DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Tevfik Fikret/Balıkçılar
Manzume · 20. yüzyıl

Balıkçılar

Bir gecelik ev içi konuşma ve onu izleyen bir sabah. Aç bir balıkçı ailesi kimin denize açılacağını tartışırken fırtına konuşmayı bastırır; şafakta çocuk çürük bir tekneyle açılır. Şiir can çekişen anne, boş ve kazaya uğramış tekne ile babanın boğuk kahkahasında kapanır; çocuğun ölümünü doğrudan söylemez.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    - Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder

    Bugün açız yine; lakin yarın, ümid ederim

    Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader

    - Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim

    1— Bugün de açız evlatlarım, diyordu baba,

    2bugün açız yine; ama yarın, umuyorum,

    3sular biraz daha durulur… Ne çare, kader

    4— Hayır, sular ne kadar coşkun olsa da ben giderim,

    Şiir açıklama yapmadan doğrudan konuşmayla başlıyor; okur eve bir cümlenin ortasında giriyor. Baba açlığı kadere bağlıyor, oğul kaderin ağzını kesip "ben giderim" diyor: iki kuşak arasındaki fark tek bir zarfta, "lakin"e karşı "hayır"da duruyor. "Ümid ederim" ile "ne çare" aynı dizede yan yana; babanın umudu daha söylenirken teslimiyete dönüşüyor.

  2. 2

    Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur

    Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta

    - Olur

    Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala

    1diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur,

    2zavallıcık işte kaç gündür yine hasta

    3— Olur,

    4biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;

    Burada bir aruz dizesi iki basılı satıra bölünüyor: "...işte hasta" dizesi vezni doldurmuyor, babanın "- Olur" cevabı hem kalıbı tamamlıyor hem "otur" kafiyesini karşılıyor. Fikret böylece iki kişinin sözünü tek dizede birleştiriyor; anlaşma ölçünün içinde gerçekleşiyor. Babanın onayı da tek kelimelik: yorgun, tartışmasız.

  3. 3

    Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz

    Çocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz

    Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz

    Hâlâ

    1ninen, babanız; iki güçsüz, biz artık ölmeliyiz.

    2Çocuk sitemli bir bakışla düşündü: — Ya biz,

    3ya ben siz ölürseniz nasıl yaşarım

    4Hâlâ…

    Babanın cümlesi yaşlılığı bir borç gibi kuruyor: "ölmeliyiz". Çocuğun karşılığı sesli değil, "şikayetli bir nazar", yani susarak söylenmiş bir soru; sorunun kendisi de "Ya biz" ile başlayıp "ya ben"e daralıyor. Dördüncü satırdaki "Hâlâ" çocuğun dizesini vezin bakımından kapatıyor ama anlamca sonraki cümlenin ilk kelimesi; söz yarıda kalıyor, yerini fırtına alıyor.

  4. 4

    Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi

    Döğerdi sahili binlerce dalgalar asabi

    1dışarıda, gürleyerek kükremiş bir ordu gibi,

    2binlerce sinirli dalga kıyıyı dövüyordu.

    Konuşmanın kesildiği yerde deniz söz alıyor ve ilk benzetme askerî: kükremiş bir ordu. Kıyıyı döven dalga sayısı da "binlerce", yani karşı taraf kalabalık. "Asabî" sıfatı denizi bir mizaç sahibi yapıyor; şiirin ilerleyen yerinde aynı deniz bir kadına benzetilecek, kişileştirme burada başlıyor.

  5. 5

    - Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın

    Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...

    Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın

    Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme

    1— Yarın ağları gün doğmadan hazırlarsın;

    2sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme…

    3Yelkeni açınca hiç bakma, varsın oynasın;

    4kayık çocuk gibidir: oynuyorsa aldırma,

    Baba vasiyet gibi bir ders veriyor ve dersin bütünü tedbirden ibaret: yedek ip, yedek mantar. "Kayık çocuk gibidir" benzetmesi sahnenin acısını taşıyor, çünkü kayığa binecek olan da bir çocuk; şiir bu iki kırılganı üst üste bindiriyor. Emir kipleri hep olumsuz — bakma, kaydetme, gitme — ve babanın öğrettiği şey aslında korkuyu yönetmek.

  6. 6

    Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira

    Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha

    1keyfine dokunma; yalnız tetikte ol, çünkü

    2deniz kadın gibidir: hiç güvenmek olmaz ha!

    İkinci benzetme birincinin karşısına konuyor: kayık çocuk, deniz kadın. Babanın dünya bilgisi dönemin erkek diliyle kurulmuş, güvenilmezliği kadınla eşleştiriyor; Fikret bu cümleyi yorumlamıyor, konuşan adamın ağzında bırakıyor. Bir sonraki birimde aynı benzetme babanın elinden alınıp anlatıcı tarafından sürdürülecek ve evdeki kadına doğru kayacak.

