Ben anı bilmişem kavl-i Hudâdır
Her bendi aynı dizeyle kapanan bir nefes: şair on iki imamı sırasıyla sayar ve her sayımın ardından aynı hükmü tekrarlar. Sevgi ile lânet burada birbirinin şartı olarak kurgulanıyor; imamlara bağlılık, karşı tarafa açıkça mesafe almadan tamamlanmıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ben anı bilmişem -i Hudâdır
Anınçün okuram lâ’net Yezid’e
Ol Yezid’e lâ’net etmek sezâdır
Anınçün okuram lâ’net Yezid’e
1Ben onu Allah'ın sözü olarak bilmişimdir,
2bunun için Yezid'e lânet okurum.
3O Yezid'e lânet etmek yakışır,
4bunun için Yezid'e lânet okurum.
- 2
Âlem fahrı Muhammed Mustafa’dır
Şâh-ı merdan Ali sırr-ı Hudâ’dır
İmâmım çün Ali sırr-ı Rızâdır
Anınçün okuram lâ’net Yezid’e
1Âlemin övüncü Muhammed Mustafa'dır,
2yiğitler şahı Ali, Allah'ın sırrıdır.
3İmamım Ali olduğu için o rıza sırrıdır,
4bunun için Yezid'e lânet okurum.
Sayım imamlardan değil, iki temelden başlıyor: Peygamber ve Ali. Üç dizenin de “-dır” ile bitmesi bunları tartışmaya kapalı hükümler gibi dizer. “Sırr-ı Hudâ” ve “sırr-ı Rızâ” tamlamaları Ali'yi görünen bir tarihî kişiden çok bir bilgi kaynağı olarak konumlandırır.
- 3
Hüseyn-i Kerbelâ’dır ü gevher
İmam Zeynel’abâ’dır sırr-ı Hayder
Muhammed Bâkır oldu pâk gevher
Anınçün okuram lâ’net Yezid’e
1Kerbelâ'nın Hüseyin'i inci ve cevherdir,
2İmam Zeynelâbidin Hayder'in sırrıdır.
3Muhammed Bâkır tertemiz bir cevher oldu,
4bunun için Yezid'e lânet okurum.
İmam sıralaması burada başlıyor ve mücevher sözlüğüne bağlanıyor: dürr, gevher, pâk gevher. Soy bir zincir değil, aynı madenden çıkmış taşlar dizisi gibi anlatılıyor. Kerbelâ'nın adı Hüseyin'in yanına yapıştırılmış; nakaratın hedefi olan Yezid ile bu bendin bağı böylece açıkça kuruluyor.
- 4
Ca’fer-i Sâdık’ın bir kemteriyem
Kâzım’ı sevmeyenlerden berîyem
Ali Mûsa-r Rızâ’nın Kanberiyem
Anınçün okuram lâ’net Yezid’e
1Ca'fer-i Sâdık'ın en değersiz kuluyum,
2Kâzım'ı sevmeyenlerden uzağım.
3Ali Mûsâ er-Rızâ'nın Kanber'iyim,
4bunun için Yezid'e lânet okurum.
Bent kişisel bir konum bildirisine dönüşüyor: şair imamları saymakla kalmaz, aralarındaki yerini de tarif eder. “Kemter” en aşağı basamak, “Kanber” ise Ali'nin sadık kölesinin adı — ikisi de kulluğu bir rütbe gibi kullanır. Ortadaki dize aynı bağlılığı olumsuzdan kurar: sevmeyenlerden uzak durmak.
- 5
Takıy mihmânım olupdur gönlümde
Nakıy sultânım olupdur gönlümde
Askerî canım olupdur gönlümde
Anınçün okuram lâ’net Yezid’e
1Takî gönlümde konuğum olmuştur,
2Nakî gönlümde sultanım olmuştur,
3Askerî gönlümde canım olmuştur,
4bunun için Yezid'e lânet okurum.
Üç dize aynı kalıptan dökülüyor ve yalnız ikinci kelime değişiyor: mihmân, sultan, can. Sıralama dışarıdan içeriye doğru ilerler — önce ağırlanan konuk, sonra hüküm süren sultan, en sonda canın kendisi. “Gönlümde” redifi imamları bir soy kütüğünden çıkarıp iç mekâna taşır.
- 6
Muhammed Mehdî benim kıblegâhım
Dün ü gün olubdur hem secdegâhım
Şah Hatâyî''yem Hudâ’dır penahım
Anınçün okuram lâ’net Yezid’e
1Muhammed Mehdî benim kıblemdir,
2gece gündüz secde yerim olmuştur.
3Şah Hatâyî'yim, sığınağım Allah'tır,
4bunun için Yezid'e lânet okurum.
Sayım on ikinci imamla kapanıyor ve dil en uç iddiaya varıyor: Mehdî bir kıblegâh sayılıyor. Şair bunu hemen dengeler — üçüncü dizede sığınak olarak Allah anılır. Mahlas kaynakta çift kesmeyle dizilmiş; dokunulmadı. Nakarat yirmi dördüncü dizede altıncı kez dönerek şiiri başladığı hükümle kapatır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 143986 numaralı sürüm (Bektaşî Şairleri ve Nefesleri / Hatayi) esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Şiirin başındaki sıra işareti (“— 5 —”) metne alınmadı, geriye yirmi dört dize kaldı. Kaynakta üçüncü ve dördüncü bent boş satırla ayrılmamış, dördüncü imamın adı “Ali Mûsa-r Rızâ” diye kaçak tireyle dizilmiş, mahlas da çift kesme işaretiyle “Şah Hatâyî’’yem” yazılmış. Üçü de olduğu gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Nefes bir gerekçeyle açılıyor: lânet şairin öfkesi değil, “kavl-i Hudâ” sayılan bir hükmün gereği. Nakarat daha ilk bentte iki kez geçerek şiirin bütününe ritmini veriyor. Bektaşî–Alevî erkânında bu tutumun adı teberrâdır; sonraki beş bendin sıraladığı sevgi (tevellâ) ancak bu mesafeyle birlikte tamamlanır.