DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Bunca derdim var benim, bir çare bilmem neyleyim
Şiir · 17. yüzyıl

Bunca derdim var benim, bir çare bilmem neyleyim

Şair derdine çare bulamaz; sevgilinin hâline bakmamasından yakınır ve tabibin sözü belirli bir tedavi sunmaz. Kavuşma bayramını, tenhada sohbeti ve sevgilinin mahallesini ziyaret etmeyi düşler, fakat ayağının dayanmadığını söyler. Dünyada yâr ve yön bulamayan Âşık Ömer, sonunda dünya kadınına değer vermediğini ve büyük nüsha diye andığı manevî hakikate eriştiğini bildirir.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Bunca derdim var benim bir bilmem neyleyim

    Yâr bakmaz hâlime ben sarabilmem neyleyim

    1Bunca derdim var; hiçbir çare bilmiyorum, ne yapayım?

    2Sevgili hâlime bakmıyor; yaramı saramıyorum, ne yapayım?

    Dert ve çare karşıtlığı ilk beyitte hemen kurulur. Sevgilinin bakmaması yalnız duygusal ilgisizlik değildir; yaranın sarılamamasına yol açar. Tekrarlanan ne yapayım sorusu, çözüm aramaktan çok tükenmişliği duyurur.

  2. 2

    Derdimi sordum tabîbe dedi etmektir ilâç

    Olmadı bîçâre ben aâzâra bilmem neyleyim

    1Derdimi tabibe sordum, ‘tedavi etmek gerekir’ dedi.

    2Bu zavallıyla ilgili “aâzâra” diye basılan bölüm açık değildir; ne yapacağımı bilmiyorum.

    Tabibin genel tedavi sözü gerçek bir ilaç sunmaz. Âşık kendi hâlini zavallı diye niteleyerek tıbbi dilin aşk yarasına yetmediğini gösterir; sorun teşhis edilmiş olsa da uygulanabilir çare bulunamamıştır.

  3. 3

    Îd-i vaslın dilberin fikr-i serencâm eylesem

    Mümkin olsa yârı tenhâ sohbet-i câm eylesem

    1Sevgiliye kavuşma bayramının sonunu düşünsem,

    2Mümkün olsa onu yalnız bulup kadeh başında konuşsam,

    Kavuşma bir bayram olarak düşünülür; şair bunun nasıl sonuçlanacağını zihninde tartar. Sevgiliyi yalnız bulup kadeh başında konuşma isteği, genel hasreti mahrem ve somut bir buluşma tasarısına indirir.

  4. 4

    Kâ’be-i kûyin tavâf etmeğe ikdâm eylesem

    Pâyidâr olmaz ayağım dâra bilmem neyleyim

    1Mahallesinin Kâbe gibi çevresini dolaşmaya girişsem,

    2Ayağım sağlam durmaz; basılı “dâra” sözünün bu yürüyüşteki bağlantısı açık değildir, ne yapayım?

    Sevgilinin mahallesi Kâbe’ye benzetildiği için oraya yürümek ibadet biçimi kazanır. Ayağın dayanmayışı bu yönelişin bedensel güçsüzlüğünü gösterir; ancak basılı “dâra” sözünün cümledeki kesin görevi açık değildir.

  5. 5

    Bu cihân içre ne ağyârım ne yârım var benim

    İki günlük ömr içün ne kâr ü zârım var benim

    1Bu dünyada ne düşmanım ne de dostum var.

    2İki günlük ömür için ne kazancım ne de feryadım var.

    Şair dünyada ne düşmanının ne de dostunun kaldığını söyleyerek bütünüyle yalnızlaşır. İki günlük ömür için kazançla feryadın birlikte reddedilmesi, kısa hayat karşısındaki çıkarı ve yakınmayı aynı ölçüde anlamsızlaştırır.

  6. 6

    Ne bir an bir lâhza bir yerde karârım var benim

    Her cihetten olmuşum bilmem neyleyim

    1Bir an bile hiçbir yerde durup dinlenemem.

