DDizegâhDijital şiir arşivi
Manzume · 20. yüzyıl

İktîrâb

Altı bent, her biri kendi nakaratıyla kapanan bir keder envanteri. Şair serabı, karga sesini, servileri ve yıldızları tek bir kaynağa bağlıyor: kabir. Son bentte dört dize aynı kalıpla dizilip yorgunluğu gençliğe, hüznü sevgiye, güzelliği hayalete benzetiyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Girdâplar açar önüme bir derîn serâb,

    Ruhum sehâbelerden alır ,

    Tahrîş eder sımâhımı bin ,

    Benzer azâb-ı kabre nihanî bir ıztırâb;

    Gönlüm harâb, cism-i nizârım kadar harâb...

    Müthiş, memâttan bile müthiş bu !

    1Önüme derin bir serap girdaplar açar,

    2ruhum bulutlardan toprak kokusu alır,

    3kulağımı bin karga çığlığı tırmalar,

    4gizli bir ıstırap kabir azabına benzer;

    5gönlüm harap, zayıf gövdem kadar harap…

    6Müthiş, ölümden bile müthiş bu keder!

    İlk bent bütün şiirin malzeme listesini kuruyor: serap, bulut, karga, kabir. Beş dize tek kafiyede (-âb) sıralanıyor, altıncısı nakarat oluyor; ses böylece kapanmayan bir çember hâline geliyor. Duyular tersine çalışıyor: bulut yağmur değil toprak kokusu veriyor, yani gökten mezar kokusu iniyor. "Nizâr" zayıf, çökmüş demek; gönül ile beden aynı kelimeyle, "harâb" ile eşitleniyor.

  2. 2

    Bâd-ı semûmu yaktı nihâl-i sebâtımı,

    Rîk-i revânı boğdu ümîd-i necâtımı;

    Deşt-i cahîme benzetirim kâinâtımı,

    Hep garka-i belâ görürüm ben hayâtımı;

    Girdâplar açar önüme bir derîn serâb...

    Müthiş, memâttan bile müthiş bu !

    1Sam rüzgârı direncimin fidanını yaktı,

    2akan kum kurtuluş ümidimi boğdu;

    3kâinatımı cehennem çölüne benzetirim,

    4hayatımı hep belaya batmış görürüm;

    5önüme derin bir serap girdaplar açar…

    6Müthiş, ölümden bile müthiş bu keder!

    Bent baştan sona tek bir manzarada, çölde geçiyor: sam rüzgârı, akan kum, cehennem çölü. Yakan ve boğan iki fiil yan yana konuyor, biri sıcakla biri ağırlıkla aynı işi yapıyor. "Nihâl-i sebât" direncin fidanı demek; dayanma gücü sökülmüyor, kavruluyor. Bendin beşinci dizesi ilk bendin açılışını geri çağırıyor, böylece çöl serapla kapanıyor — birinci bentteki girdap şimdi bir kum hareketi olarak da okunabiliyor.

  3. 3

    Tevhîş edip hayâlimi bir leyl-i gam-nisâr,

    Hasretle eylerim seher-i mevte intizâr;

    Muzlim ziyâlarıyla, derim, kılsam !

    Çeşmim sitarelerde arar zulmet-i mezâr,

    Rûhum sehâbelerden alır ...

    Müthiş, memâttan bile müthiş bu !

    1Gam serpen bir gece hayalimi ürkütünce

    2ölümün sabahını özlemle beklerim;

    3karanlık ışıklarıyla örtünsem, derim!

    4Gözüm yıldızlarda mezar karanlığını arar,

    5ruhum bulutlardan toprak kokusu alır…

    6Müthiş, ölümden bile müthiş bu keder!

    Bendin ekseni ters çevrilmiş bir sabah beklemesi: "seher-i mevt", yani ölümün seheri. Hasta gecenin sonunda beklenen şey şafak değil ölümdür. "Muzlim ziyâ" tamlaması kendi içinde çelişiyor — karanlık ışık; yıldız ışığı burada aydınlatmıyor, mezarı hatırlatıyor. "İstitâr" örtünmek demek: gökyüzü bir örtü, örtünün altındaki de topraktır.

  4. 4

    Gâhî uyup hevâ-yı dil-i bî-karârıma

    Çıksam da şöyle kırlara, baksam civârıma:

    Hep serviler vurur nazar-ı iğbirârıma

    Taşlar soğuk soğuk dikilir reh-güzârıma,

    Tahrîş eder, simâhımı bin ...

    Müthiş, memâttan bile müthiş bu !

