Ey güzel, âşık yay kaşlarının eziyetini çeker
Şair sevgilinin yay kaşları, ceylan bakışı, siyah saçı ve inci dişleri çevresinde güzellik tasvirleri kurar. Onu uygunsuz kişilerle gezmemesi ve tatlı ağzını her yerde açmaması için uyarır; kendi yüzünü yüce eşiğe sürmeyi devlet sayar. Bahçe çiçekleriyle genişleyen övgü, sevgilinin dudağındaki inciler varken denizdeki cevherlerin değersizleşmesiyle son bulur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Dilberâ çevrin çeker âşık
İrişür yaslına bir gün gamze-i âhûların
1Ey güzel, âşık yay biçimli kaşlarının eziyetini çeker.
2Ceylan bakışlarının gamzesi bir gün yaslı kişiye ulaşır.
- 2
Perde çekmiş üstüne kat kat
Yoksa yakar yandırırdı âlemi mehrûların
1Siyah saçların yüzünün üstüne kat kat perde çekmiş.
2Yoksa ay yüzlülerin ışığı bütün dünyayı yakardı.
Kat kat siyah saç, yüz ışığının önüne çekilmiş koruyucu perde gibi düşünülür. Bu perde olmasa ay yüzlü güzellerin parlaklığının dünyayı yakacağı sözü, saçın karanlığını gerekli bir örtü yapar.
- 3
Dinle pendim elhazer ey Yûsuf-i
Etme lûtfeyle sakın nâcins ile seyr-i çemen
1Ey gül gömlekli Yusuf, öğüdümü dinle ve sakın.
2Lütfet, uygunsuz kişilerle çimenlikte gezinme.
Yusuf’a benzetilen sevgiliye verilen öğüt, onun gül renkli güzelliğini uygunsuz arkadaşlardan korumayı amaçlar. Çimen gezintisi, ahlaki ve toplumsal seçiciliğin sınandığı görünür bir alandır.
- 4
Açma lâ’lin hokkasın her yerde ey şîrin dehen
Kıymete uymaz bahâsı dâne-i lü’lûların
1Ey tatlı ağızlı, lal kutunu her yerde açma.
2İnci tanelerinin değeri paha biçmeye sığmaz.
Tatlı ağız lalden bir kutu, dişler de içindeki paha biçilmez incilerdir. Ağzın her yerde açılmaması uyarısı, güzel söz ve gülüşün sıradanlaştırılmaması gereken kıymetli bir hazine olduğunu anlatır.
- 5
ben bende yüz sürsem şehâ
Bir hayâl olur kaçan ol devlete irsem şehâ
1Ey hükümdar, yücelik eşiğinde ben kul yüz sürebilsem
2O mutluluğa ne zaman erişsem bana bir düş gibi gelir.
Âşığın yüce eşiğe yüz sürmesi kulluk ve yakınlık arzusudur; bu devlete erişmek gerçek olamayacak kadar büyük görünür. Hayal sözü, kavuşmanın hem büyüklüğünü hem uzaklığını bir arada taşır.
- 6
Rûmelin seyrâna çıkmış sanurum görsem şehâ
İki sultân-ı Habeş’tir gûyyâ hindûların
1Ey hükümdar, seni görsem Rumeli gezintiye çıkmış sanırım.
2Saç lülelerin sanki iki Habeş hükümdarıdır.
Sevgili görüldüğünde Rumeli’nin bütünü gezintiye çıkmış gibi olur; kişisel beden geniş bir ülke manzarasına dönüşür. İki siyah saç lülesinin Habeş hükümdarlarına benzetilmesi renk ve iktidarı birleştirir.
- 7
gülşen-i kûyinde bülbüller de var
Bâğ-ı hüsnünde açılmış tâze sünbüller de var
1Semtinin gül bahçesinde yüz binlerce bülbül vardır.
2Güzellik bağında yeni açılmış sümbüller de vardır.
Sevgilinin semti yüz binlerce bülbülün dolaştığı gül bahçesidir; sümbüller de saçın ve kokunun doğal karşılığıdır. Kalabalık kuş ve çiçek görüntüsü, güzelliğin çevresinde sürekli övgü üreten bir dünya kurar.
- 8
Lâleler şebbuy şekayıklar karanfüller de var
Hiç karâr olmaz temaşâya
1Orada laleler, şebboylar, şakayıklar ve karanfiller de bulunur.
2Güzel kokulu güllerini seyreden kişi hiç durulamaz.
Lale, şebboy, şakayık ve karanfil listesi güzellik bağını renk ve kokuyla doldurur. Gülleri seyredenin karar bulamaması, bu çeşitliliğin sakin bir haz değil durmaksızın yenilenen hayranlık doğurduğunu gösterir.
- 9
Bu Ömer tek vâdi-i hicrâna saldın çoğunu
Sanki hüsn iklîmine çektin melâmet tûğunu
1Bu Ömer gibi birçok kişiyi ayrılık vadisine saldın.
2Sanki güzellik ülkesine kınanma bayrağını çektin.
Ömer’in ayrılık vadisine atılması kişisel şikâyettir; aynı kaderi birçok kişinin paylaşması sevgilinin geniş hükmünü gösterir. Güzellik ülkesindeki kınanma bayrağı, âşıkların toplumca ayıplanmasını bir egemenlik işaretine çevirir.
- 10
Bahre salsun hâceler dürr ü güher sanduğunu
Var iken şol hokka-i lâ’lindeki incuların
1Tüccarlar inci ve mücevher sandıklarını denize atsın.
2Çünkü lal renkli ağzındaki incilerin varken onlara gerek yoktur.
Deniz tüccarlarının inci sandıklarını atması, sevgilinin ağzındaki dişler karşısında gerçek mücevheri değersizleştirir. Son karşılaştırma, şiir boyunca saklanması öğütlenen ağzı bütün servetlerin üstüne yerleştirir.
Metnin kaynağı
Basılı dizideki görünür Âşık Ömer mahlası ve Ergun koleksiyon yerleşimi birlikte doğrulandı: 17. dize “Bu Ömer tek vâdi-i hicrâna saldın çoğunu”.
Atıf kanıtını aç ↗Sadeddin Nüzhet Ergun’un 1936 tarihli Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri baskısındaki 498 numaralı metnin 20 dizesi ve 10 birimi basılı sırayla korunmuştur. Tarama yeniden dağıtılmamıştır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Dilberâ evvel bana sen gözle hem kaş eyledinÂşık Ömer · Şiir→
Yay biçimli kaşların eziyeti ile ceylan gözlerin yaralayan gamzesi aynı av sahnesini kurar. Âşık hem gerilmiş yayın tehdidini taşır hem de bakışın bir gün yaslı bedenine ulaşmasını bekler.