Dicle ve Ben
On yedi dörtlük boyunca şair önce Bağdat'a, sonra Dicle'ye seslenir. Nehri kentin yasına kayıtsız akmakla, kendilerini de dört yüz yıllık ihmalle suçlar. Şiir, çölde ölen yüz bin gencin kanının bağışlanmaya vesile olup olamayacağını sorarak biter.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Mâvi göklerle öpüşen
Mütefekkir duruşlu kubbelerin
Zîr-i sakfında titreyen ervâh
Ra'şedâr-ı semûmudur kederin.
1Mavi göklerle yer yer öpüşen
2Düşünceli duruşlu kubbelerin
3Tavanının altında titreyen ruhlar
4Kederin sam yelinden titremektedir.
- 2
Bir musibettir ehl-i İslâma,
—Bir musibet ki hâriku'l-âde-
Yaşıyorken de..cân verirken de
Ağlarım -i Bağdâda.
1Müslümanlar için bir felakettir,
2—Öyle bir felaket ki olağanüstü-
3Yaşarken de..can verirken de
4Bağdat'ın alın yazısına ağlarım.
Bent bir hüküm cümlesiyle açılıp hemen kendi kendini şerh ediyor: musibet, üstelik olağanüstü bir musibet. Ser-nüvişt alın yazısı demek; şair ağladığı şeyi bir olaya değil bir kadere bağlıyor ve yasını yaşamıyla ölümüne birden yayıyor.
- 3
Çehresinden uçan yetîmiyyet
Ufkuna olmamış mı hüzn-âver?.
Yine bilmem güzel midir o kadar?. .
O mükevkeb, o muhteşem geceler!..
1Yüzünden uçan öksüzlük
2Ufkuna hüzün getirmemiş mi?.
3Yine bilmem o kadar güzel midir?. .
4O yıldızlı, o muhteşem geceler!..
İki soru, hiçbiri cevap beklemiyor. Bağdat'ın yüzünden uçan yetîmiyyet, şehri sahipsiz kalmış bir çocuğa çevirir. Son iki dize eski geceleri anar ama güzelliklerinden emin değildir; güzelliği hatırlayamamak, yitirmenin ikinci katıdır.
- 4
Ey Irak'ın melîke-i nâzı,
Kalacaksak cihânda biz sensiz,
Yeryüzünde değil bu ömr-i zelîl,
Ahirette cinânı istemeyiz!..
1Ey Irak'ın nazlı melikesi,
2Dünyada biz sensiz kalacaksak,
3Ne yeryüzünde bu aşağılık ömrü,
4Ne ahirette cennetleri isteriz!..
Bağdat ‘Irak'ın nazlı melikesi’ diye çağrılır; onsuz kalınacaksa dünyadaki zelil ömür de ahiretteki cennetler de reddedilir. Bu mutlak bağlılık şiirin tarihsel yas ve vatan retoriğidir, güncel bir ölüm arzusu olarak teşvik edilmez.
- 5
O senin ufk-ı târmârında
Hıçkıran rûhumuzdur ey Bağdâd.
Aynı âğûş içinde birlikte
Geçen a'sârı etmek ister yâd:
1O senin darmadağın ufkunda
2Hıçkıran bizim ruhumuzdur ey Bağdat.
3Aynı kucak içinde birlikte
4Geçen asırları anmak ister:
Darmadağın ufukta hıçkıranın konuşanların kendi ruhu olduğu söylenir; aynı kucakta geçen asırlar anılmak istenir. İki nokta, bu hatırlamanın içeriğini sonraki bentteki dört yüz yıllık ihmal itirafına bırakır; dış olay adı eklenmez.
- 6
Yed-i ihmâlimizde dörtyüz yıl
Kanadın, gizli bir cerîha gibi.
Bilmedik biz senin de kıymetini:
Derd-i millîmizin budur sebebi!..
1İhmal elimizde dört yüz yıl
2Kanadın, gizli bir yara gibi.
3Biz senin de değerini anlayamadık:
4Millî derdimizin sebebi budur!..
Suçlama dışarıya değil içeriye dönüyor: dört yüz yıl Bağdat “yed-i ihmâlimizde” kanamış. Cerîha gizli yara demek, görülmediği için sarılmamış olan. Son dize teşhisi koyar ve millî derdi düşmana değil kendi ihmaline bağlar.
- 7
Düşmanın zîr-i pâ-yı kahrında
Çırpınırken o belde-i hulefâ,
Söyle ey Dicle, ey mübârek nehr,
Şûh u lâkayd akar mısın hâlâ?
