Derdim çoktur Kangısına yanayım
Dertlerin çokluğuyla açılıp tek bir kapıya, Şah'ın eline yönelir. Ortadaki bentlerde sevgili sırayla gül, servi, kıble ve mihrap olur; son bentte ise sitem sevgiliye döner ve muhabbetten kaçmak yolun töresine aykırı sayılır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Derdim çoktur Kangısına yanayım
Yine tâzelendi yürek yaresi
Ben bu derde derman bulayım
Meğer Şah elinden ola çâresi
1Derdim çok, hangisine yanayım
2Yürek yarası yine tazelendi
3Bu derde nerede derman bulayım
4Çaresi ancak Şah'ın elinden olur
- 2
Türlü donlar giyer gülden nâziktir
Bülbül eyleme güle yazıktır
Çok hasretlik çektim bağrım eziktir
Güle güle gelir canlar pâresi
1Türlü donlar giyer, gülden naziktir
2Bülbül, eziyet etme, güle yazıktır
3Çok hasret çektim, bağrım ezik
4Canların parçası güle güle gelir
Gül ile bülbül klasik şiirin en yıpranmış çiftidir; burada roller ters çevrilir — cevr eden bülbül, incinen güldür. “Türlü donlar giyer” ifadesi don değiştirme inancını çağırıp sevgiliyi biçimden biçime geçen bir varlık hâline getirir.
- 3
Benim uzun boylu servi çınarım
Yüreğime bir od düştü yanarım
Kıblem sensin yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır kaşlarının arası
1Benim uzun boylu servim, çınarım
2Yüreğime bir ateş düştü, yanarım
3Kıblem sensin, yüzümü sana dönerim
4Kaşlarının arası benim mihrabımdır
Sevgili önce boyla anılır: servi ve çınar. Sonra yön değiştirir ve kıble olur; bakışın yönü namazın yönüyle bir tutulur. Kaşların arasının mihrap sayılmasıyla benzetme tamamlanır — ibadetin bütün coğrafyası bir yüze taşınmıştır.
- 4
Dîdâr ile mahabbete doyulmaz
Mahabbetten kaçan insan sayılmaz
üflemekle çırağ söyünmez
Tutuşunca yanar aşkın çırası
1Yüz görmeye ve muhabbete doyulmaz
2Muhabbetten kaçan insan sayılmaz
3İnkârcı üflemekle çıra sönmez
4Aşkın çırası bir tutuştu mu yanar
Bent bir ışık tartışmasıdır: münkirin üflemesi çırağı söndüremez, çünkü tutuşan şey aşk çırasıdır. “Söyünmez” sönmez demektir. İlk iki dize ise muhabbeti insanlığın ölçütü yapar; kaçan kişi sayıdan düşürülür.
- 5
Pir Sultan’ım katı yüksek uçarsın
Selâmsız sabahsız gelir geçersin
Dilber mahabbetten niçin kaçarsın
Böyle midir yolumuzun türesi
1Pir Sultan'ım, çok yüksek uçuyorsun
2Selamsız sabahsız gelip geçiyorsun
3Dilber, muhabbetten niçin kaçıyorsun
4Yolumuzun töresi böyle midir
Mahlas bendinde yüksek uçmak ve selâmsız geçmek yol kusurları olarak yan yana gelir. Son dize hükmü töreye bağlar: “türe” yolun kuralıdır ve muhabbetten kaçmak o kuralın dışına düşmektir. Dizedeki seslenişin kime yöneldiği kesinleştirilmez.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144585 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un “Bektaşî Şairleri ve Nefesleri” antolojisinin Pir Sultan Abdal bölümünden geliyor. Kaynakta birinci ile ikinci bendin arasındaki boş satır düşmüş; yirmi dize kafiye düzenine göre dörder dizelik beş bende ayrıldı. Başlıktaki ve ilk dizedeki “Kangısına” kelimesi kaynakta büyük harfle dizili, korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şiir hangisine yanacağını bilemeyen bir sesle açılır; “kangı” hangi, “kande” nerede demektir. İki soru üst üste sorulup tek bir cevaba bağlanır: Şah'ın eli. Dağınık bir acı böylece dört dize içinde tek kapıya yönlendirilmiş olur.