Aşkın Teranesi
Aşkın kendi ağzından söylenmiş on beyitlik bir manzume. Aşk sırayla sultan, saki, gökkuşağı kuran güç ve korkulu bir rüya olarak kendini tanıtıyor; kapanışta gözü kapanmayan bir ölüye dönüşüyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
İşt ben saçları dûşunda perîşan «aşk»ım,
Hüsn ile şi'r ile, ile yoktur farkım.
1İşte ben, saçları omzunda dağınık duran “aşk”ım;
2güzellikten, şiirden, ahenkten farkım yok.
- 2
Benim en ince gönüllered emir-i ,
Gençligin kasr-ı hayalinde yatan genç sultan.
1En ince gönüllerdeki kalp atışının emiri benim,
2gençliğin hayal sarayında yatan genç sultan.
Aşk kendini iki kez yönetici olarak adlandırıyor: “emîr” ve “sultan”. Ama saltanatın yeri gerçek değil, “kasr-ı hayal”. “Darabân” kalp atışı demek; iktidarın alanı bedenin en küçük hareketine indiriliyor. Kaynakta “gönüllerde” yerine “gönüllered” dizilmiş.
- 3
Güzelim, şûh u şenim, pür hevesim, tannâzım
Yakar âvîze-i ümîidi şuâ'-ı nâzım
1Güzelim, şuhum ve şenim, heves doluyum, alaycıyım;
2nazımın ışığı umut avizesini yakar.
Beş sıfat üst üste sıralanıyor ve sonuncusu, “tannâz” (alaycı), öbürlerini bozuyor: bu aşk aynı zamanda alay eden bir güç. İkinci dizede “âvîze-i ümîd” ile “şuâ-ı nâz” birleşiyor, yani naz aydınlatan şey olarak sunuluyor — cilve, umudu görünür kılan ışık sayılıyor.
- 4
ellerim sâki-i hulya, leblerim -i sürûr,
Doludur göz bebegim bir sarışın mestî-i nur.
1Ellerim hülya sunan saki, dudaklarım sevinç mezesi;
2göz bebeğim sarışın bir ışık sarhoşluğuyla dolu.
Eller sakiye, dudaklar mezeye, göz bebeği sarhoşluğa bağlanır. Aşk hem sunan hem içiren güçtür; ‘nur sarhoşluğu’ ifadesi ışık ile kendinden geçmeyi aynı bedensel sahnede birleştirir.
- 5
Rayihamdır gül-i mazîden uçan ıtr-ı lezîz,
Güneşimdir eden âtiyi .
1Geçmişin gülünden uçan o lezzetli koku benim rayihamdır;
2geleceği yeni sürmüş bir fidan yapan benim güneşimdir.
Beyit zamanı ikiye bölüp her yarısına bir duyu veriyor: geçmiş bir koku, gelecek bir fidan olarak geliyor. Aşk ikisinin de faili — biri onun rayihası, öbürü güneşi. “Nihâl-i nevhîz” yeni sürmüş fidan demek: gelecek henüz büyümemiş, kırılgan bir şey.
- 6
Aks-i destimle gönüllerde kuzahlar kurulur,
Benim ahcâr-ı hayalimle gönül ma'bed olur.
1Elimin yansımasıyla gönüllerde gökkuşakları kurulur,
2benim hayal taşlarımla gönül bir mabet olur.
Yaratma fiili iki kez tekrarlanıyor ve ikisi de gönlü mekâna çeviriyor: önce gökkuşağı kurulan bir gök, sonra taşla örülmüş bir mabet. “Ahcâr-ı hayal” tamlaması hayali yapı malzemesi yapıyor. Mabet kuruluyorsa tapınılan da belli: aşkın kendisi.
- 7
Hem güzel bir gece hem korkulu bir rüyayım ben;
Beni koynunda tutanlar bile titrer benden.
1Ben hem güzel bir geceyim hem korkulu bir rüyayım;
2beni koynunda tutanlar bile benden titrer.
Beyit ilk kez tehdit tonuna geçiyor: aynı özne hem “güzel gece” hem “korkulu rüya”. İkinci dizede korku en yakın mesafeye taşınıyor — koynunda tutan kişi bile titriyor. Sahip olmanın güvence vermediği fikri, şiirin son beytine kadar sürecek.
- 8
Yârı bir düşman eder, düşmanı bir yâr ederim,
Pây-ı leylâya yanık çölleri gülzâr ederim.
1Sevgiliyi düşman, düşmanı sevgili ederim;
2Leylâ'nın ayağı için yanmış çölleri gül bahçesi ederim.
Çapraz kuruluş: yâr-düşman, düşman-yâr. Aşkın işi değerleri yerinden oynatmak. İkinci dize Leylâ ile Mecnûn hikâyesine bağlanıyor ve çölü bahçeye çeviren şeyi mekânda değil temasta arıyor: sevgilinin ayağının oraya basması yeter.
- 9
Kalbiniz benden uzakken ne umar gözleriniz?
Geceler gökyüzü firdevs-i tehîdir bensiz.
1Kalbiniz benden uzakken gözleriniz ne umar?
2Bensiz geceler, gökyüzü boş bir cennettir.
Soru kipi ilk kez giriyor ve doğrudan okura yöneliyor; “gözleriniz” çoğulu muhatabı kalabalıklaştırıyor. “Firdevs-i tehî” — boş cennet — güzelliğin kendi başına yetmediğini söylüyor: gökyüzü aşksız kaldığında bütün süsüyle birlikte anlamını yitiriyor.
- 10
Gülleri ateş eden ateş-i hakkın gülüyüm,
Ebediyyen gözü dillered açık bir ölüyüm.
1Gülleri ateşe çeviren Hak ateşinin gülüyüm;
2sonsuza dek gözü dillerde açık kalan bir ölüyüm.
Kapanış beyti aşkı hem gül hem ateş, hem diri hem ölü yapıyor; “ateş-i hak” tamlaması da işin içine dinî bir çağrışım katıyor. Son dize gözü kapanmayan bir ölüden söz ediyor: aşk ölmüştür ama dillerde sürer. Kaynakta “dillerde” yerine “dillered” dizilmiş.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 162640 numaralı sürüm esas alındı. Başlık satırına eklenmiş “Kesriyeli Sıdkı Bege” ithafı ile sondaki “Şubat 1921” tarih ve imza satırı metne alınmadı. Kaynakta “İşte” yerine “İşt”, “gönüllerde” yerine “gönüllered”, “ümîdi” yerine “ümîidi”, “dillerde” yerine “dillered” dizilmiş, yedinci dize küçük harfle başlamış ve yumuşak g'ler g olarak basılmış; dizgi hataları düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Evet, senin o kadar gizli, nazlıdır hissinCenab Şahabeddin · Manzume→
Konuşan aşkın kendisidir; ilk dize kimliğini tırnak içinde ilan eder. Saçları omuzlarına dağılmış bu soyut varlık güzellik, şiir ve ahenk olduğunu söyler; yorum yalnız bu üçlü öz tanımı izler.