Balıkçılar
Bir gecelik ev içi konuşma ve onu izleyen bir sabah. Aç bir balıkçı ailesi kimin denize açılacağını tartışırken fırtına konuşmayı bastırır; şafakta çocuk çürük bir tekneyle açılır. Şiir can çekişen anne, boş ve kazaya uğramış tekne ile babanın boğuk kahkahasında kapanır; çocuğun ölümünü doğrudan söylemez.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
- Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder
Bugün açız yine; lakin yarın, ümid ederim
Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader
- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
1— Bugün de açız evlatlarım, diyordu baba,
2bugün açız yine; ama yarın, umuyorum,
3sular biraz daha durulur… Ne çare, kader
4— Hayır, sular ne kadar coşkun olsa da ben giderim,
- 2
Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur
Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta
- Olur
Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala
1diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur,
2zavallıcık işte kaç gündür yine hasta
3— Olur,
4biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;
Burada bir aruz dizesi iki basılı satıra bölünüyor: "...işte hasta" dizesi vezni doldurmuyor, babanın "- Olur" cevabı hem kalıbı tamamlıyor hem "otur" kafiyesini karşılıyor. Fikret böylece iki kişinin sözünü tek dizede birleştiriyor; anlaşma ölçünün içinde gerçekleşiyor. Babanın onayı da tek kelimelik: yorgun, tartışmasız.
- 3
Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz
Çocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz
Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz
Hâlâ
1ninen, babanız; iki güçsüz, biz artık ölmeliyiz.
2Çocuk sitemli bir bakışla düşündü: — Ya biz,
3ya ben siz ölürseniz nasıl yaşarım
4Hâlâ…
Babanın cümlesi yaşlılığı bir borç gibi kuruyor: "ölmeliyiz". Çocuğun karşılığı sesli değil, "şikayetli bir nazar", yani susarak söylenmiş bir soru; sorunun kendisi de "Ya biz" ile başlayıp "ya ben"e daralıyor. Dördüncü satırdaki "Hâlâ" çocuğun dizesini vezin bakımından kapatıyor ama anlamca sonraki cümlenin ilk kelimesi; söz yarıda kalıyor, yerini fırtına alıyor.
- 4
Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi
Döğerdi sahili binlerce dalgalar asabi
1dışarıda, gürleyerek kükremiş bir ordu gibi,
2binlerce sinirli dalga kıyıyı dövüyordu.
Konuşmanın kesildiği yerde deniz söz alıyor ve ilk benzetme askerî: kükremiş bir ordu. Kıyıyı döven dalga sayısı da "binlerce", yani karşı taraf kalabalık. "Asabî" sıfatı denizi bir mizaç sahibi yapıyor; şiirin ilerleyen yerinde aynı deniz bir kadına benzetilecek, kişileştirme burada başlıyor.
- 5
- Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın
Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme
1— Yarın ağları gün doğmadan hazırlarsın;
2sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme…
3Yelkeni açınca hiç bakma, varsın oynasın;
4kayık çocuk gibidir: oynuyorsa aldırma,
Baba vasiyet gibi bir ders veriyor ve dersin bütünü tedbirden ibaret: yedek ip, yedek mantar. "Kayık çocuk gibidir" benzetmesi sahnenin acısını taşıyor, çünkü kayığa binecek olan da bir çocuk; şiir bu iki kırılganı üst üste bindiriyor. Emir kipleri hep olumsuz — bakma, kaydetme, gitme — ve babanın öğrettiği şey aslında korkuyu yönetmek.
- 6
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha
1keyfine dokunma; yalnız tetikte ol, çünkü
2deniz kadın gibidir: hiç güvenmek olmaz ha!
İkinci benzetme birincinin karşısına konuyor: kayık çocuk, deniz kadın. Babanın dünya bilgisi dönemin erkek diliyle kurulmuş, güvenilmezliği kadınla eşleştiriyor; Fikret bu cümleyi yorumlamıyor, konuşan adamın ağzında bırakıyor. Bir sonraki birimde aynı benzetme babanın elinden alınıp anlatıcı tarafından sürdürülecek ve evdeki kadına doğru kayacak.
- 7
Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın
Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa
1Dışarıda deniz, uzun çığlıklarla, hırçın bir
2kadın gürültüsü yayıyordu ortalığa.
