Dûn-perver iken zulm ile öldürse beni çarh
Nağme-i Seher'in müfredât bölümünden dokuz müstakil beyit. Her biri kendi başına tamamlanmış: felek karşısında dilenmeyi reddetmek, kucaklaşma dileği, yaranın ilaç yerine geçmesi, sevgiliyi kendi ateşiyle yakma korkusu. Bir bütün şiir değil, tek tek bitirilmiş parçalar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
iken zulm ile öldürse beni çarh
Çıkmaz yine bir dehenirnden
1Felek alçakları besleyip beni zulümle öldürse bile,
2yine ağzımdan bir ricâ sözü çıkmaz.
- 2
Âyâ edip ol gül-bedeni -i âguş
Gönlümce safâ eyleyecek bir dem olur mu
1Acaba o gül bedeni kucağımın süsü edip
2gönlümce safa süreceğim bir an olur mu?
Beyit baştan sona bir soru: “âyâ” ile açılıp “olur mu” ile kapanıyor, yani arada anlatılan her şey yalnız bir ihtimalin tarifi. Sevgilinin bedeni kucağın süsü sayılıyor; kucaklamak burada sahip olmak değil, bir mücevheri takmak gibi geçici bir donanma oluyor.
- 3
Cem' edip dil sînede zevk u gamı sevdâ ile
Hamdülillah ihtiyâc-ı kalmamış
1Gönül, sevdayla birlikte zevki de gamı da sinede toplayınca,
2hamdolsun, ne derde ne ilaca ihtiyaç kaldı.
Zevk ile gam aynı sinede toplanınca ikisi birbirini geçersiz kılıyor ve şair bunu şükürle karşılıyor. “Derd ü dârû” hastalık ve ilaç demek: acının kendisi ilaç yerine geçtiği için tedaviye gerek kalmıyor. Beytin mantığı derdi devâ sayan divan geleneğine bağlanıyor.
- 4
Urdun dilime zahm-ı gamı cânımı da al
koyup gitme beni gel kerem eyle
1Gönlüme gam yarasını vurdun; canımı da al.
2Beni yaralı bırakıp gitme, gel de lütfet.
Yalvarma değil pazarlık: yarayı açan elden bu kez öldürmesi isteniyor. “Mecrûh koyup gitme” dileği ölümü bir merhamet, yarım bırakılmayı ise gerçek zulüm sayıyor. “Kerem eyle” kalıbı dilenmeyi anmıyor, sevgiliden zaten beklenen cömertliği hatırlatıyor.
- 5
Devrî-i hicri olur -i rüyet yoksa
Görse yanıklıgım ol mâh dahi yana bana
1Görmeye engel olan şey hicranın devridir, yoksa
2o ay benim yanıklığımı görse kendisi de benim için yanardı.
Kavuşmayı engelleyen şey sevgilinin isteği değil, hicranın kendi devri sayılıyor; kabahat böylece sevgiliden alınıp zamana yükleniyor. İkinci dize bunu bir varsayımla tamamlıyor. Dizinin kalıba oturmayan tek beyti bu; ilk mısradaki “Devrî-i” tamlaması bozuk dizilmiş.
- 6
Neş'e-i mey gibi düşnâmında lezzet bulmasa
Ol meh-i âzâde-tavrın kim çeker âzârını
1İnsan onun azarında şarabın verdiği neşe gibi bir tat bulmasa,
2o başına buyruk tavırlı ayın eziyetini kim çeker?
Azarın şaraba benzetilmesi beytin bütün hükmünü taşıyor: düşnâm bir hakaret değil bir içki, o yüzden çekilebiliyor. Soru cevabını içinde saklıyor — kimse çekmezdi. “Âzâde-tavr” başına buyruk demek; sevgilinin serbestliği hem azarın sebebi hem câzibesi oluyor.
- 7
Sünbül ü şeb-bû vü gül-terden nigâh-ı çeşmime
Pûşiş ü bâlîn ü pisterdir o zülf ü hâl ü ruh
1Gözümün bakışına sümbül, şebboy ve tâze gülden
2örtü, yastık ve döşek olan şey o zülüf, o ben ve o yanaktır.
Beyit üç bahar bitkisini, üç yatak eşyasını ve sevgilinin üç uzvunu aynı sırayla karşılıklandırıyor: sümbül–zülüf, şebboy–ben, tâze gül–yanak; örtü, yastık, döşek. Bakışın yatak takımıyla tarif edilmesi seyri bir dinlenme değil, bir yatma hâli sayıyor.
- 8
Hastadır ammâ gönül devrâna çeşm açmaz yine
-i dâg-ı derûn bâlîn-i istignâsıdır
1Gönül hastadır ama dünyaya yine göz açmıyor;
2içindeki yaranın pamuğu onun istiğna yastığıdır.
Yaralı gönül dünyaya göz açmıyor, çünkü yarasının pamuğu ona istiğna yastığını sağlıyor. “Penbe” yara pamuğu demek: tedavi malzemesi burada uykuya yatma gerekçesine dönüşüyor. Hastalık böylece bir eksiklik değil, yüz çevirmenin imkânı olarak okunuyor.
- 9
Sîneme sarmaktan ey meh eylerim havf u haze
Kim yakar şâyed temâs-ı kalb-i sûzânım seni
1Ey ay, seni sineme sarmaktan korkar, çekinirim;
2çünkü yanan kalbimin teması belki seni yakar.
Dizinin son beyti kavuşmayı korkuya bağlıyor: sarılmaktan kaçınma sebebi sevgiliyi yakma ihtimali. Divan şiirinin yanan âşığı burada kendi ateşinin failliğini fark ediyor ve isteğini kendi eliyle geri çekiyor. Kaynakta “havf u haze” böyle dizili, beklenen kelime “hazer”.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142926 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Sayfanın kitap içindeki adı “Nağme-i Seher/Müfredât”tır; bu ad fihrist maddesidir, künye birinci beytin ilk mısraından kuruldu. Metne alınmayanlar: satır başındaki “Müfredât” bölüm adı ile her yeni beytin önüne konmuş “Diger” kaydı — bunlar kitabın müstakil beyitleri birbirinden ayırmak için kullandığı işaretlerdir, dize değildir. Böylece on sekiz satır dokuz beyit olarak kaldı. Üç dizgi kazası düzeltilmeden bırakıldı: birinci beytin son kelimesi “dehenirnden” (beklenen “dehenimden”), beşinci beyitteki “Devrî-i hicri” tamlaması ve dokuzuncu beyitteki “havf u haze” (beklenen “hazer”). Beyitler tek vezinde değil; beşinci beyit hiçbir kalıba oturmuyor.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Dizi bir istiğna beytiyle açılıyor: felek alçakları beslemekle kalmayıp şairi öldürse bile ağzından bir yakarış kelimesi çıkmayacak. “Harf-i temennâ” hem dilek sözü hem selâm işareti demektir; iki anlam da eğilmeyi gösterdiği için reddedilen şey aynı kalıyor. Kaynakta son kelime “dehenirnden” diye dizilmiş.