DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Nâbî/Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Gazel · 17.–18. yüzyıl

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Hikemî şiirin en bilinen örneği. Yedi beyit boyunca “görmüşüz” redifiyle bir tanıklık sıralanır: yükselen de düşer, mağrur olan da ayağa kapanır. Nâbî bunu bir öfkeyle değil, görmüş geçirmiş bir sükûnetle söyler.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

    Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz

    1Dünya bahçesinin hem sonbaharını hem baharını gördük;

    2biz sevincin de kederin de zamanını gördük.

    Gazelin bütün iddiası ilk beyitte kurulur: konuşan kişi iki ucu da görmüştür. “Rûzgâr” burada hem rüzgâr hem zaman demek — Nâbî kelimeyi çift anlamıyla kullanarak “devrini gördük” diyor.

  2. 2

    Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde

    Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz

    1Fazla gururlanma; çünkü talih meyhanesinde

    2biz binlerce mağrur sarhoşun ayılma sancısını gördük.

    İkbal bir meyhaneye benzetiliyor: içeri girenler sarhoş olur, çıkanları humar bekler. Uyarının gücü, sonucu görmüş olmaktan geliyor — tehdit değil, tanıklık.

  3. 3

    Top-ı âh-ı inkisâra pâydâr olmaz yine

    Kişver-i câhın nice sengîn-hisârın görmüşüz

    1Kırılmış bir gönlün âh topuna yine dayanamaz;

    2makam ülkesinin nice taş kalesini gördük.

    Âh, kuşatma topu olarak düşünülür. Makamın kalesi taştandır ama kırılmış bir kalbin âhı onu yıkar; beyit güç ilişkisini doğrudan bir tarihsel olaya bağlamadan kuşatma sahnesiyle tersine çevirir.

  4. 4

    Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest

    Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

    1Bir taşmasıyla bin talih hanesini yerle bir eder;

    2dert sahibinin kırgınlık gözyaşı selini gördük.

    Beyit ‘ehl-i derd’i, yani derdin dilini bilenleri öne çıkarır; onlara kaynakta bulunmayan bir mazlumiyet kimliği yüklemez. Âhın tesiri, dert sahibinin sözünün eriştiği yer üzerinden anlatılır.

  5. 5

    Bir -i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi

    Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz

    1Sermayesi can eriten bir âh okudur;

    2biz bu meydanın nice hızlı atlısını gördük.

    Son beyitte özne, gönlünde âh taşıyan kişidir. Bu âhın bir hedefe varması söylenir; konuşan kişinin toplumsal konumu hakkında kaynak dışı bir mağduriyet hükmü kurulmaz.

  6. 6

    Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı câygâh

    Bi-‘aded mağrûr-ı sadr-ı i’tibârın görmüşüz

    1Bir gün el bağlayıp ayakkabılığı oturma yeri yapar;

    2baş köşenin sayısız mağrurunu gördük.

    Osmanlı meclis düzeninde oturulan yer mevkiyi gösterirdi: sadr baş köşe, pâygâh kapı dibi. Beyit bu düzeni tersine çeviriyor — baş köşedeki bir gün kapı dibinde, el pençe divan duracak.

  7. 7

    Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd

    Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz

    1Murat kadehi dilenci çanağına dönüşür;

    2ey Nâbî, biz bu meclisin çok şarap içenini gördük.

    Mahlas beyti kadehi çanağa çeviriyor: aynı kap, iki uç. “Bu bezmin çok bâde-hârın görmüşüz” derken şair kendini de meclisin içine koyuyor — dışarıdan bakan biri değil, sofrada oturmuş biri konuşuyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 173737 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBeni şâd eylemedin sen dahi nâ-şâd olasınNâbî · Gazel

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

bâğ-ı dehr

Dünya bahçesi

neşât

Sevinç, neşe

humâr

Sarhoşluk sonrası baş ağrısı, ayılma sancısı

inkisâr

Gönül kırıklığı; kırılan kalbin bedduası

kişver-i câh

Makam ülkesi

hadeng

Ok

pây-gâh

Ayakkabılık; mecliste en aşağı yer

bâde-hâr

Şarap içen