  7. 7

    Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın

    Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa

    1Dışarıda deniz, uzun çığlıklarla, hırçın bir

    2kadın gürültüsü yayıyordu ortalığa.

    Anlatıcı babanın benzetmesini alıp sürdürüyor: deniz artık gerçekten çığlık atan bir kadın. "Sayha" haykırış, "neşretmek" yaymak demek; ses bir yönden gelmiyor, ortalığa dağılıyor. Dizenin "bir hırçın" ile bölünüp sıfatı bir sonraki satıra taşıması da bu yayılmayı taklit ediyor. Evin içindeki hasta kadın da böylece dışarıdaki sesle aynı çerçeveye giriyor.

  8. 8

    - Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa

    - O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor...

    - Ya sakın

    1— Yarın küçük yalnız gidecek, öyle mi, balığa?

    2— O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor…

    3— Ya sakın

    Üçüncü ses giriyor: hasta nine. Sorusu bilgi istemiyor, endişeyi tekrarlıyor; babanın cevabı da sorumluluğu çocuğa devrediyor — "o gitmek istedi". İç içe geçmiş iki alıntı var: babanın anlattığı sözün içinde çocuğun sözü. Kadının "Ya sakın" ile başlayan cümlesi yarım kalıyor ve dize sınırında asılı duruyor.

  9. 9

    O gelmeden ben ölüsem

    Kadın, bu son sözün ardından

    Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle

    1o gelmeden ben ölürsem?

    2Kadın bu son sözle

    3düşünüp kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle

    Yarım kalan cümle burada tamamlanıyor ve şiirdeki en kısa satır en ağır sözü taşıyor: "O gelmeden ben ölüsem". Söz bittiği anda anlatı da onu bitiriyor, "son söz" deniyor; kadın konuşmayı bırakıp kendi cümlesinin içinde kalıyor. "Yan gözle" bakış da anlamlı: kimse kimsenin yüzüne bakamıyor.

  10. 10

    Soluk dudaklarının ihtizaz-ı hasirine

    Bakıp sükut ediyorlardı, başlarında uçan

    Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine

    Dışarda fırtına gittikçe ,

    1solgun dudaklarının o bitkin titremesine

    2bakıp susuyorlardı; başlarında dolaşan

    3felaketi böyle birbirlerine anlatıyorlardı.

    4Dışarıda fırtına gitgide öfkeyle dolu, coşkun,

    Konuşmanın yerini bakış alıyor: "sükût ediyorlardı" ama aynı anda "anlatıyorlardı". Fikret sessizliği bir konuşma biçimi olarak kuruyor ve anlatılan şeyi de adıyla söylüyor — "kaza", yani daha olmamış felaket. "İhtizâz-ı hasîr" bitkin titreyiş demek; ölümün ilk işareti kadının dudağında görünüyor. Bent dışarıdaki fırtınayla kapanıyor, ev ile deniz aynı cümlede birleşiyor.

  11. 11

    Bir ile etrafa ra'şeler vererek

    Uğulduyordu...

    - Yarın yavrucak nasıl gidecek

    1bir çırpınışla çevreye ürpertiler salarak

    2uğulduyordu…

    3— Yarın yavrucak nasıl gidecek?

    "İhtilâc" çırpınma, "ra'şe" ürperti demek: fırtınanın hareketi bir nöbet gibi anlatılıyor ve titremesi eve, insanların bedenine geçiyor. Uğultu dizenin ortasında üç noktayla kesiliyor, hemen ardından gece boyunca dönüp duran soru yeniden sorulmuş oluyor. Cevap yok; sahne kesilip şafağa geçiyor.

  12. 12

    Şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin

    Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak

    İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -

    Şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin

    1Şafak sökerken o, tek başına, eski bir tekneciğin

    2düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak

    3ilerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak —

    4şırak döverek eziyordu köhne teknenin şişkin,

    Sabah bölümü tek bir kelimeyle yalnızlığı kuruyor: "o, yalnız". Teknenin ipleri üç sıfatla tarif ediliyor — düğümlü, ekli, çürük — ve üçü de yoksulluğun tarihçesi. "Şırak" ses taklidi dize sonunda kesilip yeni dizenin başında tekrarlanıyor; böylece dalganın iki vuruşu iki dizeye dağılıyor ve okuma ritmi darbeyi taklit ediyor.

  13. 13

    Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid

    Kenarda, bir taşın üstünde bir

    Eliyle engini güya işaret eyleyerek

    Diyordu: "Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!"

