Gazel - Mersiye gûne
Mersiye havasındaki uzun şiir, kaybedilen genç kızın mezarı çevresinde düşünce, toprak, ışık ve karanlık imgelerini dolaştırır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Göründi hüsnine bir yadgâr şeklinde
Neler ki gördüm ise şeklinde
Neşât u gam degil amma bir emr-i mübkîdir
Onı düşünme dem-i hoşgüvâr şeklinde
Kalınca ü bîdil nedîme-i cânım
Rakîk-i ruhum olan kûhsâr şeklinde
Per-i tefekkürüme verdi lerzeler bir his
Cihânı seyre doyan igbirâr şeklinde
Hüdâ'dan istedim olmak o cisme bir pâbûs
Yatub eteklerine bir mezâr şeklinde
Bu tengnâralara düşdüm -i dilden
Gidüb rasânet-i fikr ihtiyâr şeklinde
Cihet cihet görerek bir amûd-ı nûrânî
Şikeste best o rûh-ı nizâr şeklinde
Cihât-ı hissime bir hüzn olur ki tebfermâ
Ridâ-yı mevte giden hâr hâr şeklinde
Binâ-yı bâsıramı hedme sa'y eder sanırım
O hiss-i dilşiken ol gam humâr şeklinde
Gözümle daglayarak geçmek isterim her dem
Zemîn-i hikmete bir cûybâr şeklinde
Husûl-i matlaba lâkin dü-dest hâil olur
Şevâhik-i ebediyette yâr şeklinde
Olınca secde gehim bir perdepûş her hikmet
'Ukûlü seyrederim bîmedâr şeklinde
Celâletindir ilâhî o hüsn-i muhteşeme
Türâbı gösterişin perdedâr şeklinde
Nazar gehimde teselliye biñ vesile dogar
Da i'tirâz ederim hûşyar şeklinde
Felek de kıydıgına nâdim oldu zannederim
Zavallı kızcagıza verd-i târ şeklinde
Nedir bu köhne kuyûdu mükevvenâtın kim
Esîr-i şa'şaadır nevbahâr şeklinde
Ben agladıkca sipihrin şükûh-ı hûnrîzi
Güler niçün fiten-i rûzgâr şeklinde
Lisân-ı acz-i beşerde o külfet-i nutk ol
Terânelerde natûk inkisâr şeklinde
Ayırma hâk-i mezârından ey hûda kalsın
başım bu nevha ile rûhdâr şeklinde
Ziyâret eyleyim eyvâh bu cism ü rûhumla
Şu türbegâhı garîbü'd-diyâr şeklinde
Hayâl-i rûşeni leylin karanlıgında dogar
Zalâmı bekleyeyik rehgüzâr şeklinde
Bugün de baht-ı siyeh mâni' oldı azmime âh
Ezilmek ister idim hâksâr şeklinde
Kapar da gözlerimi öyle aglarım dogdı
Dem-i seher kefen-i hûnnisâr şeklinde
Şu unf-ı azmile elbette pâymâlim olur
Ne olsa sedd-i sırâtım gubâr şeklinde
Fenâ bekâ gibi kuvvetlerin muhassalası
Olur bu meyl-i firâk ıztırâr şeklinde
O rûha fâtihâhândır şu savt-ı fikraşub
Ki aglıyor nevehât-ı hezâr şeklinde
1Gördüğüm her şey, onun güzelliğine bırakılmış bir hatıra biçimine büründü.
2Ne gördüysem altın işlemeli bir anı gibi parladı.
3Bu ne sevinçtir ne de keder; fakat ağlatan bir olaydır.
4Onu tatlı bir zamanın hatırası gibi düşünme.
5Canımın sırdaşı dilsiz ve gönülsüz kalınca,
6İnce ruhum bir dağ silsilesi gibi katılaştı.
7Bir duygu, düşünce kanatlarıma titremeler verdi;
8Dünyayı seyretmeye doymuş bir gücenme gibi.
9Tanrıdan o bedene ayak örtüsü olmayı diledim,
10Eteklerine bir mezar gibi uzanmayı istedim.
11Gönlün sarp geçitlerinden bu dar boğazlara düştüm.
12Düşüncenin sağlamlığı gidip yerini ağır bir yaşlılığa bıraktı.
13Her yönde nurdan bir sütun görerek,
14O zayıf ruhun kırık ve bağlı hâlini seyrettim.
15Duyularımın her yanını ateş gibi bir hüzün kaplar,
16Ölüme giden dikenli bir örtü gibi.
17Sanki görüş yapımı yıkmaya çalışıyor,
18Gönül kıran o duygu, o kederli sersemlik.
19Her an gözlerimle dağlayıp geçmek isterim,
20Hikmet toprağında akan bir dere gibi.
21Fakat isteğe ulaşmama iki elim engel olur,
22Sonsuzluğun doruklarında duran sevgili gibi.
23Her hikmet, secde yerimi örten bir perde olunca,
24Akılları dayanaksız ve başıboş görürüm.
25Ey Tanrım, o görkemli güzellik senin yüceliğindir;
26Toprağı ona perde eden de senin gösterişindir.
27Bakışımda teselli için bin yol doğar,
28Ama yine de uyanık bir zihinle itiraz ederim.
29Gökyüzünün yaptığına pişman olduğunu sanırım,
30Zavallı kızcağıza kararmış bir gül verdiği için.
31Varlığın bu eskimiş bağları nedir ki,
32İlkbahar bile onların parıltısına esir olur?
33Ben ağladıkça göğün kan döken görkemi,
34Zamanın fitneleri gibi neden güler?
35İnsan aczinin dilinde konuşma yükü olmasın;
36Kırgınlık, nağmelerde konuşsun.
37Ey Tanrım, başımı mezar toprağından ayırma;
38Bu ağıtla ruh taşıyan bir varlık gibi orada kalsın.
39Eyvah, bedenim ve ruhumla ziyaret edeyim,
40O türbeyi gurbette kalmış biri gibi.
41Onun aydınlık hayali gecenin karanlığında doğar;
42Karanlığın yolunu gözler gibi bekleyelim.
43Bugün de kara talih yolculuğuma engel oldu, ah!
44Toprakla bir olmuşçasına ezilmek isterdim.
45Gözlerimi kapatır ve öyle ağlarım ki doğan,
46Seher vakti kan saçan bir kefene döner.
47Bu sert kararla, yoluma çıkan ne varsa çiğnerim;
48Yolumu kesen şey toz kadar hafif bile olsa.
49Yoklukla kalıcılık gibi güçlerin bileşkesi,
50Bu ayrılık isteğini zorunlu bir yazgıya çevirir.
51Düşünceyi altüst eden bu ses, o ruha Fatiha okur;
52Bülbülün ağıtları gibi ağlayarak.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Cenab Şahabeddin adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'ın 170367 numaralı sabit revizyonuna bağlıdır. Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Vermez miyim şu ömr-i siyeh-rûzı ben sanaCenab Şahabeddin · Beş beyitli gazel→
Mersiye havasındaki uzun şiir, kaybedilen genç kızın mezarı çevresinde düşünce, toprak, ışık ve karanlık imgelerini dolaştırır. Teselli arayışı sürekli itirazla bölünür; göğün pişmanlığı, mezara bağlanma arzusu ve bülbül ağıtları, kişisel yasın kozmik bir kırılma gibi yaşandığını gösterir.