Doksan Beşe Doğru
1912 tarihli şiir, Kanun-ı Esasi’nin yeniden çiğnenmesini otuz üç yıllık istibdat hafızasıyla karşılaştırır; kanun ve hürriyet adlarının kişisel tahakküme çevrilmesini suçlar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bir , yine çiğnendi yeminler;
Çiğnendi, yazık, milletin ümmid-i bülendi!
Kanun diye topraklara sürtündü cebinler;
Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi...
Eyvah! Otuz üç yıl o zehir giryeleriyle,
Hüsranları, buhranları, ehvali, melali,
Amal-ü devahisi ve sulh-ü seferiyle
Bir sel gibi akmış, mütevekkil, mütehali...
Yazsın bunu hatt-ı zeriyle!
Ey bir dem-i rüya gibi geçmiş kara günler,
Bir lahza edin seyr-i cahiminizi tekrar;
Dönsün bize o derin nazra-i muğber...
Heyhat! Otuz üç yıl, otuz üç yıl bütün ekdar
Heyhat! Ne bir ders, ne bir fikr-i mukarrer
Silmez fakat elvahını tarih-i muanit;
Doksan beşi aç! Gölgesi bir tac-ı harisin
Saklar mütelaşi, mütereddit, mütemerrit
Evca-ı şebengizini bir yevm-i habisin.
Hala o vesavis, o desayis, o mefasit.
Hala o şebin zeyl-i temadisi bu ezlam;
Hala o cehalet, o tecahül ve o techil;
Hala vatan hissesi bir tude-i alam;
Hala düşünen başlara hep latme-i tenkil,
Hala sırıtan dişlere hep lokma-i inam!
Hala tarafiyyet, hasabiyyet, nesebiyyet;
Hala: ‘Bu senindir, bu benim!’ kısmeti cari;
Hala gazap altında hakikatle hamiyyet...
Hep dünkü terennüm, sayıdan, saygıdan ari;
Son nağmesi yalnız: Yaşasın sevgili millet!
Millet yaşamaz, hakka tahassürle solurken
Sussun diye vicdanına yumruklar inerse;
Millet yaşamaz, meclisi müstahkar olurken
İğfal ile, tehdit ile titrer ve sinerse;
Millet yaşamaz maşer-i millet boğulurken!
Kanun diyoruz; nerde o mescud-i muhayyel?
Düşman diyoruz nerde bu? Hariçte mi, biz mi?
Hürriyetimiz var, diyoruz, şanlı, mübeccel;
Düşman bize kanun mu? Ya hürriyetimiz mi?
Bir hamlede biz bunları, kahrettik en evvel.
Bir hamle-i mahnum-i tagallüple değiştik
Hürriyeti şahsiyyete, kanunu gurura;
Heyhat! Otuz üç yıl geri düştük ve mühlik
Yoldan şu nedametli ve gafletli mürura
Bişüphe o humma-yi cünun oldu muharrik,
Ey millete bir sille olan ,
Ey hürmeti kanunu tepen sadme-i bidad,
Milliyeti, kanunu mukaddes tanıyan her
Vicdan seni lanetle, mezelletle eder yad...
Düşsün sana meyyal-i eğilen ser
Kopsun seni –bir hak diye- alkışlıyan eller
1Uğursuz bir dönem başladı; yeminler yine çiğnendi.
2Yazık, milletin yüce umudu da çiğnendi!
3Kanun denilerek alınlar toprağa sürüldü;
4Kanun denile denile kanunun kendisi ayaklar altına alındı…
5Ne yazık! O otuz üç yıl, zehirli gözyaşlarıyla,
6Hayal kırıklıkları, bunalımları, durumları ve kederleriyle,
7Amaçları, korkuları, barışı ve savaşıyla
8Tevekkül içinde, yükselen bir sel gibi akmış…
9İbretler tarihi bunu altın harflerle yazsın!
10Ey bir rüya anı gibi geçip giden kara günler,
11Cehenneminizi bir an daha gözler önüne serin;
12O kırgın ve derin bakış yeniden bize dönsün…
13Ne yazık! Otuz üç yıl; otuz üç yıl boyunca bütün kederler,
14Ama ne bir ders bıraktı ne de yerleşmiş bir düşünce.
15Yine de inatçı tarih bu sahneleri silemez.
161895’i açın: Hırslı bir tacın gölgesi
17Dağılmış, kararsız ve başkaldıran
18Uğursuz bir günün geceyi andıran acılarını saklar.
19Aynı kuruntular, hileler ve bozgunculuklar hâlâ sürüyor.
20O gecenin uzayan kuyruğu olan bu karanlık hâlâ sürüyor.
21Aynı bilgisizlik, bilmezlikten gelme ve bilgisiz bırakma hâlâ sürüyor.
22Vatanın payına yine bir acılar yığını düşüyor.
23Düşünen başlara yine baskının tokadı iniyor.
24Sırıtan dişlere ise yine ödül lokması veriliyor!
25Aynı taraf tutma, soy ve aile kayırmacılığı sürüyor.
26‘Bu senin, bu benim!’ diye yapılan paylaşım hâlâ geçerli.
27Gerçek ve yurtseverlik hâlâ öfkenin altında.
28Dünkü şarkı, sayıdan da saygıdan da yoksun biçimde sürüyor;
29Tek son nakaratı şu: ‘Yaşasın sevgili millet!’
30Oysa millet, hak özlemiyle solup giderken yaşayamaz.
31Vicdanı sussun diye ona yumruklar inerken yaşayamaz.
32Meclisi aşağılanırken yaşayamaz.
33Aldatılıp tehdit edilerek titrer ve sindirilirse yaşayamaz.
34Millet topluluğu boğulurken millet yaşayamaz!
35Kanun diyoruz; o düşümüzde kutsadığımız kanun nerede?
36Düşman diyoruz; peki o nerede? Dışarıda mı, yoksa biz miyiz?
37Şanlı ve yüce bir özgürlüğümüz var diyoruz.
38Düşmanımız kanun mu, yoksa özgürlüğümüz mü?
39Daha en başta bir darbeyle ikisini de yok ettik.
40Zorbalığın uğursuz bir hamlesiyle
41Özgürlüğün yerine kişisel çıkarı, kanunun yerine gururu koyduk.
42Ne yazık! Otuz üç yıl geriye düştük; bu ölümcül
43Yoldaki pişmanlık ve gaflet dolu yürüyüşümüzü
44Kuşkusuz o çılgınlık humması harekete geçirdi.
45Ey millete atılmış bir tokat olan çirkin darbe,
46Ey kanuna duyulan saygıyı ezen zalim saldırı,
47Milleti ve kanunu kutsal sayan her
48Vicdan seni lanetle ve aşağılayarak anacak.
49Sana boyun eğen, zorbalığa hevesli baş yere düşsün;
50Seni bir hakmış gibi alkışlayan eller kopsun!
Metnin kaynağı
Yazar başlığı sabit 145252 revizyonunda ve bağlı kurumsal kimlik kaynağında doğrulandı.
Atıf kanıtını aç ↗Yazar başlığı sabit 145252 revizyonunda ve bağlı kurumsal kimlik kaynağında doğrulandı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir yaratıcı güç var, ulu ve akpak,Tevfik Fikret · manzume→
“Kanun diye” ve “hâlâ” tekrarları, geçmiş baskının yeni dönemde sürdüğünü ritmik biçimde kanıtlar. Şiir dış düşman aramak yerine kanunu ve meclisi içeriden boğan iktidara yönelir; finalde alkışlayan ellerin kopması dileği, siyasal öfkeyi açık bir hükme bağlar.