1Düşmanın kahreden ayağı altında
2Çırpınırken o halifeler şehri,
3Söyle ey Dicle, ey mübarek nehir,
4Şuh ve kayıtsız akar mısın hâlâ?
Halifeler şehri düşmanın kahreden ayağı altında çırpınırken Dicle'nin şuh ve kayıtsız akışı sorgulanır. Düşman, kutsallık ve ezilme sözleri dönemin savaşçı-millî söylemine aittir; güncel bir topluluğu hedef gösteren hüküm olarak sunulmaz.
- 8
Geçme lâkayd önünden ey Dicle,
Hürmet et mâtem-i muazzamına,
O tegâfülden incinir belki
Münkesir kalb-i girye-bârı yine!..
1Kayıtsız geçme önünden ey Dicle,
2O büyük yasına saygı göster,
3O görmezden gelişten incinir belki
4Kırık, gözyaşı döken kalbi yine!..
Yakarış emir kipiyle sürüyor: geçme, hürmet et. Tegâfül bilmemek değil bilmezlikten gelmektir; nehir bilgisizlikle değil kasıtla suçlanıyor. Kırık ve gözyaşı döken kalp, şehrin olduğu kadar onu uzaktan seyredenin de kalbidir.
- 9
Geçme bî-his.. bu kimsesiz kavmin
İnkılâb et sirişk-i hasretine
Cânibeyninde yükselen şehrin
Yüz sürerken cidâr-ı ismetine
1Duygusuz geçme.. bu kimsesiz kavmin
2Hasret gözyaşına dönüş
3İki yakasında yükselen şehrin
4İffet duvarına yüz sürerken
Dicle'den istenen artık akmak değil, dönüşmek: hasret gözyaşına inkılâb etmek. Cânibeyn şehri ikiye bölen iki yaka; nehrin duvarlara yüz sürmesi akışın secdeye çevrilmesidir. Coğrafya bu bentte bir ibadet sahnesine dönüşüyor.
- 10
De ki: -Ey mefhar-ı semâ-yı Irak,
Yine İslâm ilinde mâtem var,
Yolunur deste deste, her yerde
Kara bahtın gibi siyâh saçlar;
1De ki: -Ey Irak göğünün övüncü,
2Yine İslam ilinde yas var,
3Her yerde saçlar deste deste yolunur,
4Kara bahtın gibi siyah saçlar;
Şair sözünü nehrin ağzına koyuyor; bundan sonrası Dicle'ye ısmarlanmış bir haberdir. Deste deste yolunan saçlar eski yas âdetini çağırır, ama saçların siyahı bahtın karasıyla eşleştirilince matem bir renk denklemine bağlanmış olur.
- 11
De ki: —Sahrâlarında ey Bağdâd,
Sürülerle gezerse ceylanlar,
Beride mâteminle girye-nisâr,
Nice ceylan bakışlı gözler var!..
1De ki: —Çöllerinde ey Bağdat,
2Sürülerle gezerse ceylanlar,
3Beride yasınla gözyaşı saçan,
4Ceylan bakışlı ne çok göz var!..
İkinci ısmarlama ceylan üzerine kurulu bir karşılaştırma: çölde sürülerle gezen ceylanlara karşılık, beride ceylan bakışlı ağlayan gözler. Aynı imge bir dizede hayvan, öbüründe insandır; iki yer arasındaki mesafe de bakışla ölçülüyor.
- 12
Dicle, Bağdâd'a ninniler söyle,
O senin tıfl-ı şîr-hârındır,
Bunu târihe sor, unuttunsa;
Ebedî dâr-ı iftiharındır.
1Dicle, Bağdat'a ninniler söyle,
2O senin süt emen çocuğundur,
3Bunu tarihe sor, unuttunsa;
4Ebedî övünç yurdundur.
Nehir bu bentte anne, Bağdat süt emen çocuk oluyor. Ninni isteği, şiirin başındaki ölüm uykusunun karşı kutbudur. Son iki dize belleği tarihe havale eder: unutan nehirdir, hatırlatacak olan kayıt. Şehir hem evlat hem övünç yurdu sayılıyor.
- 13
Aynı ufk-ı vatanda doğduk biz,
Beşiğim menba'ınla kardeşti...
-Oralardan da geçti seyl-i belâ,
O da bilmem ne hâldedir şimdi?..-
1Aynı vatan ufkunda doğduk biz,
2Beşiğim kaynağınla kardeşti...
