DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Recaizade Mahmut Ekrem/Dil-firîbâne edâlar düşmen-i bed-hâhta
Gazel · 19. yüzyıl

Dil-firîbâne edâlar düşmen-i bed-hâhta

Dokuz beyitlik gazel ikiye ayrılıyor: ilk beyitler düşmanın hilesini, makam sarhoşluğunu ve aşk yarasını konu alır; altıncı beyitten sonra gaflet perdesi, vasıtasız tevhîd ve Ahmed'in sırrı gelir. Makta bütün bunları şairin kaleminin baharı olarak imzalar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Dil-firîbâne edâlar düşmen-i bed-hâhta

    Şîvelerdir kim ıyândır cünbiş-i rûbâhta

    1Kötülük dileyen düşmandaki gönül çelici edâlar

    2birer oyundur; tilkinin kıvrak hareketi gibi apaçıktır.

    Matla düşmanın tavırlarını bir teşhis cümlesiyle karşılıyor: gönül çelen edâlar aslında şîve, yani hesaplı kıvraklık. İkinci dize benzetmeyi tilkiye bağlayıp gizliliği bozuyor — “ıyândır”, apaçıktır. Rediften gelen “-âhta” kalıbı bütün gazelde bir yer bildirme sesi kuruyor.

  2. 2

    Etmede me'lûfunu -i deşt-i gurûr

    Bir acâ'ib neş'e var câm-ı celâl ü câhta

    1Kendisine alışmış olanı gurur çölünde başı dönmüş bir yolcuya çeviriyor;

    2celâl ve makam kadehinde tuhaf bir neşe var.

    Şarap kadehinin yerine celâl ve câh kadehi konuyor: sarhoş eden şey artık makamın kendisi. “Ser-geşte-i deşt-i gurûr” gurur çölünde başı dönmüş demek. İkinci dizedeki “acâ'ib neş'e” ise bu sarhoşluğun tuhaflığını, yani sahteliğini işaret ediyor.

  3. 3

    Fikr-i hâl-i rûy-ı tâbânınla oldu dâg-dâr

    Lekkeler sanma keleftir levh-i pâk-i mâhta

    1Parlak yüzünün hâlini düşünmekten yaralandı;

    2ayın temiz levhasındakileri leke sanma, onlar yanık izidir.

    Aydaki koyu izler için verilen açıklama tersine çevriliyor: leke değil kelef, yani sevgilinin yüzünü düşünmekten kalmış yanık nişanı. Böylece ayın kendisi de bir âşık sayılıyor ve “dâg-dâr” sıfatı gökle gönül arasında paylaşılıyor.

  4. 4

    Kâr-ı müjgânın dilimde saf-be-saf çünkü durur

    Mestler bir hâş eder gûyâ ki işretgâhta

    1Kirpiğinin açtığı iş gönlümde saf saf durduğu için

    2sarhoşlar meyhanede sanki bir “hâş” çıkarıyor.

    Kirpiklerin açtığı yaralar gönülde saf saf, yani sıra sıra dizili duruyor; bu askerî düzen ikinci dizede meyhane sahnesine bağlanıyor. Kaynakta “Mestler bir hâş eder” dizgisi çözülemedi, kelime olduğu gibi bırakıldı; günümüz Türkçesinde de tırnak içinde korundu.

  5. 5

    zannetme âteş-pâre oldu her biri

    Rîze rîze cevher-i cân şekl-i dûd-ı âhta

    1Samanyolu sanma; her biri birer ateş parçası oldu:

    2âhımın dumanı biçiminde kırıntı kırıntı dağılmış can cevheri.

    Samanyolu bir gök cismi olmaktan çıkarılıp âşığın âhının dumanına yerleştiriliyor: gökte parlayan şey can cevherinin rîze rîze, yani kırıntı kırıntı dağılmış hâli. “Zannetme” emri okuru muhatap alarak kozmolojiyi şairin iç hâline bağlıyor.

