Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Hikemî şiirin en bilinen örneği. Yedi beyit boyunca “görmüşüz” redifiyle bir tanıklık sıralanır: yükselen de düşer, mağrur olan da ayağa kapanır. Nâbî bunu bir öfkeyle değil, görmüş geçirmiş bir sükûnetle söyler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz
1Dünya bahçesinin hem sonbaharını hem baharını gördük;
2biz sevincin de kederin de zamanını gördük.
- 2
Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
1Fazla gururlanma; çünkü talih meyhanesinde
2biz binlerce mağrur sarhoşun ayılma sancısını gördük.
İkbal bir meyhaneye benzetiliyor: içeri girenler sarhoş olur, çıkanları humar bekler. Uyarının gücü, sonucu görmüş olmaktan geliyor — tehdit değil, tanıklık.
- 3
Top-ı âh-ı inkisâra pâydâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengîn-hisârın görmüşüz
1Kırılmış bir gönlün âh topuna yine dayanamaz;
2makam ülkesinin nice taş kalesini gördük.
Âh, kuşatma topu olarak düşünülür. Makamın kalesi taştandır ama kırılmış bir kalbin âhı onu yıkar; beyit güç ilişkisini doğrudan bir tarihsel olaya bağlamadan kuşatma sahnesiyle tersine çevirir.
- 4
Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz
1Bir taşmasıyla bin talih hanesini yerle bir eder;
2dert sahibinin kırgınlık gözyaşı selini gördük.
Beyit ‘ehl-i derd’i, yani derdin dilini bilenleri öne çıkarır; onlara kaynakta bulunmayan bir mazlumiyet kimliği yüklemez. Âhın tesiri, dert sahibinin sözünün eriştiği yer üzerinden anlatılır.
- 5
Bir -i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi
Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz
1Sermayesi can eriten bir âh okudur;
2biz bu meydanın nice hızlı atlısını gördük.
Son beyitte özne, gönlünde âh taşıyan kişidir. Bu âhın bir hedefe varması söylenir; konuşan kişinin toplumsal konumu hakkında kaynak dışı bir mağduriyet hükmü kurulmaz.
- 6
Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı câygâh
Bi-‘aded mağrûr-ı sadr-ı i’tibârın görmüşüz
1Bir gün el bağlayıp ayakkabılığı oturma yeri yapar;
2baş köşenin sayısız mağrurunu gördük.
Osmanlı meclis düzeninde oturulan yer mevkiyi gösterirdi: sadr baş köşe, pâygâh kapı dibi. Beyit bu düzeni tersine çeviriyor — baş köşedeki bir gün kapı dibinde, el pençe divan duracak.
- 7
Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz
1Murat kadehi dilenci çanağına dönüşür;
2ey Nâbî, biz bu meclisin çok şarap içenini gördük.
Mahlas beyti kadehi çanağa çeviriyor: aynı kap, iki uç. “Bu bezmin çok bâde-hârın görmüşüz” derken şair kendini de meclisin içine koyuyor — dışarıdan bakan biri değil, sofrada oturmuş biri konuşuyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 173737 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Gazelin bütün iddiası ilk beyitte kurulur: konuşan kişi iki ucu da görmüştür. “Rûzgâr” burada hem rüzgâr hem zaman demek — Nâbî kelimeyi çift anlamıyla kullanarak “devrini gördük” diyor.