DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Mehmet Emin Yurdakul/Beşiğin Önünde
Şiir · 19.–20. yüzyıl

Beşiğin Önünde

Beşik başındaki konuşma, çocuğun gelecekteki acısından özgürlüksüz ülkenin kararan tabiatına; yoksulluk, afet ve zulüm karşılaştırmasından da kurtarıcı kuşak arayışına ilerleyen sert bir siyasal ağıttır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    — Ağlamıyor...

    — Merak etme, uzun sürmez, çok ağlar;

    Vakt olur ki ağlamaktan ömrü, günü kararır;

    gözler içe kaçar, gül yanaklar sararır.

    Şakaklardan kemik fırlar, tombul eller zayıflar.

    Sen dersin ki: «İnsan neden göz yaşları dökecek?

    Bak, tabiat her bucaktan gülmededir yüzlere;

    Bak, ne parlak güzellikler serpilmiştir her yere;

    Bak, her bir şey sevimli, hoş; oh, her yerde nur, çiçek.

    1— Ağlamıyor...

    2— Kaygılanma; bu uzun sürmez, ileride çok ağlar.

    3Öyle bir zaman gelir ki ağlamaktan ömrü ve günü kararır;

    4ela gözleri çöker, gül renkli yanakları sararır.

    5Şakak kemikleri belirir, tombul elleri zayıflar.

    6İnsan neden gözyaşı döksün, diyeceksin.

    7Bak, tabiat her yandan insanlara gülümsüyor;

    8bak, parlak güzellikler her yere serpilmiş;

    9bak, her şey sevimli ve hoş, her yerde ışık ve çiçek var.

    Beşikte ağlamayan çocuk önce huzur değil gecikmiş acı üzerinden görülür. Gelecekteki gözyaşı bedeni adım adım dönüştürür: gözler çöker, yanaklar solar, kemikler belirir. Ardından tabiatın ışığı ve çiçekleri bu karanlık öngörüye itiraz eden ikinci sesin kanıtları olarak sıralanır.

  2. 2

    Böyle güzel bir âlemde ağlamak mı?...

    Ağlamak!...

    Zira bizim hayatımız, baharına ermedi.

    Hürriyetin hiç bir dalı bize vermedi.

    Bilmez misin, zincir sesi işitilen bir toprak

    Cennet olsa, bizim için bir karanlık zindandır;

    Bizim için, pembe şafak bir kırmızı kefendir;

    Bizim için, bir bir yabani dikendir;

    Bizim için, bir güvercin bir yılandır.

    1Böyle güzel bir dünyada ağlamak mı?

    2Evet, ağlamak.

    3Çünkü hayatımız henüz baharına ulaşmadı.

    4Özgürlüğün hiçbir dalı bize meyve vermedi.

    5Bilmez misin, zincir sesi duyulan bir toprak

    6cennet olsa bile bizim için karanlık bir zindandır;

    7pembe şafak bizim için kırmızı bir kefendir;

    8katmerli bir gül bizim için yabani bir dikendir;

    9bir güvercin bile bizim için zehirli bir yılandır.

    Kesik ‘Ağlamak!’ cevabı, güzel dünyada acının yersiz olduğu düşüncesini reddeder. Özgürlük meyve vermediği için cennet zindana, şafak kefene, gül dikene ve güvercin yılana dönüşür. ‘Bizim için’ tekrarı baskının tabiatı değil, ona bakan topluluğun bütün algısını değiştirdiğini vurgular.

  3. 3

    Gençlik bize, aşkın ballı Kadehini sunmadı.

    Yirmi yaşın sevincini, ümidini tatmadık;

    Hiç bir gece saadetin kucağında yatmadık.

    O talihsiz kullarız ki, bir yük olan hayatı

    Eski Mısr’ın esirleri gibi çekip sürürüz

    Onlar gibi, her bir şeye gözümüzü yumarız;

    Onlar gibi, yalnız, yalnız gökten yardım umarız;

    Onlar gibi, ağlayarak kabre doğru yürürüz.

    1Gençlik bize aşkın ballı kadehini sunmadı.

    2Yirmi yaşın sevincini ve ümidini tatmadık;

    3hiçbir gece mutluluğun kucağında yatmadık.