  6. 6

    Perdedir gaflet tecellî-i şuhûd-ı Hakk'a kim

    Nûr-ı zâtı berk urur her bir dil-i âgâhta

    1Hakk'ın şuhûd tecellisine perde olan şey gaflettir;

    2O'nun zâtının nuru her uyanık gönülde şimşek gibi çakar.

    Gazel bu beyitte tasavvufa dönüyor: Hakk'ın görünmesine engel olan şey uzaklık değil gaflet. Perde kalkınca görülen yer gök değil gönül oluyor — “dil-i âgâh”, uyanık gönül. “Berk urmak” şimşek çakmak demek; tecelli sürekli değil ânî bir parlama.

  7. 7

    Ârif-i billâha olmaz vâsıta tevhîdde

    Nûr-ı Hak ma'lûmdur nezd-i Halîlu'llâhta

    1Allah'ı bilen ârif için tevhîdde aracı olmaz;

    2Hakk'ın nuru Halîlullah'ın katında bilinen şeydir.

    Vasıtasızlık iddiası doğrudan söylenip hemen bir örnekle destekleniyor: Halîlullah, yani İbrahim. Yıldızı, ayı ve güneşi teker teker eleyip Hakk'a kendi idrakiyle varan peygamber, aracısız bilginin kanıtı olarak anılıyor. Beyit gazeli bir tevhid metnine yaklaştırıyor.

  8. 8

    Nice mümkün derk sırr-ı zât-ı pâk-i ahmedi

    Cümle muhtâc-ı atâsıdır gedâ da şâh da

    1Ahmed'in pâk zâtının sırrını kavramak nasıl mümkün olsun?

    2Dilenci de padişah da hep onun ihsanına muhtaçtır.

    Soru bir imkânsızlık ilanı: Ahmed'in zâtının sırrı idrak edilemez. İkinci dize idrakin yerine ihtiyacı koyuyor ve “gedâ da şâh da” diyerek dilenciyle padişahı aynı hizaya getiriyor; ikinci beyitte açılan makam eleştirisi burada tamamlanmış oluyor.

  9. 9

    Gör nigâr u nakşın Ekrem -i mu 'ciz-kârımın

    Kıl temâşa nev-bahâr-ı âlemi bir gâhta

    1Ekrem, mucize işleyen kalemimin resmine ve nakşına bak;

    2âlemin yeni baharını bir kez seyret.

    Makta mahlası bir sanat iddiasının içine yerleştiriyor: kalem “mu'ciz-kâr”, yani mucize işleyen. Şair kendi yazdığını âlemin yeni baharı sayıp okuru temâşaya çağırıyor. Kaynakta bu kelime araya boşluk girmiş hâlde dizili; mahlasın yıldızları atıldı.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 142910 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Sayfanın kitap içindeki adı “Nağme-i Seher/Kafiye-i Hâ/Dördüncü Gazel”dir; bu ad gazelin kitaptaki sırasını gösteren fihrist maddesi olduğu için künye matla mısraından kuruldu. Gövdenin ilk satırı “Kafiye-i Hâ/İkinci Gazel” diye dizilmiş, yani sayfa adıyla uyuşmuyor; bu satır başlığın gövdede tekrarı olduğu için metne alınmadı, ama kaynaktaki tutarsızlık burada kayda geçiyor. Kalan on sekiz dize dokuz beyte bölündü. Dördüncü beyitteki “Mestler bir hâş eder” dizgisi çözülemedi; kelime olduğu gibi bırakıldı ve günümüz Türkçesinde de tırnak içinde karşılıksız korundu. Maktadaki “mu 'ciz-kârımın” kaynakta araya boşluk girmiş hâlde dizili; mahlas dizenin içinde olduğu için alındı, yıldızları atıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirDil gayet-i derd-i aşkı görsünRecaizade Mahmut Ekrem · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

dil-firîb

Gönül çelen, aldatıcı

bed-hâh

Kötülük dileyen

rûbâh

Tilki

ser-geşte

Başı dönmüş, şaşkın dolaşan

kelef

Yüzdeki koyu leke, çil

keh-keşân

Samanyolu

âgâh

Uyanık, haberdar

kilk

Kamış kalem