Gel bana cevr etme dilber dîn ü îmân aşkına
Şair sevgiliye din, iman, yaratıcı ve kutsal kitaplar aşkına cefa etmemesi için yalvarır. Ölüm ve toprak altında kalma uyarısı, yapılanların karşılığını bulma düşüncesiyle sürer; rakiplerin sözüne uymaması istenir ve Ömer sevgilinin nazı arttıkça gamzesinin yabancılaşacağını söyleyerek ulu sultan adına ağlatılmamayı diler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gel bana cevr etme dilber dîn ü îmân aşkına
Seni yoktan var iden ol aşkına
1Gel, bana cefa etme sevgili; din ve iman aşkına;
2Seni yoktan var eden zengin ve eksiksiz Sübhan aşkına.
- 2
Sen bilürsün senden özge yok benim
Tevrat ile hem Zebûr İncîl ü Fürkan aşkına
1Sen bilirsin, senden başka mağara dostum/sevgilim yoktur;
2Tevrat, Zebur, İncil ve Furkan aşkına.
Konuşan sevgiliden başka “Yâr-ı gar”ı olmadığını söyler; tamlama mağara arkadaşlığını ve yakın dostluğu çağrıştırır. Tevrat, Zebur, İncil ve Furkan’ın birlikte sayılması, ricayı dört kutsal kitabın toplam hürmetine sunar ve yalnız İslami değil geniş vahiy zinciri kurar.
- 3
Kendine mağrûr olma âkıbet ölsen gerek
Bunca yıllar olup inleyüp kalsan gerek
1Kendine güvenip gururlanma; sonunda ölmen gerekir;
2Nice yıllar toprak olup inleyerek kalman gerekir.
“Kendine mağrûr olma” güzelliğin ya da gücün kalıcı sanılmasına karşı ölüm uyarısıdır. “Ölsen gerek / kalsan gerek” zorunluluk kipleri, sevgilinin bir gün toprağa dönüşmesini kaçınılmaz gösterir; yıllarca inleme ihtimali bugünkü cefanın gelecekteki yalnızlığına ayna olur.
- 4
Hep bana ettiklerini sevdiğim bulsan gerek
Bu cefâdan Arş-ı Rahmân aşkına
1Sevdiğim, bana ettiklerinin hepsini bulman gerekir;
2Bu cefadan vazgeç, Rahman’ın Arşı aşkına.
Yapılanların “hep” bulunması, davranışın karşılıksız kalmayacağı ahlaki döngüyü ifade eder. “Ferâgat” cefayı bırakma buyruğudur; Rahman’ın Arşı gibi en yüksek kutsal mekânın hürmeti anılarak önceki ölüm tehdidi yeniden merhamet duasına çevrilir.
- 5
Bîvefâdarlıkta ne var söyle gel
Şimdi benden eyi m-oldu sevdiğim sana o
1Ey ceylan gözlüm, vefasızlıkta ne var, söyle gel;
2Şimdi “benden eyi m-oldu ... sana o el” [basılı dizim kapalı].
Ceylan gözlü sevgiliye vefasızlığın ne kazandırdığı sorulur; “söyle gel” hem açıklama hem yaklaşma çağrısıdır. “Benden eyi m-oldu sevdiğim sana o el” basılı yüzeyi karşılaştırma, yabancı el ve kişi ekleri bakımından kapalıdır; kesin rakip hikâyesi kurulmaz.
- 6
Bîhûde söz söylemeği görmedim sana mahal
Uyma adûlar sözüne aşkına
1Boş söz söylemeyi sana uygun görmedim;
2Düşmanların sözüne uyma, adalet terazisinin hakkı için.
Konuşan sevgiliye boş söz söylemeyi yakıştırmaz; “mahal” uygun yer ve imkân anlamıyla davranış sınırı çizer. Asıl uyarı rakiplerin sözüne uymamaktır; “hakk-ı mîzân” adalet terazisinin hürmetini çağırır ve doğru hükmü söylentinin karşısına koyar.
- 7
Der Ömer dilber ne aceb olur
Dürlü nâzı öğrenince gamzesi ağyâr olur
1Ömer der: Güzel, bu nasıl cefa işi olur?
2Türlü nazı öğrenince yan bakışı yabancı olur.
Mahlaslı soru “cevr ü cefâ kâr olur” diyerek eziyetin nasıl bir kazanç ya da iş olabileceğini sorgular. Sevgili türlü nazı öğrendikçe “gamze”nin ağyâr olması, yan bakışın âşığa yabancı ve rakip gibi davranmasını anlatır; güzellik davranışla karşı cepheye geçer.
- 8
Ben gibi sana o eller sanma dostum yâr olur
Gel beni ağlatma bu dem ulu sultân aşkına
1O ellerin benim gibi sana dost ve yâr olacağını sanma;
2Gel, bu anda beni ağlatma, ulu sultan aşkına.
“O eller” dışarıdaki kişileri topluca gösterir ve onların konuşan kadar dost olamayacağını ileri sürer. Son yalvarış “bu dem” diyerek acının şimdi durmasını ister; “ulu sultân aşkına” dünyevi ya da kutsal hükümdar hürmetini açık bırakıp şiiri ağlatmama çağrısıyla kapatır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.293 gövdesinde “Der Ömer dilber ne aceb cevr ü cefâ kâr olur” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n293-4542CAF5EBD0. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.293, PDF 242–243; 8 iki dizelik birim/16 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
“Dîn ü îmân aşkına” kişisel ricayı en temel inanç değerlerinin hürmetine bağlar. Sevgilinin yoktan var edilmesi “Gani Sübhan” adıyla anılır; cefa etmeme talebi böylece âşığın acısından önce yaratılış borcu ve kutsal yemin üzerinden güç kazanır.