    4Biz, yük hâline gelen hayatı

    5eski Mısır'ın esirleri gibi çekip sürüyen talihsiz kullarız;

    6onlar gibi her şeye gözümüzü yumarız;

    7onlar gibi yalnız gökten yardım bekleriz;

    8onlar gibi ağlayarak mezara doğru yürürüz.

    Gençliğin bal, sevinç ve saadet vaatleri konuşucunun kuşağına hiç ulaşmamıştır. Hayat taşınan bir yüke çevrilir; eski Mısır esirleriyle kurulan tarihsel benzetme, çaresizlik, suskunluk ve yalnız gökten yardım bekleme çizgisini ağırlaştırarak ölüm yönünde ilerleyen toplu bir yürüyüş kurar.

  4. 4

    Gerçektir ki kıtlık, birçok vahşilikler ettirir;

    Bir zelzele, yüz binlerce ocakları söndürür;

    Bir hastalık, memleketi mezarlığa döndürür.

    Zulüm ise bu şeylerden merhametli değildir:

    Vatanını yıkıp yakan fenalıklar onundur;

    O bildiğin yaslı yerler, viraneler onundur;

    1Kıtlığın insanlara birçok vahşet yaptırdığı gerçektir;

    2bir deprem yüz binlerce ocağı söndürür;

    3bir hastalık ülkeyi mezarlığa çevirir.

    4Zulüm ise bunlardan daha merhametli değildir:

    5vatanı yıkıp yakan kötülükler ondan gelir;

    6bildiğin yaslı yerler ve yıkıntılar onun eseridir.

    Kıtlık, deprem ve hastalık büyük yıkımların ölçüsü olarak art arda sıralanır; ardından zulüm de aynı felaket dizisine katılır. Fark, zulmün doğal ya da kaçınılmaz değil insan eliyle üretilmiş oluşudur. Söndürülmüş ocak ve virane, siyasal baskının aileye ve yurda bıraktığı somut izlerdir.

  5. 5

    Şu duyduğun iniltiler, hıçkırıklar onundur.

    Ben zavallı, yoksul oldum: «Açım, ekmek ver!...» dedim;

    Mazlum oldum, adaletin eşiğinde haykırdım;

    Esir oldum, hürriyetin kürsüsünde bağırdım;

    Her şey oldum.. Kurtarıcı kahramanlar istedim

    Pek yazık ki bugüne dek böyle yiğit çıkmadı

    Beşikleri tabut yapan, yangınlarla ısınan,

    Midesinin açlığını vicdan bilen bir insan...

    İşte sana yaşadığın alçak devrin evlâdı!...

    1Duyduğun iniltiler ve hıçkırıklar da zulmün eseridir.

    2Ben zavallı ve yoksul oldum; ‘Açım, ekmek ver!’ dedim.

    3Ezilen biri oldum, adaletin eşiğinde haykırdım;

    4tutsak oldum, özgürlüğün kürsüsünde bağırdım;

    5her hâle girdim ve kurtarıcı kahramanlar istedim.

    6Ne yazık ki bugüne kadar böyle bir yiğit çıkmadı.

    7Beşikleri tabuta çeviren, yangınlarla ısınan,

    8kendi açlığını vicdanının ölçüsü bilen bir insan...

    9İşte sana yaşadığın aşağılık devrin evladı.

    Konuşucu yoksul, mazlum ve esir kimliklerini sırayla üstlenerek ekmek, adalet ve özgürlük ister; üç talep de cevapsız kalır. Son görüntüde beşiği tabuta çeviren ve başkasının yangınıyla ısınan kişi çağın ahlaki çöküşünü cisimleştirir. Beşik başındaki çocuk böyle bir devrin hem kurbanı hem değişim umududur.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'ın 165418 numaralı sabit revizyonu ile bu revizyonun bağlı olduğu Türk Sazı.pdf 37–38. sayfalar şiiri ve bent sınırlarını verir. Kaynak ölçünün adını basmaz.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBıçaksız Katiller
Diyorlar ki: «Bak, şu katil, insan değil, canavar;
Mehmet Emin Yurdakul · Bentli şiir

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

elâ

Yeşile çalan açık kahverengi göz rengi

şakak

Başın iki yanında, gözle kulak arasındaki bölüm

hürriyet

Özgürlük

yemiş

Meyve

sadberk gül

Çok yapraklı, katmerli gül

ağulu

Zehirli