Eyâ şûh-i cefakârım niçun insâfa gelmezsin
Sevgiliyi hem eziyet eden şuh hem vefalı yâr diye anan âşık, onu her beyitte insafa çağırır. Zulmün kendisini öldürdüğünü, yüzünün rengini soldurduğunu ve başkalarıyla eğlencenin kıskançlık doğurduğunu anlatır; sonunda harap gönül ile kebap olmuş yüreği gösterir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Eyâ niçun insâfa gelmezsin
Benim niçün insâfa gelmezsin
1Ey eziyet eden şuhum, niçin insafa gelmezsin?
2Benim vefalı sevgilim, niçin insafa gelmezsin?
- 2
Beni öldürdün cihânı bana güldürdün
Yüzüm rengini soldurdun niçün insâfa gelmezsin
1Beni zulümle öldürdün, dünyayı bana güldürdün.
2Yüzümün rengini soldurdun; niçin insafa gelmezsin?
Üç ardışık fiil zararı büyütür: zulüm konuşanı öldürür, cihan onun hâline güler, yüzünün rengi solar. Özellikle “cihânı bana güldürdün” acıyı iki kişi arasından çıkarıp toplumsal utanca açar. İnsaf çağrısı, bedensel solgunluğun yanı sıra herkesin önünde küçük düşmenin cevabını ister.
- 3
Ziyâde oldu ahvâlim
Bana kıydın behey zâlim niçün insâfa gelmezsin
1Feryadım arttı, hâlim kederle doldu.
2Bana kıydın ey zalim; niçin insafa gelmezsin?
“Ziyâde” olan şey sevgilinin güzelliği değil, âşığın efgânıdır; sesin artışı hâlin düzelmediğini gösterir. “Mükedder” sözü bütün durumun bulanmasını ve kederlenmesini taşır. İkinci dizedeki “behey zâlim” önceki saygılı sevgili hitabını keser ve kıyıcılığı doğrudan adlandırır.
- 4
Edersin helâk eyler beni gayret
Meded hey gözleri âfet niçün insâfa gelmezsin
1Başkalarıyla eğlenirsin; kıskançlık beni helâk eder.
2Yetiş, ey gözleri afet; niçin insafa gelmezsin?
Sevgilinin “gayrile işret” etmesi rakibi soyut bir ihtimal olmaktan çıkarıp ortak eğlence sahnesine sokar. Âşığı öldüren şey burada doğrudan cefa değil “gayret”, yani kıskançlık ve onur yarasıdır. “Gözleri âfet” hitabı yardım isterken yıkımın kaynağını yine sevgilinin bakışında tutar.
- 5
Ömer derdile tâb ettin harâb ettin
ettin niçün insâfa gelmezsin
1Ömer’i derdinle güçsüz bıraktın, gönül ülkesini yıktın.
2Yüreğimi kebap ettin; niçin insafa gelmezsin?
Mahlaslı beyitte derdin Ömer’i “tâb”dan düşürmesiyle gönül mülkünün harap edilmesi yan yana gelir. Son dizede yürek “kebâb” olur; önceki soyut yıkım kızarmış, yanmış ete dönüşür. Nakarat son kez söylendiğinde insaf artık sözlü bir rica değil, harabenin ve yanmış bedenin önünde istenen hükümdür.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 şiir No.220 Âşık Ömer bölümündedir ve gövdede Ömer derdile tâb ettin gönül mülkün harâb ettin mahlası açıkça görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n220-972917FF76E5. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.220, PDF 201; 5 iki dizelik birim/10 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
İlk hitap sevgiliyi “şûh-i cefakâr” diye eziyetle tanımlar; hemen ardından aynı kişi “yâr-ı vefâdarım” diye sahiplenilir. Bu iki ad arasındaki çelişki nakarat sorusunu doğurur. Konuşan sevgilinin vefasına inanmayı sürdürürken davranışında insaf göremez.