Anlatıcı babanın benzetmesini alıp sürdürüyor: deniz artık gerçekten çığlık atan bir kadın. "Sayha" haykırış, "neşretmek" yaymak demek; ses bir yönden gelmiyor, ortalığa dağılıyor. Dizenin "bir hırçın" ile bölünüp sıfatı bir sonraki satıra taşıması da bu yayılmayı taklit ediyor. Evin içindeki hasta kadın da böylece dışarıdaki sesle aynı çerçeveye giriyor.
- 8
- Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa
- O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor...
- Ya sakın
1— Yarın küçük yalnız gidecek, öyle mi, balığa?
2— O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor…
3— Ya sakın
Üçüncü ses giriyor: hasta nine. Sorusu bilgi istemiyor, endişeyi tekrarlıyor; babanın cevabı da sorumluluğu çocuğa devrediyor — "o gitmek istedi". İç içe geçmiş iki alıntı var: babanın anlattığı sözün içinde çocuğun sözü. Kadının "Ya sakın" ile başlayan cümlesi yarım kalıyor ve dize sınırında asılı duruyor.
- 9
O gelmeden ben ölüsem
Kadın, bu son sözün ardından
Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
1o gelmeden ben ölürsem?
2Kadın bu son sözle
3düşünüp kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
Yarım kalan cümle burada tamamlanıyor ve şiirdeki en kısa satır en ağır sözü taşıyor: "O gelmeden ben ölüsem". Söz bittiği anda anlatı da onu bitiriyor, "son söz" deniyor; kadın konuşmayı bırakıp kendi cümlesinin içinde kalıyor. "Yan gözle" bakış da anlamlı: kimse kimsenin yüzüne bakamıyor.
- 10
Soluk dudaklarının ihtizaz-ı hasirine
Bakıp sükut ediyorlardı, başlarında uçan
Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine
Dışarda fırtına gittikçe ,
1solgun dudaklarının o bitkin titremesine
2bakıp susuyorlardı; başlarında dolaşan
3felaketi böyle birbirlerine anlatıyorlardı.
4Dışarıda fırtına gitgide öfkeyle dolu, coşkun,
Konuşmanın yerini bakış alıyor: "sükût ediyorlardı" ama aynı anda "anlatıyorlardı". Fikret sessizliği bir konuşma biçimi olarak kuruyor ve anlatılan şeyi de adıyla söylüyor — "kaza", yani daha olmamış felaket. "İhtizâz-ı hasîr" bitkin titreyiş demek; ölümün ilk işareti kadının dudağında görünüyor. Bent dışarıdaki fırtınayla kapanıyor, ev ile deniz aynı cümlede birleşiyor.
- 11
Bir ile etrafa ra'şeler vererek
Uğulduyordu...
- Yarın yavrucak nasıl gidecek
1bir çırpınışla çevreye ürpertiler salarak
2uğulduyordu…
3— Yarın yavrucak nasıl gidecek?
"İhtilâc" çırpınma, "ra'şe" ürperti demek: fırtınanın hareketi bir nöbet gibi anlatılıyor ve titremesi eve, insanların bedenine geçiyor. Uğultu dizenin ortasında üç noktayla kesiliyor, hemen ardından gece boyunca dönüp duran soru yeniden sorulmuş oluyor. Cevap yok; sahne kesilip şafağa geçiyor.
- 12
Şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -
Şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin
1Şafak sökerken o, tek başına, eski bir tekneciğin
2düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
3ilerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak —
4şırak döverek eziyordu köhne teknenin şişkin,
Sabah bölümü tek bir kelimeyle yalnızlığı kuruyor: "o, yalnız". Teknenin ipleri üç sıfatla tarif ediliyor — düğümlü, ekli, çürük — ve üçü de yoksulluğun tarihçesi. "Şırak" ses taklidi dize sonunda kesilip yeni dizenin başında tekrarlanıyor; böylece dalganın iki vuruşu iki dizeye dağılıyor ve okuma ritmi darbeyi taklit ediyor.
- 13
Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid
Kenarda, bir taşın üstünde bir
Eliyle engini güya işaret eyleyerek
Diyordu: "Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!"
1siyah kaburgasını… Ah açlık, ah ümit!
2Kıyıda, bir taşın üstünde beyaz bir hayal,
3eliyle açık denizi gösterircesine işaret edip
4diyordu: "Haydi, nasibin o dalgalarda, yürü!"
