DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Cenab Şahabeddin/Ba'de't-Telâki
Manzume · 19. yüzyıl

Ba'de't-Telâki

Adı “buluşmadan sonra” demek ve şiir tam o ânı alıyor. Kavuşmanın yaşanmış olmasının yetmediğini, her yakınlığın uzaktan gelen bir çağrıyla bozulduğunu ve arayışın kavuşmanın üstünde sürdüğünü söylüyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Evet, senin o kadar gizli, nazlıdır hissin

    Ki bence sen yine bir gonce-i bekâretsin.

    1Evet, senin hissin o kadar gizli, o kadar nazlı

    2ki bence sen yine açılmamış bir bekâret goncasısın.

    Başlık “buluşmadan sonra” demek; şiir kavuşmanın ardından açılıyor ve ilk beyit bir paradoks kuruyor: birleşme yaşandığı hâlde sevgili hâlâ “gonce-i bekâret”, açılmamış bir tomurcuk. Manzumenin tamamı bu tamamlanmamışlık üzerine kurulacak.

  2. 2

    -i vecd-i telâkiyi nûş ederken sen,

    Vücûd-ı mestin o girdâb-ı içinde iken,

    1Sen buluşmanın coşku şarabını içerken,

    2sarhoş bedenin o kendinden geçme girdabının içindeyken,

    Beyit baştan sona sarhoşluk sözlüğüyle çalışıyor: “rahîk” saf şarap, “nûş” içmek, “mest” sarhoş, “gaşy” kendinden geçme. Yaşananın adı bir kez anılmıyor, yalnız etkileri sayılıyor. “Girdâb” benzetmesi de hazzı bir yükseliş değil aşağı çekiliş olarak gösteriyor.

  3. 3

    Sükût-ı cismine rûhun nigâh eder gülerek;

    O, sanki ömrünün üstünde bir yabancı melek!

    1ruhun, bedeninin suskunluğuna gülerek bakar;

    2o ruh, sanki ömrünün üstünde duran bir yabancı melek!

    Ruh ile beden ayrılır ve ruh, konuşanın kendi ömrünün üzerinde duran yabancı bir melek gibi seyirci olur. Hazzın ortasında açılan bu mesafe şiirin tamamlanmamış kavuşma duygusunu sürdürür; şairin mesleği gerekçe yapılmaz.

  4. 4

    Semâ-yı vaslına ettikçe gönlüm

    Hayâlini daha yüksekte hoşnişîn görürüm.

    1Gönlüm sana kavuşmanın göğünde yükseldikçe

    2hayalini daha yükseklerde hoşça kurulmuş görürüm.

    Yükselme ile mesafe aynı hareketin iki yüzü oluyor: gönül ne kadar çıkarsa hayal o kadar yukarıda kalıyor. “İrtikâ” (yükselme) ile “daha yüksekte” arasındaki açıklık, ulaşılan şeyin ulaşılmak isteneni hep geride bırakmasını anlatıyor.

  5. 5

    Hayalin öyle göründükçe çeşm-i hasretime

    Yalan, derim bütün -ı mâlikiyyetime;

    1Hayalin hasret gözüme öyle göründükçe

    2sahip olmanın bütün zevklerine yalan derim;

    Şiirin mantığı tersine çalışıyor: hayal göründükçe elde edilmiş olan değersizleşiyor. “Ezvâk-ı mâlikiyyet” — sahip olma zevkleri — neredeyse hukukî bir tamlama gibi duruyor ve tam bu yüzden işe yarıyor: aşkın sahiplenmeyle bitmediğini mülkiyet diliyle söylüyor.

  6. 6

    Benim sa'adetim artık bu şeb hakîkat iken

    «Yalan, yalan!» diye haykırmak isterim yine ben!

    1Mutluluğum artık bu gece gerçek olmuşken

    2yine de “yalan, yalan!” diye haykırmak isterim!

    Çelişki en açık hâline geliyor: mutluluk “hakîkat” olmuşken haykırılmak istenen söz “yalan”. Tırnak içindeki tekrar, düzyazı akışına yakın bu manzumeye bir çığlık yerleştiriyor. “Yine ben” kalıbı da bunun ilk kez olmadığını, alışkanlığa dönüştüğünü ima ediyor.

  7. 7

    -i 'aşkını mestâne gezdigim anda

    «-i 'aşkıma gel!» der uzakta bir hande!

    1Aşkının cennetini sarhoş gibi gezdiğim anda

    2uzakta bir gülüş “aşkımın cennetine gel!” der.

    İki dize aynı tamlamayı iki kez kullanıyor: biri gezilen cennet, öbürü uzaktan çağıran cennet. Aynı ad iki ayrı yere veriliyor ve âşık ikisinin arasında kalıyor. Çağıran şey bir söz bile değil, bir “hande”, yani gülüş: davet dile gelmeden iş görüyor.

  8. 8

    Vücûd-ı nâzikin âgûş-ı şefkatimde iken

    Hayalinin sesi: «Gel!» der uzakta bir yerden,

    1Narin bedenin şefkatli kollarımın arasındayken

    2hayalinin sesi uzakta bir yerden “Gel!” der;

    Önceki beytin yapısı tekrarlanıyor, ama bu kez beden gerçekten kollarda: “âgûş-ı şefkat”. Buna karşılık ses hâlâ uzaktan geliyor. Yakınlık ne kadar somutlaşırsa çağrı o kadar uzaklaşıyor; tekrar burada bir kusur değil, şiirin işleyiş biçimi.

  9. 9

    Bu -ı d'aveti gûş eyledikçe aldanırım,

    Kolunda bir gecelik bir misafirim sanırım.

    1Bu davet ezgisini duydukça aldanırım,

    2kolunda bir gecelik bir konuk olduğumu sanırım.

    Aldanma açıkça kabul edilir. ‘Lahn-ı davet’ sesi müzikleştirip direnilmez kılar. Kaynak tekil ‘kolunda’ der; konuşan kendini sahip olan değil, sevgilinin kolunda yalnız bir gece kalan konuk gibi görür.

  10. 10

    Hayat-ı vaslını görmekle kalmıyor nazarım,

    Hayat-ı vaslının üstünde bir hayat ararım.

    1Bakışım kavuşmanın hayatını görmekle kalmıyor,

    2o kavuşma hayatının üstünde bir hayat ararım.

    Son beyit kapanış yerine bir açıklık bırakıyor: aynı tamlama iki dizede tekrarlanıp ikincisinde “üstünde” ekiyle aşılıyor. Kavuşmanın hayatı yetmiyor, onun da üstünde bir hayat aranıyor. İlk beyitteki “açılmamış gonce” imgesiyle başlayan halka burada kapanıyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 162642 numaralı sürüm esas alındı; başlık ve imza satırı metne alınmadı. Kaynakta kesme işareti bir yerde yanlış düşmüş (“d'aveti”) ve yumuşak g g olarak dizilmiş (“gezdigim”); dizgi hataları düzeltilmedi. Yirmi dize ikili kafiyelendiği için on beyte bölündü.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBaş Ucunda
Leben gibi süzülür bir ziyâ-yı pâk u sefîd,
Cenab Şahabeddin · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

telâki

Buluşma, kavuşma

gonce-i bekâret

Bekâret goncası, açılmamış tomurcuk

rahîk

Saf, katıksız şarap

gaşy

Kendinden geçme, bayılma

irtikâ

Yükselme, yukarı çıkma

ezvâk

Zevkler

bihişt

Cennet

lahn

Ezgi, nağme