Dostum didüm gül-i handâna beñzetdüm seni
Karşılıklı gül ve bülbül benzetmesiyle başlayan yedi beyitlik gazel, zincire vurulmuş gönlü, mercan dalına dönen gözyaşını ve kanlı lâleleri işler; sevgili, Muhibbî’nin feryadını güzel sesli kuşa benzeterek söz zincirini tamamlar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Dostum didüm beñzetdüm seni
Didi ben de beñzetdüm seni
1Sevgilim, seni gülen güle benzettim, dedim;
2o da: Ben de seni ağlayan bülbüle benzettim, dedi.
- 2
Mübtelâsın ey göñül gördüm saçı zencîrine
Bir deli dîvâne beñzetdüm seni
1Ey gönül, saçının zincirine tutulduğunu gördüm;
2seni başı dönmüş deli bir divaneye benzettim.
Saçın zincir oluşu gönlün tutulmasını hem âşıklık hem tutsaklık anlamında görünür kılar. Ser-gerdân sözü başı dönen ve yönünü yitiren kişiyi birlikte anlatır; zincire bağlı gönül buna rağmen durulmaz, kendi çevresinde dönmeyi sürdürür.
- 3
Bahr-i ‘ışkumda gözüm yaşın görüp
Didi el-hak beñzetdüm seni
1Gönül dalgıcı aşk denizimde gözyaşımı görünce
2doğrusu seni bir mercan dalına benzettim, dedi.
Gönül bu kez aşk denizine dalan gavvastır; gözyaşı da su içinde seçilen kırmızı mercan dalına benzer. Pençe biçimi, yaşın yalnız damla olmadığını, birbirine açılan kollarıyla derindeki değerli bir oluşum gibi görüldüğünü düşündürür.
- 4
Lâleler tutmış çemen etrâfını görüp didüm
Sîneden yir yir dökilen kana beñzetdüm seni
1Çayırın çevresini tutmuş lâleleri görünce dedim ki:
2sizi göğüsten yer yer dökülen kana benzettim.
Çemendeki lâleler renkleri ve dağınık yerleşimleriyle yaralı göğüsten sıçrayan kana dönüşür. Şair dışarıdaki baharı kendi bedenindeki acı üzerinden okur; yir yir tekrarı hem çiçeklerin dağılışını hem kan lekelerinin parçalı görünüşünü taşır.
- 5
Her ne deñlü eyleseñ cevr ü cefâ çekmek revâ
Göñlümüñ tahtındaki sultâna beñzetdüm seni
1Ne kadar eziyet ve cefa etsen de çekmek uygundur;
2çünkü seni gönlümün tahtındaki sultana benzettim.
Sevgilinin eziyetine katlanma gerekçesi, onun gönül tahtında sultan olmasıdır. Beyit aşkı siyasal bir düzene çevirir: tahtın sahibi hükmeder, âşık ise cezanın miktarını tartışmadan bu egemenliği tanıdığı için çekmeyi uygun bulur.
- 6
Cennet-i kûyında iken dûr kılduñ sen beni
Ey rakîb-i şeytâna beñzetdüm seni
1Ben onun sokağının cennetindeyken beni uzaklaştırdın;
2ey kara yüzlü rakip, seni şeytana benzettim.
Sevgilinin sokağı cennet olunca âşığı oradan çıkaran rakip doğrudan şeytan rolünü üstlenir. Rû-siyeh hem yüzün karalığını hem ahlaki suçluluğu taşır; uzaklaştırma eylemi Âdem’in cennetten çıkarılışını kişisel aşk sahnesinde yeniler.
- 7
Gülşen-i kûyında efgânum görüp dilber didi
Ey Muhibbî beñzetdüm seni
1Sevgili, sokağının gül bahçesindeki feryadımı duyup dedi ki:
2Ey Muhibbî, seni güzel sesli bir kuşa benzettim.
Maktada benzetme hakkı yeniden sevgiliye geçer; şairin efgânı gül bahçesinde hoş sesli kuşun ötüşü olur. İlk beyitteki ağlayan bülbül burada daha genel bir murg-ı hoş-elhâna yükselir ve gazelin karşılıklı benzetme halkası kapanır.
Metnin kaynağı
adile1890:p220:g4 görselinde kapanış beyti Muhibbî mahlasını açıkça taşır.
Atıf kanıtını aç ↗adile1890:p220:g4. Dîvân-ı Muhibbî, Âdile Sultan 1890, basılı/PDF 220/PDF 224: 7 beyit/14 dize, Muhibbî mahlaslı kapanış ve Nakş kıldum hâne-i dilde kamer ruhsârını sonraki sınırı 500 dpi görselde exact doğrulandı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla tek taraflı övgüyü karşılıklı bir söyleşiye çevirir: âşık sevgiliyi gülen güle, sevgili de âşığı ağlayan bülbüle benzetir. Handân ile giryân karşıtlığı, ilişkinin sevinç ve acı rollerini iki kısa cevapta kesin biçimde dağıtır.