    1Bazen kararsız gönlümün hevesine uyup

    2şöyle kırlara çıksam, çevreme baksam:

    3gücenmiş bakışıma hep serviler çarpar,

    4taşlar yoluma soğuk soğuk dikilir,

    5kulağımı bin karga çığlığı tırmalar…

    6Müthiş, ölümden bile müthiş bu keder!

    Bent bir kaçış denemesi kuruyor ve denemenin başarısızlığını gösteriyor: kırlara çıkan göz, doğada yalnız mezarlık eşyası buluyor. Servi ile taş boşuna seçilmemiş, ikisi de mezar taşı çevresinin işaretidir. "İğbirâr" gücenme, kırılma demek; bakış zaten kırgın çıkıyor, manzara da bu bakışı doğruluyor. Kaynak bu bentte "Tahrîş eder"den sonra bir virgül dizmiş, ilk bentte yoktu; dokunulmadı.

  5. 5

    Sendin biraz tesellî-i vicdânıma sebeb,

    Ey nûr-i dîde, sen de keder-nâksin bu şeb;

    Kimden, nasıl, sa'âdetimi eyleyim taleb:

    Hâil enîn-i kalbe ciğer-gâh bir ta'ab,

    Yeksân azâb-ı kabre nihânî bir ıztırâb...

    Müthiş memâttan bile müthiş bu iktirab!

    1Vicdanıma biraz teselli veren sendin,

    2ey gözümün nuru, bu gece sen de kederlisin;

    3mutluluğumu kimden, nasıl isteyeyim:

    4kalbin iniltisine ciğeri delen bir yorgunluk engel,

    5gizli bir ıstırap kabir azabıyla bir…

    6Müthiş ölümden bile müthiş bu keder!

    Şiirde ilk kez bir muhatap var: "nûr-i dîde", gözünün nuru. Ama teselli kaynağı da kederli çıkıyor, böylece dışarıya açılan tek kapı da kapanıyor ve ardından gelen soru cevapsız kalıyor. "Hâil" engel, "ta'ab" yorgunluk demek: kalp inleyecek gücü bile bulamıyor. Beşinci dize ilk bendin "Benzer azâb-ı kabre" dizesini "Yeksân" ile geri çağırıyor; benzetme artık eşitliğe dönüşmüş.

  6. 6

    Tab'ımda bir ki benzer şebâbete,

    Rûhumda bir melâl ki benzer muhabbete,

    Karşımda bir cemâl ki benzer hayâlete,

    Fikrimde bir hayâl ki benzer hakîkate;

    Gönlüm harâb cism-i nizârım kadar harâb...

    Müthiş, memâttan bile müthiş bu !

    1Yaratılışımda gençliğe benzeyen bir bitkinlik,

    2ruhumda sevgiye benzeyen bir hüzün,

    3karşımda hayalete benzeyen bir güzellik,

    4fikrimde gerçeğe benzeyen bir hayal;

    5gönlüm harap, zayıf gövdem kadar harap…

    6Müthiş, ölümden bile müthiş bu keder!

    Son bent dört dizeyi aynı kalıba döküyor: bir yer, bir kelime, "ki benzer", bir karşılık. Kafiye kelimeleri de kelâl-melâl-cemâl-hayâl diye tek sesle akıyor. Dizilim her şeyi kendinin taklidine indiriyor: bitkinlik gençlik yerine geçmiş, hüzün sevginin, hayalet güzelliğin, hayal hakikatin. Bendin son dizesi ilk bendin kapanışını geri çağırıyor ve şiir başladığı yerde bitiyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 172565 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Kaynak otuz altı satır, altı altılık bent. Aynı dize bentler arasında farklı şapkalarla dönüyor ve hiçbiri düzeltilmedi: "Ruhum/Rûhum", "sımâhımı/simâhımı", "nihanî/nihânî"; dördüncü bentte "Tahrîş eder"den sonra fazla bir virgül, beşinci bentte nakarattaki virgül ve şapka düşmüş ("Müthiş memâttan bile müthiş bu iktirab!"). Beşinci bendin beşinci dizesinde "Benzer" yerine "Yeksân" geçiyor; bu bir dizgi hatası değil, dönen dizenin şair eliyle değiştirilmesi gibi durduğu için korundu.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirTecdîd-i İzdivâç
Evlendiler, seviştiler amma muvakkaten;
Tevfik Fikret · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

iktirâb

Kederlenme, içe çöken sıkıntı

bâd-ı semûm

Sam rüzgârı; yakıcı çöl rüzgârı

rîk-i revân

Akan kum, kumul

deşt-i cahîm

Cehennem çölü

şemme-i türâb

Toprak kokusu

nevha-i gurâb

Karga çığlığı, karga feryadı

istitâr

Örtünme, gizlenme

kelâl

Bitkinlik, yorgunluk