    2Her yönden başıboş kalmışım; ne yapayım?

    Hiçbir yerde bir an bile duramamak, dış yolculuktan çok iç huzursuzluğun belirtisidir. Her yönden avare oluş, şiirin tekrarlanan “ne yapayım” sorusunu mekânsızlık ve kararsızlıkla derinleştirir.

  7. 7

    Nüh siper iken bu sînem sahnı dört kat ey peri

    Dembedem anı güzergâh etti aşkın hançeri

    1Ey peri, göğsümü “dokuz siper” ve “dört kat”la anlatan basılı ölçü ilişkisinin anlamı açık değildir.

    2Aşkının hançeri onu her an geçit yaptı.

    Göğüs “dokuz siper” ve “dört kat” ifadeleriyle ölçülmeye çalışılır; basılı sayı ilişkisi kesin bir tasvire izin vermez. Açık olan, aşk hançerinin bu göğsü her an geçtiği ve bedeni sürekli yaralanan bir yol hâline getirdiğidir.

  8. 8

    Çeşmim oldu kırk sekiz pâre çıkardı her biri

    Yılda üç yüz altmış altı pâre bilmem neyleyim

    1Gözümün “kırk sekiz parça” oluşuyla her birinin ne çıkardığı arasındaki basılı ilişki açık değildir.

    2Yıldaki “üç yüz altmış altı parça” sözü önceki dizeye açık biçimde bağlanmıyor; ne yapayım?

    Gözün kırk sekiz, yılın üç yüz altmış altı parçayla anılması aşırı çoğalmış acıyı sayılara taşır. “Her biri”nin ikinci sayıyla nasıl bağlandığı basılı söz diziminde açık değildir; bu yüzden fiziksel bir bölünme uydurulamaz.

  9. 9

    Mâil oldum ey Ömer bir kameti tûbâya ben

    Zerre kadar i’tibâr etmem zen-i dünyâya ben

    1Ey Ömer, servi boylu bir güzele gönül verdim.

    2Dünya denen kadına zerre kadar değer vermem.

    Mahlas beytinde gönül, Tuba boylu bir güzele yönelir; buna karşı dünya kadın olarak kişileştirilip değersiz bulunur. Böylece sevgiliye bağlanma, geçici dünyanın çekiciliğini reddeden bilinçli bir tercih olur.

  10. 10

    Hamdülillâh kim iriştim nüsha-i kübrâya ben

    Yârı teshîr eyledim ağyâra bilmem neyledim

    1Tanrı’ya şükür, varlığın büyük nüshasına eriştim.

    2Sevgiliyi kendime bağladım; rakibe ne yaptığımı bilmiyorum.

    Son dize sevgilinin bağlanmasıyla rakibin durumunu belirsiz bırakır. Önceki ne yapayım soruları yerini kısa, şaşkın bir başarı iddiasına bırakır; sonuç kesinleştirilmeden şiir kapanır.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Basılı dizideki görünür Âşık Ömer mahlası ve Ergun koleksiyon yerleşimi birlikte doğrulandı: 17. dize “Mâil oldum ey Ömer bir kameti tûbâya ben”.

Atıf kanıtını aç ↗

Sadeddin Nüzhet Ergun’un 1936 tarihli Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri baskısındaki 419 numaralı metnin 20 dizesi ve 10 birimi basılı sırayla korunmuştur. Tarama yeniden dağıtılmamıştır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirCâm-ı aşkın içen ey perî peykerÂşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

çâre

Çözüm, ilaç.

îd-i vasl

Kavuşma bayramı.

Kâ’be-i kûy

Sevgilinin Kâbe’ye benzetilen mahallesi.

âvâre

Başıboş, yersiz yurtsuz.

kamet-i tûbâ

Tuba ağacına benzetilen uzun boy.

nüsha-i kübrâ

Varlığın veya insanın büyük nüshası.