Ey âfet-i aşk ehl-i dile başka safâsın
Aşkı doğrudan muhatap alıp ona ad üstüne ad takan bir gazel: âfet, safa, belâ, ilâhî feyiz. Son beyitte söz sevgiliden Tanrı'ya döner ve gazel bir münacat gibi, çaresizlere feyiz ulaştıran güce yapılan yakarışla kapanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey -i aşk ehl-i dile başka safâsın
Dünyâ ile ukbâyı deger belâsın
1Ey aşk âfeti, gönül ehline bambaşka bir safasın;
2dünyaya da ahirete de değen tuhaf bir belâsın.
- 2
Ey cân-ı belâ-dîde ol kederimden
Hôşâ ki bu gün hâk-i reh-i yâre fedâsın
1Ey belâ görmüş can, kederimden kurtul;
2ne hoş ki bugün yârin yolunun toprağına feda olmuşsun.
Şair kendi canına sesleniyor ve ondan sahibinden kurtulmasını istiyor; kederin kaynağı olarak kendini gösteren bu ayrılma, gazelin en tuhaf jesti. Kurtuluşun adresi de belli: sevgilinin yolundaki toprak. Yani can, azat edilirken bir başka bağlılığa devrediliyor.
- 3
Ol şu 'le-i dîdâr ki var tavr-ı ruhunda
Mûsâ da olursa sana sezâsın
1Yanağının edasında öyle bir yüz alevi var ki
2Musa bile sana tutulsa yeridir.
Beyit Tûr dağındaki tecelliyi çağırıyor: Musa'nın Allah'ı görmek istediğinde dağın parçalanmasıyla karşılaştığı sahne. Sevgilinin yanağı o alevin yerine konunca peygamberin baygınlığı bir âşıklık hâline dönüşüyor, tecelli beşerî güzelliğe devrediliyor.
- 4
Hem zerrelere bâ 'is-i ârâm-ı dil ü cân
Hem cân u dile zelzele-endâz-ı hevâsın
1Hem zerrelere gönül ve can huzurunun sebebisin,
2hem cana gönle heves sarsıntısı salansın.
İki dize “hem… hem” ile birebir simetrik kurulmuş ve simetrinin içi zıtla doldurulmuş: bir yanda ârâm yani dinginlik, öbür yanda zelzele. Zerreden cana doğru daralan ölçek de bilinçli; aşk kâinatı yatıştırırken tek bir gönlü yerinden oynatıyor.
- 5
Şeb-rengi-i hattınla hicâb-efgen-i takdîr
Çâlâki-i gamzenle mühim-sâz-ı kazâsın
1Ayva tüyünün gece rengiyle takdirin perdesini düşürensin,
2gamzenin çevikliğiyle kazayı önemli kılansın.
Yüzdeki ayva tüyünün gece rengi takdire perde düşürür; gamzenin çevikliği ise kazayı önemli kılar. Hat ile gamze kader sözlüğüne bağlanır, fakat ‘mühim-sâz’ sessizce kazayı yürürlüğe koyma eylemine genişletilmez.
- 6
Cibrîliñ olur dâg-ı süveydâsı harîmin
Ey feyz-i ilâhî ne aceb nûr-ı hudâsın
1Harîmin, Cebrail'in süveydasındaki yara olur;
2ey ilâhî feyiz, ne şaşılası bir Allah nurusun.
Harîm, Cebrail'in kalbindeki kara noktanın yarası sayılır; ardından ilâhî feyze ve Allah nuruna seslenilir. Beyit mahremiyet, yara ve nur tamlamalarını yan yana getirir; şiirde anlatılmayan bir yolculuk sahnesi eklenmez.
- 7
Nevmîd koma Ekrem-i bî-çâreyi yâ rab
Sen bî-kes ü bî-çârelere feyz-resânsın
1Yâ Rab, çaresiz Ekrem'i ümitsiz bırakma;
2sen kimsesizlere ve çaresizlere feyiz ulaştıransın.
Son beyitte muhatap değişiyor: altı beyit boyunca aşka söylenen sözler burada Tanrı'ya çevriliyor ve gazel bir münacat gibi kapanıyor. “Bî-çâre”nin iki dizede de tekrarlanması yakarışı kanıt zincirine bağlıyor — çaresizim, sen çaresizlerin feyiz kaynağısın.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142897 numaralı sürüm esas alındı; Nağme-i Seher'in Kafiye-i Nûn bölümünün dördüncü gazeli. Sayfa başındaki “İbtidâ-yı Gazeliyyât” bölüm başlığı metne alınmadı, mahlasın yıldızları atıldı. On dört dizenin on biri on dört heceyi tam dolduruyor; üçüncü beytin ilk dizesi ile son beytin iki dizesi birer hece eksik. Kaynakta kesme işaretinden sonra iki yerde boşluk kaçmış (“şu 'le-i”, “bâ 'is-i”), ikinci beyitte de şapkası olağandışı dizilmiş bir “Hôşâ” var; üçü de düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ey gamze cihân mülkünü pür-fitne vü şûr etRecaizade Mahmut Ekrem · Gazel→
Gazel aşka seslenir ve onu hem âfet hem safa diye niteler. İkinci dizede bu tuhaf belânın dünya ile ahirete değdiği söylenir; çelişki şiirin kendi iki hükmüyle sınırlı tutulur.