Teknenin gövdesi "kaburga" diye anılıyor; araç bir iskelet hâline geliyor. Ardından anlatıcı iki kelimeyi yan yana koyup şiirin motorunu adlandırıyor: açlık ve ümit. "Hayâl-i sefîd", beyaz hayal, kıyıdaki belirsiz bir figür — hasta nine, ölüm ya da kaderin kendisi olabilir; Fikret onu tanımlamıyor, yalnız konuşturuyor ve konuşma bir emre dönüşüyor.
- 14
Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; "Yürümek
Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda... Yürü!"
Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?
1Zavallı, kırık teknecik ilerler durur; "İlerlemek
2senin nasibin işte bu! Gözün hâlâ kıyıda… Yürü!"
3Yürür; fakat suların bu ezici öfkesine
4eski, hasta bir tekne nasıl dayanır?
"Yürür" ve "yürü" bu birimde beş kez geçiyor; tekrar, hem kürek darbesini hem mecburiyeti taşıyor. Kıyıdaki ses artık teselli etmiyor, azarlıyor: nasibin yürümek, geriye bakmak bile fazla. Son dize soruyu okura bırakıyor ve teknenin sıfatları kadının sıfatlarıyla birleşiyor — ikisi de "eski" ve "hasta". Şiir böylece iki ölümü aynı cümleye bağlıyor.
- 15
Deniz ufukta, kadın evde ... Ölüyor
Kenarda üç gecelik bar-ı intizariyle
Bütün felaketinin darbe-i hasariyle
1Deniz ufukta, kadın evde can çekişiyor… Ölüyor.
2Kıyıda, üç gecelik bekleyiş yüküyle,
3bütün felaketinin yıkıcı darbesiyle,
Tek dizede iki yer ve iki ölüm birleşiyor: ufuktaki deniz ve evdeki kadın. "Muhtazır" can çekişen demek; fiil ikisi için birlikte çekiliyor, sonra üç noktadan sonra "Ölüyor" diye tekrarlanıyor ve öznesi belirsiz kalıyor. "Üç gecelik bâr-ı intizâr" beklemeyi bir yük olarak ölçüyor: zaman burada saatle değil gecelerle sayılıyor.
- 16
, kazazede bir tekne karşısında peder
Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor
Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...
1boş, kazaya uğramış bir teknenin karşısında baba
2uzakta bir yeri yumruğuyla gösterip gülüyor;
3yüzünde ağlamaklı, karanlık, boğuk şikâyetler…
Şiir çocuğun öldüğünü söylemiyor; "tehî", yani boş bir tekneyi gösteriyor ve gerisini okura bırakıyor. Babanın tepkisi ağıt değil kahkaha, işaret eden şey de yumruk: acı burada aklı bozmuş, yön göstermek tehdide dönüşmüş. Kapanış dizesi üç sıfatı üst üste diziyor — giryeli, muzlim, boğuk — ve şikâyeti sese değil yüze yazıyor; ilk dizede kadere boyun eğen adam sonunda kadere yumruk sallıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 70872 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına ve satır bölünmesine dokunulmadı. Kaynak elli üç satır. Diyalog dizeleri tipografik olarak bölünmüş: bir aruz dizesi iki basılı satıra dağılabiliyor ("Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta" + "- Olur"; "Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz" + "Hâlâ"; "...diyor..." + "- Ya sakın"; "O gelmeden ben ölüsem" + "Kadın bu son sözle"). Bu satırlar birleştirilmedi, kaynakta nasıl dizildiyse öyle bırakıldı. Konuşma çizgileri, "şırak -" satır sonundaki tire ve şapkasız izafetler ("ihtizaz-ı hasirine", "bar-ı intizariyle", "darbe-i hasariyle") aynen korundu. Tarih ya da imza satırı yok.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Girdâplar açar önüme bir derîn serâb,Tevfik Fikret · Manzume→
Şiir açıklama yapmadan doğrudan konuşmayla başlıyor; okur eve bir cümlenin ortasında giriyor. Baba açlığı kadere bağlıyor, oğul kaderin ağzını kesip "ben giderim" diyor: iki kuşak arasındaki fark tek bir zarfta, "lakin"e karşı "hayır"da duruyor. "Ümid ederim" ile "ne çare" aynı dizede yan yana; babanın umudu daha söylenirken teslimiyete dönüşüyor.