Ezel meclisinde Kırklar ceminde
Altı dörtlüğün yirmi dört dizesi de aynı adla bitiyor: Ali. Nefes Kırklar Meclisi anlatısını sırayla kuruyor — dolunun sunulması, hırkanın giyilmesi, semâ — ve muhabbeti öven metin, ondan kaçana edilen bir beddua ile kapanıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ezel meclisinde ceminde
Muhammed nuruna bezendi Ali
ile bile âyîn-i cemde
Bu aşkın sırrına özendi Ali
1Ezel meclisinde, Kırklar'ın ceminde
2Ali, Muhammed'in nuruyla bezendi.
3Kırklar'la birlikte âyîn-i cemde
4Ali bu aşkın sırrına özendi.
- 2
İlmin başı dedi kendin bilesin
Muhammede dedi cem’e gelesin
Meydana getirdi aşkın dolusun
Kırklara şarabı sunandı Ali
1"İlmin başı kendini bilmendir" dedi;
2Muhammed'e "ceme gel" dedi.
3Aşkın dolu kadehini meydana getirdi;
4Kırklar'a şarabı sunan Ali oldu.
"İlmin başı kendin bilmek" sözü Yunus'tan beri halk irfanının parolasıdır; nefes onu meclisin açılış cümlesi yapıyor. Son iki dizede Ali sâkî rolüne geçiyor. "Dolu" cemde elden ele dolaşan kadehtir; bugünkü tören ile ezel meclisi aynı kapta birleşiyor.
- 3
Tuba ağacından aldı dört yaprak
Pençei Abaya taksim kılarak
Bir hırka ayırdı içinde erhak
Giyindi eğnine donandı Ali
1Tûbâ ağacından dört yaprak aldı,
2Pençe-i Abâ'ya paylaştırarak;
3bir hırka ayırdı, içinde "erhak";
4Ali onu sırtına giyindi, donandı.
Sayı hesabı tutmuyor: Tûbâ'dan dört yaprak alınıyor ama Pençe-i Âl-i Abâ beş kişidir — Muhammed, Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin. Eksik kalanı hırka tamamlıyor; aba zaten o beşliyi tek örtünün altında toplayan giysidir. Kaynaktaki "erhak" çözülemedi.
- 4
Mansur kabul etti Hakkın dârını
Erenlere verdi külli varını
Muhammede verdi Hak didarını
Ol nura bulandı boyandı Ali
1Mansûr, Hakk'ın darağacını kabul etti;
2bütün varını erenlere verdi.
3Hak, Muhammed'e didarını verdi;
4Ali o nura bulandı, boyandı.
"Dâr" iki şeyi birden söylüyor: Hallâc-ı Mansûr'un asıldığı ağaç ve cem meydanında ayak mühürleyip durulan yer. Aynı kelime idamla ibadeti üst üste bindiriyor. Üç dizede üç kez "verdi" geçiyor — var, didar, nur; veren de alan da sonunda tek redife, Ali'ye bağlanıyor.
- 5
Hu diyüp birliğe kuruldu erkân
Hakikat sürüldü dem ile devran
Semaa kalktılar cümle âşıkan
Kırk kerre meydanı dolandı Ali
1"Hû" deyip birliğe erkân kuruldu;
2hakikat, dem ile devran sürüldü.
3Bütün âşıklar semâya kalktılar;
4Ali meydanı kırk kere dolandı.
Dörtlük bir tören tutanağı gibi ilerliyor: hû çekiliyor, erkân kuruluyor, dem ile devran sürülüyor, semâ başlıyor. Açılıştaki kırk sayısı burada geri dönüyor ama artık kişi değil tur sayıyor. Meclisin nüfusu meydanın adımına çevrilince anlatı sayı üzerinden kendi içine kapanıyor.
- 6
Kul Himmet’im eder Hak mahabbete
Dahi yol gider mi birlikten öte
Mahabbetten kaçan eğri sıfâta
Lânetullah dedi Ali
1Kul Himmet'im söyler: Hak muhabbete;
2birlikten öteye giden başka yol var mı?
3Muhabbetten kaçan eğri huyluya
4Ali "Allah'ın laneti" deyip ilendi.
Nefes bir soruyla zirveye çıkıyor: birlikten öteye giden yol var mı? Cevap verilmiyor, gerek de duyulmuyor. Kapanış ise sert; muhabbeti öven metin, ondan kaçana lânetle bitiyor. Yirmi üç dize boyunca kutsanan ad, son dizede beddua eden kişi oluyor.
Metnin kaynağı
Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinden; Türkçe Vikikaynak'taki 144021 numaralı sürüm esas alındı, imlâsına dokunulmadı. Üçüncü dörtlükteki "erhak" sözcüğü çözülemedi, kaynaktaki hâliyle bırakıldı; aynı dörtlükteki "Pençei Abaya" yazımı da korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Yirmi dört dizenin hepsi aynı adla bitiyor; redif bir kişiyi şiirin sonuna çiviliyor. İlk dörtlükte o kişi henüz kurucu değil katılımcı: "bezendi" ve "özendi" fiilleri Ali'yi meclisin ortasına, nurun ve sırrın karşısına oturtuyor. Yükseliş sonraki dörtlüklere bırakılıyor.