DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Bugün bu eski viranenin mamur yeriyim
Şiir · 17. yüzyıl

Bugün bu eski viranenin mamur yeriyim

Şair kendisini eski viranenin mamur yanı, harap yerin bayındır sakini gibi karşıtlıklarla tanımlar. Sevgilinin gamzesine ve saç kancasına bağlanmıştır. Dört unsurdan giydiği renkli aba içinde hem karanlığı hem hidayet nurunu taşır. Âşık Ömer dertle teselli bulur; bilenlerin ayağının toprağı, bilmeyenlerin başında bela baltası olduğunu söyler.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Ben bugün bu köhne bir vîrânenin ma’mûruyum

    Hem harâb âbâdıyım hem şîve-i engûruyum

    1Bugün bu eski viranenin bayındır hâle gelmiş kişisiyim.

    2Hem harap yurdum hem üzümün işveli neşesiyim.

    Viranede mamur olmak ilk karşıtlığı kurar; anlatıcı yıkıntının içinde canlı kalan parçadır. Harap yurt ve üzüm neşesi de aynı bedende çöküşle coşkuyu yan yana getirir.

  2. 2

    Ne Süleymân’ım Süleymân’ın ne kemter mûruyum

    Dün o câdû gamzesin gördüm anın meşhûruyum

    1Ne Süleyman’ım ne de Süleyman’ın değersiz karıncasıyım.

    2Dün o büyücü bakışını gördüm; şimdi onunla anılan kişiyim.

    Şair kendini ne Süleyman’ın kudretine ne de onun küçük karıncasına yerleştirir. Büyücü bakışı gördükten sonra sevgiliyle “meşhur” oluşu, tutkunluk uydurmadan, artık onun adıyla tanınan kişi hâline geldiğini bildirir.

  3. 3

    Ol sebebden dilde kuvvet tende yoktur tâkatım

    Geçmede her dem hayâlât ile vakt ü sâatım

    1Bu yüzden gönlümde güç, bedenimde dayanma kalmadı.

    2Vaktim her an hayaller içinde geçiyor.

    Gönül gücü ve beden dayanıklılığı tükenirken zaman hayallerle geçer. Sevgilinin yokluğunda gerçek eylem azalır, zihinsel görüntüler bütün saatleri doldurur.

  4. 4

    Ne hat u hâl-i siyeh ne zülf-i anber hâcetim

    Saçı kullâbına bendoldum anın Mansûr’uyum

    1Ne siyah ayva tüyüne, bene ne de amber kokulu saça ihtiyacım var.

    2Saçının kancasına bağlandım, onun Mansur’uyum.

    Ayva tüyü, ben ve amber saç tek tek istenmez; çünkü saç kancasına zaten bağlanılmıştır. Mansur adı, bu bağın ölüm pahasına açıklanan aşk hâline geldiğini gösterir.

  5. 5

    Bende bünyâd oldu âb u âteş ü hâk ü hevâ

    Çâr unsurdan urundum eğnime rengin abâ

    1Bende su, ateş, toprak ve hava temeli kuruldu.

    2Dört unsurdan renkli bir abayı sırtıma giydim.

    Dört unsur bedende temel kurar ve renkli aba olur. İnsan kozmik maddeleri giyen bir derviş gibi düşünülür; beden yalnız et değil su, ateş, toprak ve havanın dengeli bileşimidir.

  6. 6

    Bende zulmet bendedir âyîne-i âlem nümâ

    Dembedem nûr-i hidâyet pertevînin Tûr’uyum

    1Karanlık da bende, dünyayı gösteren ayna da bende.

    2Her an hidayet ışığının parladığı Tur Dağı’yım.

    Karanlık ile dünyayı gösteren ayna aynı öznenin içindedir. Hidayet ışığının Tur’u olmak, çelişkiyi yok etmez; kişi hem gölgeyi hem aydınlanma imkânını birlikte taşır.

  7. 7

    Câna her ne devr elinden irişe cevr ü sitem

    Hâtırım buldu tesellâ çekmezem andan elem

    1Zamanın elinden cana hangi eziyet gelirse gelsin,

    2Gönlüm teselli buldu, ondan artık acı çekmem.

    Zamanın eziyeti artık gönlü yıkmaz çünkü teselli bulunmuştur. Bu dayanıklılık acının bitmesinden değil, onunla yaşamayı öğrenmekten doğar; dış koşul değişmeden iç tutum değişir.

  8. 8

    Hemnişînim hemdemim derd ü belâ endûh u gam

    Bu şükûfestân-ı dehrin dopdolu zenbûruyum

    1Yoldaşım ve sırdaşım dert, bela, keder ve gamdır.

    2Bu dünya çiçekliğinin dopdolu arısıyım.

    Dert, bela, keder ve gam şairin yoldaşı ve sırdaşıdır. Dünya bir çiçeklik olarak kurulurken konuşan kişi kendini bu bahçenin “dopdolu arısı” sayar; kaynakta arı vardır, kovan değil.

  9. 9

    Nâlesi serd olduğçün ey Ömer bülbüllerin

    Revnâkı günden güne olur ziyâde güllerin

    1Ey Ömer, bülbüllerin inleyişi soğuduğu için,

    2Güllerin güzelliği günden güne artar.

    Bülbüllerin sesi soğudukça güllerin gösterişi artar. Sevenlerin feryadı azaldığında güzelliğin rahatça hüküm sürmesi, aşk ilişkisindeki adaletsiz dengeyi eleştirir.

  10. 10

    Ayağı toprağıyım kıymet bilen kâmillerin

    Başına bilmezlerin ammâ belâ sâtûruyum

    1Değer bilen olgun kişilerin ayağının toprağıyım.

    2Ama bilmeyenlerin başında bela baltasıyım.

    Mahlas kapanışında şair bilenlerin ayağında toprak kadar alçakgönüllüdür. Bilmeyenlerin başında baltaya dönüşmesi ise tevazunun bilgisizliğe karşı sert ve kesici bir tavırla birlikte var olduğunu gösterir.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Basılı dizideki görünür Âşık Ömer mahlası ve Ergun koleksiyon yerleşimi birlikte doğrulandı: 17. dize “Nâlesi serd olduğçün ey Ömer bülbüllerin”.

Atıf kanıtını aç ↗

Sadeddin Nüzhet Ergun’un 1936 tarihli Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri baskısındaki 437 numaralı metnin 20 dizesi ve 10 birimi basılı sırayla korunmuştur. Tarama yeniden dağıtılmamıştır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBugün sevgilinin bulunduğu yere uğradım
Ben bugün ol câyğâh-ı dilrübâya uğradım
Âşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

köhne bir vîrâne

Eski yıkıntı.

engûr

Üzüm.

kullâb

Kanca.

çâr unsur

Dört unsur.

âlem-nümâ

Dünyayı gösteren.

sâtûr

Büyük bıçak, balta.