3-Oralardan da geçti belâ seli,
4O da bilmem şimdi ne hâldedir?..-
Konuşan kendisiyle Dicle'nin aynı vatan ufkunda doğduğunu, beşiğinin nehrin kaynağıyla kardeş olduğunu söyler. Belâ selinin o yerlerden de geçtiğini belirtip şimdiki hâlini bilmediğini açık bırakır; dış biyografiyle yer adı kesinleştirilmez.
- 14
Bir iken menba'ınla munsabbın,
Başka girdâba insibâb ettin;
Bu vefâsızlığınla kalbimizi
Münfail, muztarib, harâb ettin!..
1Kaynağınla döküldüğün yer bir iken,
2Başka bir girdaba döküldün;
3Bu vefasızlığınla kalbimizi
4Gücenmiş, ıstıraplı, harap ettin!..
Coğrafya bir vefâsızlık hikâyesine çevriliyor: kaynak ile mansap bir vatandayken nehir başka girdaba döküldü. Munsabb ile insibâb aynı kökten; ses tekrarı, birbirinden ayrılan iki ucu tek dizede yan yana tutuyor. Son dize üç sıfatla hükmü ağırlaştırır.
- 15
Yatağında yabancı yokken hîç
—Her düşündükçe sızlıyor ciğerim-
Verdin ağyâra en güzel yerini,
Sana ey Dicle, şimdi muğberrim!..
1Yatağında hiç yabancı yokken
2—Her düşündükçe ciğerim sızlıyor-
3En güzel yerini yabancılara verdin,
4Sana ey Dicle, şimdi gücenmişim!..
Nehir yatağı mahremiyet alanına çevrilir; en güzel yerini ‘ağyâra’ verdiği için Dicle'ye gücenilir. Yabancıyı sadakatsizlik ve mahremiyet ihlaliyle anlatan bu tarihsel işgal retoriği mesafeyle aktarılır, bugünün insanlarına yöneltilmez.
- 16
Bilirim, sus, bizim de cürmümüzü!..
Belki senden daha günehkârız,
Onu ihmâl edip de dörtyüz yıl,
Şimdi bir başka ararız.
1Bilirim, sus, bizim de suçumuzu!..
2Belki senden daha günahkârız,
3Onu dört yüz yıl ihmal edip de,
4Şimdi bir başka suçlanacak ararız.
Bir bentlik geri adım: sus, suç bizde. Şair sitemini geri almaz ama tartar. Dört yüz yıllık ihmalden sonra suçlanacak yeni birini aramak, ihmalin kendisinden hafif bir iş değildir; bendin asıl utandığı da bu arayıştır.
- 17
Yatıyor çöllerinde yüz bin genç...
-Hepsi Bağdâd'a oldular kurbân-
Onların hûn-ı hârrı olmaz mı?
Cân yakan bir vesîle-i ğufrân!..
1Çöllerinde yüz bin genç yatıyor...
2-Hepsi Bağdat'a kurban oldular-
3Onların sıcak kanı olmaz mı?
4Can yakan bir bağışlanma vesilesi!..
Şiir çölde yatan yüz bin genci Bağdat'a kurban olmuş sayar ve sıcak kanlarının bağışlanmaya vesile olup olmayacağını sorar. Kurban, kan ve bağışlanma arasında kurulan tarihsel savaş-şehitlik söylemi güncel ölüm veya şiddet övgüsü gibi sunulmaz; soru cevapsız kalır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 152340 numaralı sürüm esas alındı; başlık ve altındaki “Nişantaşı, 6 Mart 1917” yer-tarih satırı metne alınmadı. Kaynağın altmış dokuz satırından altmış sekizi şiire ait ve tam on yedi dörtlük ediyor; bölümleme bu sayıya ve kafiyeye göre yapıldı. Dizgi düzeltilmedi: “Yaşıyorken de..cân verirken de” dizesinde iki noktadan sonra boşluk yok, “o kadar?. .” aralıklı yazılmış, ara söz çizgileri kâh uzun (—) kâh kısa (-) dizilmiş, son dizede “gufrân” yerine “ğufrân” var.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bugün, Fuzûlî, mesâîb-penâh olan türben,Süleyman Nazif · Manzume→
Şiir Bağdat'a değil, kubbelerinin altındaki ruhlara bakarak açılıyor. “Mütefekkir duruşlu” sıfatı mimariyi düşünen bir varlığa çevirir. Ruhları titreten de rüzgâr değil, kederin semûmudur; sam yeli çölde canlıyı kurutan zehirli sıcaktır.