiyim.»

    1Evet, artık zulüm kimseye pençe atmayacak;

    2güçlü olan, zayıfın malını yiyemeyecek;

    3yurdun hiçbir köşesinde yöneten ve yönetilen ayrımı kalmayacak;

    4“Bu efendi, bunlar da köledir” denmeyecek.

    5Hor görülen köylü “Bugün ben de bir ağayım;

    6adalet önünde zenginlerle eşitim;

    7özgür ve mutlu bir vatandaş olduğumu hissediyorum;

    8ağıl, çiftlik ve bütün haklarım bana aittir” diyecek.

    Hürriyet somut eşitlik ölçütleriyle sınanır: güçlü zayıfın malını yiyemeyecek, efendi-köle ayrımı kalkacaktır. Hor görülen köylünün kendi ağılı ve çiftliği üzerinde hak sahibi olması, vatandaşlığın ekonomik temelini oluşturur.

  8. 8

    Esir millet yaratmayan âdil Allah

    Bize dahi: «Kalkın!» dedi;

    Elimizde parıldayan keskin silâh

    Bugün zulmü kahreyledi.

    1Esir bir millet yaratmayan adil Allah

    2bize de “Ayağa kalkın!” dedi;

    3elimizde parlayan keskin silah

    4bugün zulmü yok etti.

    Köylünün mülkiyet ve eşitlik talebinden sonraki dönüş, hürriyeti gündelik adaletle birleştirir. Tekrarlanan silah imgesi, efendi-köle düzeninin kaldırılması için ödenen tarihsel mücadele bedelini hatırlatır.

  9. 9

    Ey Dicle’nin, Sakarya'nın ve Fırat’ın çocukları!

    Vatanımız talihini bugün bize terk ediyor.

    Doğduğumuz bu yerlerin kara yaslı ufukları

    Kadın, erkek, her bir asil evlâdından iş istiyor.

    Zalim devrin bize miras bıraktığı harabeler

    Bizim kardeş zekâmızın nurlarıyle uyanacak;

    Şu zavallı ıssız köyler, şu karanlık kulübeler

    Bizim kardeş kalbimizin ateşiyle canlanacak.

    1Ey Dicle'nin, Sakarya'nın ve Fırat'ın çocukları!

    2Vatanımız bugün kaderini bize bırakıyor.

    3Doğduğumuz yerlerin kara yaslı ufukları,

    4kadın erkek bütün soylu evlatlarından emek istiyor.

    5Zalim dönemin bize miras bıraktığı harabeler

    6kardeş zekâmızın ışıklarıyla uyanacak;

    7bu zavallı ıssız köyler ve karanlık kulübeler

    8kardeş kalbimizin ateşiyle canlanacak.

    Dicle, Sakarya ve Fırat farklı bölgelerin çocuklarını ortak çalışma çağrısında birleştirir. Özgürlük tamamlanmış bir ödül değil; harabeleri, ıssız köyleri ve karanlık kulübeleri ortak akıl ve kardeşlik sayesinde canlandırma görevidir.

  10. 10

    Esir millet yaratmayan âdil Allah

    Bize dahi: «Kalkın!» dedi;

    Elimizde parıldayan keskin silâh

    Bugün zulmü kahreyledi.

    1Esir bir millet yaratmayan adil Allah

    2bize de “Ayağa kalkın!” dedi;

    3elimizde parlayan keskin silah

    4bugün zulmü yok etti.

    Ülkenin çocuklarına çalışma ve yeniden kurma görevi verildikten sonra nakarat, yıkıcı kopuşun enerjisini yapıcı emeğe devreder. Zulmün yenilgisi, köyleri ve kulübeleri canlandıracak ortak çabanın başlangıcı olur.

  11. 11

    Biz istersek, hürriyetin kanadının gölgesinde

    Asırları övündüren dehamızı parlatırız

    Büyük ırklar yurdu olan şu zengin ülkesinde

    Yarın yine bir şerefli medeniyet yaratırız.

    Dünya dahi öğrenir ki bizim gibi bir milletin

    Her cehennem ateşini söndürmeye gücü yeter;

    Şu demirden yumruğumuz, zulüm gibi sefaletin,

    Taassubun, cehlin dahi baslarını kum ezer!..

    1Biz istersek hürriyet kanadının gölgesinde

    2yüzyılları gururlandıran dehamızı parlatırız;

    3büyük ırkların yurdu olan bu zengin Doğu ülkesinde

    4yarın yeniden onurlu bir uygarlık yaratırız.

    5Dünya da bizim gibi bir milletin

    6her cehennem ateşini söndürecek gücü olduğunu öğrenir;

    7demir yumruğumuz, zulüm gibi yoksulluğun da,

    8bağnazlığın ve cehaletin de başlarını ezer!

    Son kıta siyasal kurtuluşu yoksulluk, bağnazlık ve cehaletle mücadeleye genişletir. ‘Büyük ırklar’ ve ‘demir yumruk’ sözleri dönemin milliyetçi ve militan siyasal dili içinde okunmalıdır; şiir bunlarla gelecekte yeniden kurulacak bir medeniyet tasavvurunu güç ve mücadele imgelerine bağlar. Kıtanın son dizesi kaynakta bozuk görünür: ‘baslarını kum ezer’ öbeği hem kıtanın 16'lı düzeninde bir hece eksiktir hem de ‘kum’ sözcüğünün cümleyle bağı kopuktur; dizenin yüklemi ‘ezer’dir.

  12. 12

    Esir millet yaratmayan âdil Allah

    Bize dahi: «Kalkın!» dedi;

    Elimizde parıldayan keskin silâh

    Bugün zulmü kahreyledi.

    1Esir bir millet yaratmayan adil Allah

    2bize de “Ayağa kalkın!” dedi;

    3elimizde parlayan keskin silah

    4bugün zulmü yok etti.

    Son nakarat şiiri başladığı toplu sesle kapatır. Silah ve ‘kahretme’ sözleri dönemin devrimci retoriğini korurken son kıtanın hedefleri bu gücü sefalet, bağnazlık ve cehaletle mücadeleye yöneltir.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

165410 ana oldid'i, Türk Sazı taramasının Sayfa 55–57 tanıklarındaki tam şiiri aktarır. Altı kıta ile her kıtadan sonra yinelenen dörder dizelik nakarat aynı kesintisiz bloktadır. Q3 metnindeki ‘sizdinız’, ‘Selim lerin’ ve ‘baslarını’ biçimleri kaynakta böyle geçer. Son kıtanın ‘Taassubun, cehlin dahi baslarını kum ezer’ dizesindeki ‘kum ezer’ öbeğinin sözdizimsel bağı kapalıdır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirKibritçi Kız
— Efendiler, kibrit, kibrit!... Üç kutusu on para!...
Mehmet Emin Yurdakul · Toplumsal manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

müstebit

Baskıcı ve keyfî yönetici, despot

mukaddes

Kutsal

93’ün meşrutiyeti

Hicrî 1293, miladi 1876'da ilan edilen Birinci Meşrutiyet

Kanun-ı Esasî

1876 tarihli Osmanlı anayasası

müsavi

Eşit

Şark

Doğu

taassup

Bağnazlık, körü körüne bağlılık

cehl

Bilgisizlik, cehalet