Bir Mezâr Üstünde Bir Mürg-ı Şikeste Şâhbâl
Bir mezarın üstünde kanadı kırılmış bir kuşun uçamayışını anlatan on dört dizelik bir şiir. Son üçlükte tablo alegoriye çevriliyor: kuş, yeryüzünde feryat eden şairin ruhunun tercümanı sayılıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bir mezâr üstünde bir -ı
Âsumana göz dikip eylerdi mihnetle ;
Çeşminin etrafına çökmüştü bir !
Hey'et-i mecmûasında vardı bir müdhiş melâl!
1Bir mezarın üstünde kanadı kırılmış bir kuş
2gökyüzüne göz dikip acıyla inliyordu;
3gözünün çevresine hüzünlü bir gölge çökmüştü!
4Bütün duruşunda korkunç bir hüzün vardı!
- 2
Nagmesâz oldukca lâkaydane
Onları dinlerdi ol bîçâre kuş me'yûs ü lâl;
Yükselip bulmak dilerdi bir cihân-ı berterîn
Mâni'-i pervâz olurdu cismine dest-i zemîn!
1Dağların kuşları aldırmadan şakıdıkça
2o biçare kuş, umutsuz ve dilsiz, onları dinlerdi;
3yükselip daha yüce bir dünya bulmak isterdi,
4toprağın eli bedenini uçmaktan alıkoyardı!
Karşıtlık kuruluyor: dağların kuşları “lâkaydane”, yani aldırmadan şakıyor; yerdeki kuş “me'yûs ü lâl”, umutsuz ve suskun. Son dize engeli somutlaştırıyor: “dest-i zemîn”, toprağın eli. Uçuşu bir düşman değil, yalnızca yerin kendisi kesiyor.
- 3
Her sehâb-ı terden ederdi her sabâh!
Cehd ü istimdâdına ragmen kalırdı daima
Hâk-i serd ü cângüdâz üstünde
1Her sabah her taze buluttan yardım dilerdi!
2Çabasına ve yardım dileyişine rağmen daima
3soğuk ve can yakan toprağın üstünde ağlamaya mahkûm kalırdı.
Üçlük tekrarla çalışıyor: “istimdâd” iki dizede iki kez geçiyor, yardım dileme boşa giden bir alışkanlığa dönüşüyor. Yardım istenen şey de geçici: bulut. “Hâk-i serd ü cângüdâz” toprağı hem soğuk hem can yakan yapıyor, ağlamak ise “mecbûr”: seçilmiş değil.
- 4
Aglarım tasvir ederken hâlini ol tâirin;
Çünkü arz üstünde feryâd eyleyen her ş'airin
Tercümân-ı rûhudur ol -ı
1O kuşun hâlini tasvir ederken ağlarım;
2çünkü yeryüzünde feryat eden her şairin
3ruhunun tercümanıdır o kanadı yaralı kuş.
Son üçlük alegoriyi çözüyor: kırık kanatlı kuş, yeryüzünde feryat eden şairin ruhunun tercümanı. Şair kendini de tabloya sokuyor, tasvir ederken ağladığını söylüyor. “Mecrûhü'l-cenâh” tamlaması başlangıçtaki “şikeste şâhbâl”i tekrarlayıp halkayı kapatıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 162652 numaralı sürüm esas alındı. Sayfanın adı şiirin ilk dizesinin kendisi olduğu ve kaynak on beş satır (on dört dize artı imza) saydığı için o satır metne dize olarak alındı; kafiye de bunu doğruluyor. İmza satırı alınmadı. Kaynakta “şairin” yerine “ş'airin” dizilmiş, yumuşak g'ler g olarak basılmış (“Aglarım”, “ragmen”); düzeltilmedi. On dört dize abba aabb cdd eec düzenine göre 4+4+3+3 olarak bölündü.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Seyre daldıkça cihânı dîde-i hayret-verimCenab Şahabeddin · Muhammes→
Sonenin ilk dizesi aynı zamanda şiirin adı: mezar, kırık kanat ve kuş tek bir tabloda toplanıyor; yerdeki kuş yukarıya bakıyor. “Zıll-ı hazîn” ve “müdhiş melâl” kuşu tarif etmekten çıkıp ona bir yüz veriyor: hüzün, gözün çevresine çökmüş bir gölge.