    1siyah kaburgasını… Ah açlık, ah ümit!

    2Kıyıda, bir taşın üstünde beyaz bir hayal,

    3eliyle açık denizi gösterircesine işaret edip

    4diyordu: "Haydi, nasibin o dalgalarda, yürü!"

    Teknenin gövdesi "kaburga" diye anılıyor; araç bir iskelet hâline geliyor. Ardından anlatıcı iki kelimeyi yan yana koyup şiirin motorunu adlandırıyor: açlık ve ümit. "Hayâl-i sefîd", beyaz hayal, kıyıdaki belirsiz bir figür — hasta nine, ölüm ya da kaderin kendisi olabilir; Fikret onu tanımlamıyor, yalnız konuşturuyor ve konuşma bir emre dönüşüyor.

  14. 14

    Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; "Yürümek

    Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda... Yürü!"

    Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine

    Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

    1Zavallı, kırık teknecik ilerler durur; "İlerlemek

    2senin nasibin işte bu! Gözün hâlâ kıyıda… Yürü!"

    3Yürür; fakat suların bu ezici öfkesine

    4eski, hasta bir tekne nasıl dayanır?

    "Yürür" ve "yürü" bu birimde beş kez geçiyor; tekrar, hem kürek darbesini hem mecburiyeti taşıyor. Kıyıdaki ses artık teselli etmiyor, azarlıyor: nasibin yürümek, geriye bakmak bile fazla. Son dize soruyu okura bırakıyor ve teknenin sıfatları kadının sıfatlarıyla birleşiyor — ikisi de "eski" ve "hasta". Şiir böylece iki ölümü aynı cümleye bağlıyor.

  15. 15

    Deniz ufukta, kadın evde ... Ölüyor

    Kenarda üç gecelik bar-ı intizariyle

    Bütün felaketinin darbe-i hasariyle

    1Deniz ufukta, kadın evde can çekişiyor… Ölüyor.

    2Kıyıda, üç gecelik bekleyiş yüküyle,

    3bütün felaketinin yıkıcı darbesiyle,

    Tek dizede iki yer ve iki ölüm birleşiyor: ufuktaki deniz ve evdeki kadın. "Muhtazır" can çekişen demek; fiil ikisi için birlikte çekiliyor, sonra üç noktadan sonra "Ölüyor" diye tekrarlanıyor ve öznesi belirsiz kalıyor. "Üç gecelik bâr-ı intizâr" beklemeyi bir yük olarak ölçüyor: zaman burada saatle değil gecelerle sayılıyor.

  16. 16

    , kazazede bir tekne karşısında peder

    Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor

    Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...

    1boş, kazaya uğramış bir teknenin karşısında baba

    2uzakta bir yeri yumruğuyla gösterip gülüyor;

    3yüzünde ağlamaklı, karanlık, boğuk şikâyetler…

    Şiir çocuğun öldüğünü söylemiyor; "tehî", yani boş bir tekneyi gösteriyor ve gerisini okura bırakıyor. Babanın tepkisi ağıt değil kahkaha, işaret eden şey de yumruk: acı burada aklı bozmuş, yön göstermek tehdide dönüşmüş. Kapanış dizesi üç sıfatı üst üste diziyor — giryeli, muzlim, boğuk — ve şikâyeti sese değil yüze yazıyor; ilk dizede kadere boyun eğen adam sonunda kadere yumruk sallıyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 70872 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına ve satır bölünmesine dokunulmadı. Kaynak elli üç satır. Diyalog dizeleri tipografik olarak bölünmüş: bir aruz dizesi iki basılı satıra dağılabiliyor ("Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta" + "- Olur"; "Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz" + "Hâlâ"; "...diyor..." + "- Ya sakın"; "O gelmeden ben ölüsem" + "Kadın bu son sözle"). Bu satırlar birleştirilmedi, kaynakta nasıl dizildiyse öyle bırakıldı. Konuşma çizgileri, "şırak -" satır sonundaki tire ve şapkasız izafetler ("ihtizaz-ı hasirine", "bar-ı intizariyle", "darbe-i hasariyle") aynen korundu. Tarih ya da imza satırı yok.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirİktîrâb
Girdâplar açar önüme bir derîn serâb,
Tevfik Fikret · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

sayha

Haykırış, çığlık

ihtizaz-ı hasir

Bitkin, yorgun titreyiş

pür-gazab

Öfkeyle dolu

cuşan

Coşkun, kabaran

ihtilac

Çırpınma, seğirme

hayal-i sefid

Beyaz hayal, ak gölge

muhtazır

Can çekişen

tehi

Boş